Home / Güncel / Tencere Tava Bu Sefer Başka Bir Hava

Tencere Tava Bu Sefer Başka Bir Hava

Başbakan’ın anlamadığı bir şey var. Biz kadınlar evden çıkmayı, direnmeyi bir kere öğrendik. Başbakan her gittiği yerde “tencere, tava hep aynı hava” diyor ya, bu sefer yanılıyor. Tencere, tava artık sadece sıradan mutfak araç – gereci değil. Kadınların “ideal bir kadın” olmak uğruna pişirdikleri yemeklerle kendilerine biçilen rollerin bir yansıması hiç değil.giresunlular-gencler-tencere-tava-ile-yurudu-3-4702929_o

Haziran direnişiyle birlikte sokağa çıkan milyonlarca insanın içerisinde ağırlıklı olarak kadınların olduğu üzerine çok yazıldı, çizildi, tartışıldı, konuşuldu. Kadınlar bunca zaman kendilerine biçilen yeniden üretim işleriyle (ev işi yapmak, çocuk bakmak…) annelik ve eşlik başta olmak üzere kadınlık rollerini sürdürdüler. Kocaları, ağabeyleri, babaları önde olmak üzere kadınların hayatlarındaki bütün erkekler ne giyeceklerine, nasıl davranacaklarına, nasıl olmaları gerektiğine karar verdiler; bu da yetmedi hükümetin erkekleri ve erkekleşerek var olmak zorunda kalan kadınları da kadınların ne kadar doğuracağına, nasıl doğuracağına, doğurup doğurmamasına ve nasıl çalışacağına dair politikalar üretti.

Artık yetmişti.

Biz kadınların hayatlarında yer alan erkeklerin bizlere yokmuşuz gibi davranmalarına, bizim adımıza karar vermelerine dur demenin zamanı gelmişti.

Çünkü söz de bizimdi karar da…

Ve artık söyleyecek sözümüz bu kadar birikmişken evlerde durmak olmazdı.

Direnmek ve forumlarda yer almak için bize biçilen tüm rollerimizden sıyrılarak sokaklara çıktık. Geceleri sokaklarda, meydanlarda, parklarda “rahatça” dolandık, TOMA’larıyla, biber gazlarıyla, coplarıyla, gözaltı ve tutuklamalarıyla, tacizlerine ve tecavüz tehditlerine rağmen polis şiddetine karşı direndik. Direnişten rahatsız olan Başbakan’ın ise aklına yine ilk kadınlar geldi; yine biz kadınların bedenine ve kararlarına müdahale ederek, adımıza kararlar verdi, kızkardeşlerimizle aramızda başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapmaya çalışarak direnişimizi yok saymaya çalıştı. Tüm bu öfkeye karşı bizde yanıtımızı verdik, sözümüzü tüm kadınlarla birlikte ürettik ve daha da çoğaldık. Yeni bir yaşamı hep birlikte üretmenin yollarını tartışırken suskunluğumuzu daha çok konuşarak bozduk.

Ve bugün tencere, tava artık biz kadınlar için değiştirebilmenin umudu. Yılların suskunluğuna, çaresizliğine karşı bir dile geliş biçimi. Dolayısıyla bugün tencere, tava hep aynı hava değil. Başbakan’ın kast ettiği anlamda kadınların geleneksel rollerinin bir parçası değil. Tencere, tava bugün kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin de sesi. Ve başbakan bu sese tahammül edemiyor. “Başbakanın memleketi” olarak ünlenen Rize’de “tencere tava ne işe yarar” eylemleri yapılıyor, tencere, tavalarıyla sokağa çıkan kadınlara “sokağa çıkacağınıza çocuklarınıza yemek yapın” öğütleriyle rolleri hatırlatılıyor. Çünkü kadın aile içerisinde, geleneksel rolleriyle sadece “başarılı bir erkeğin arkasında” makbul ya da annelik mertebesine eriştiğinde “yetiştirdiği hayırlı evlatlarıyla” kutsal!

Şimdi kızkardeşliği daha da büyütmenin zamanıdır…

Yıllardır kadınların öldürülmesine, taciz edilmesine, tecavüze uğramasına ve emeğine erkekler tarafından el konulmasına ses çıkarmayan Başbakan direnişin hiçbir sesine tahammül edemiyor. Tencere, tava sesine ise hiç katlanamıyor. Bu sefer de kadınları birbirine karşı kışkırtmak için “tencere tava çalan komşularınızı şikâyet edin” öğüdünde bulunuyor.

Oysaki bu zamana kadar Başbakan’ın anlamadığı bir şey var. Biz kadınlar evden çıkmayı, direnmeyi bir kere öğrendik. Sapanlarımızla, cesaretimizle, yaratıcılığımızla, bedenimizle, sütyenimizle, tencere, tavalarımızla sokakta her türlü cinsiyetçi hale ve erkek egemenliğine karşı sözümü söylemeye başladık. Eşitlik ve özgürlük mücadelemizi yükselttik. Şimdi bu direnişi görmeyen gözler görsün, duymayan kulaklar duysun, anlamayanlar daha iyi anlasın diye isyanla ve inatla kızkardeşlerimizle birlikte mücadeleyi daha da yükseltmenin zamanıdır. Biz kadınların yemek yapmak ve ev işleri için harcadığımız zamana inat tencere, tavalarımız eksik olmasın, çıkardığımız seslerle eşitlik ve özgürlük mücadelemiz daha da büyüsün diye…

Kaynak: Sendika.org

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Başkaya: Büyük insanlık elini çabuk tutmalı

1930 ve 1980’den farlı olarak ‘nihai bir kriz’ yaşandığını belirten Doç. Dr. Fikret Başkaya “Kapitalist …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir