Home / Genel / 29 Ağustos 1526 – Türklerin Son Bilimsel Başarısı

29 Ağustos 1526 – Türklerin Son Bilimsel Başarısı

9 Ağustos 1526 tarihinde ”Muhteşem Süleyman” önderliğinde Devlet-i Aliye orduları ile Yaloş önderliğindeki Macaristan Krallığı ordusunun Mohaç ovasında karşılaşmaları ile sadece iki saat süren, Macaristan Krallığı ordusunun ağır bir hezimet aldığı savaş ne yazık ki Türkler tarafından asla doğru şekilde analiz edilememiştir.

Yenilenen çağın önderliğini almayı başaramayarak bilimin getirdiği gücü parmaklarının arasından kayıp gidişini izlemekle yetinen Devlet-i Aliye’nin ömrü de bu vesile ile uzun sürmemiştir. Ne yazık ki bu gün halen Türkler bu başarılarının sebeplerini doğru analiz edebilmekten uzak bir yaşam sürerek tarih sahnesinden adım adım silinmeye devam etmektedirler.

Anadolu Türkleri elbette tarih sahnesinden silinmekte olduklarını kabullenebilecek olgunlukta değiller. Fakat ilerlemekte oldukları yol aklın yolu olmaktan uzaklaştıkça ne yazık ki bu süreç daha da hızlanmaktadır. Son yıllarda İslamcı bir partinin pençeleri arasında bu sürecin nasıl hızlandığını göremeyecek denli de eğitimsiz kalmış durumdalar.

Süleyman ve ordusu ağır süvariler ile donatılmış Macar ordusunun karşısına hafif süvariler ile çıkmayı göze alırken bu gün Avrupa diye adlandırdığımız coğrafyada henüz tanınıp bilinmeyen teknolojileri de yanlarında götürmenin özverisi ile cenk meydanına çıkmışlardı. Macar ordusu o güne kadar tanımadıkları teknoloji devi bir ordu ile karşı karşıya geldiklerini sadece iki saat içerisinde tüm ordularını 300 ağır topun bitmek bilmeyen ateşi ve çok sayıdaki ateşli silahın yok edici etkisi ile karşılaştıklarında geç de olsa anlamışlardı. Fakat Türkler bilim ve teknoloji sayesinde elde ettikleri bu galibiyeti, tüm başarıyı Allah’a ve Padişahlarına mal etme alışkanlıkları ve teknoloji ile bilime karşı durmayı tercih eden iç dinamikleri nedeniyle sürdürmeyi başaramadılar.

Günümüz dünyası artık bileği kuvvetli olanın değil, zekası ve teknolojisi kuvvetli olanın kazandığı bir yer haline geldi. Her ne kadar savaşlar kitlesel halde karşı çıkmamız ve lanetlememiz gereken davranış biçimleri olsalar da hayatımızın acı gerçeklerinden olmaya devam ediyorlar ve savaşma zorunluluğu ile karşılaştığımızda diplomasi işe yaramaz hale gelmiş ise yapılabilecek en akıllı hareket savaşı en kısa sürede bitirecek şekilde düşmana ağır darbeler vurmak olacaktır. Bunu sağlayan yegane araç ise teknolojinin ta kendisidir.

Süleyman’ın ordusu dedelerinden Mehmet’in ordusu gibi ateşli silahlara önem veren ve bu teknolojiyi kullanarak elde ettiği başarılar ile tarihe geçmiş olsa da kendi toprakları içerisinde teknolojiye karşı katı bir tutum sergileyen ve her türlü başarıyı önce Allah’a sonra ise Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olduğuna inandıkları Padişahlarına yorma alışkanlıkları nedeniyle erken dönemlerde yakaladıkları teknoloji ve bilim devi olma şansını kaçırmışlar… bu vesile ile ilerleyen tarihlerde ardarda aldıkları yenilgiler ile geniş ölçekli topraklarını kaybederek Anadolu diye adlandırdığımız coğrafyaya sıkışıp kalmışlardır.

Bugünün Türkiye’sine baktığımızda benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz. Teknolojiyi büyük ölçüde dışarıdan alan, keşiflerden ve buluşlardan uzak düşmüş, bilimsel eğitim yerine dinsel argümanlar ile gençlerinin zihnini bulandıran bir ülke konumunda ve yok olmaya yüz tutmuş bir toplum imajı çiziyor. Bilhassa bilimsel keşifler ve teknoloji konusundaki eksikliğini bilimsel eğitim vererek kapatmaya çalışmak yerine ABD gibi ülkelerin kucağına düşmeyi kendisine yedirmiş halde bir ülke, Türkiye.

AKP hükümeti döneminde iyice netleşen bir ”din manyaklığı”, mütedeyyinin hastalık halini almış hali… Zekasına değil hayali bir tanrısal varlığın samimiyetine inanan aciz bir toplum örneği çizmeye devam ediliyor. Bu süreç Cumhuriyet’in kurucularından ve baş önderi olan Mustafa Kemal’in ölümünün hemen ardından başlamış olsa da bilhassa 1980 darbesi ile hız kazanmış, günümüzde ise AKP hükümetinin aklın yolunu değil kalbinin sesini izleyen tutumları ile iyice akıl dışı bir hal almıştır.

Bilime, düşünceye yönelik bir eğitim alması gereken çocuklarımız din eğitiminin ağır bastığı bir sürece yönlendirilerek zaten eksik bulunan zeka seviyeleri daha hızlı bir düşüşe geçirilmeye çalışılmaktadır. Dinsel eğitimin ağır bastığı ülkelerde zeka seviyesinin hızla düştüğü sayısız araştırma ile ispatlanmış olmakla birlikte, cahil bir halkın oylarına talip olmak için bu süreci besleyen iktidar hastalığına yakalanmış çağ dışı zihniyetler nedeniyle günden güne başka ülkelerin oyuncağı olmaktan ve ağır ve ani bir darbe ile dünya tarihinde silinme olasılığımız da artmaktadır.

Sorarım size, ABD nasıl oldu da yaşadığı onca ekonomik krize rağmen dünya devi olmayı başardı? İşin aslı, dünya devi olmanın anahtarı güçlü bir ekonomiden ziyade bilimsel keşiflere ne denli yatkın olduğunuz ile alakalıdır. Zira, kapitalizm ile yönetilen bir dünyada kalıcı bir ekonomik güç imkansızdır. Uzay araştırmaları konusunda tüm ilkleri Ruslar gerçekleştirmiş olsa da Ay’a ilk ayak basan ülke ABD olunca bu yenilgiyi kolaylıkla kabullenen Ruslar da ABD’nin dünya devi olmasının önünü açmışlardır.

Donanma, denize kıyısı olan ülkeler için en büyük teknolojik gereksinimlerden birisi olsa da Türkler asla bu gücü doğru şekilde değerlendirmeyi becerememiş ve bu vesile ile coğrafi keşifler çağını kaçırmak zorunda kalmıştır. Hemen ardından gelen sanayi devriminin de bir ucundan yakalamayı başaramayan Türkler henüz 1526 yılında dünyanın belki de yegane teknolojik donanımlı ordusu iken Osmanlı’nın son yıllarında Batı’dan aldığı borç ile yine Batı’dan silah almaya başlayan devlet konumuna düşmüştür.

Peki ABD nasıl oldu da her anlamda kendisinin önünde bulunan Ruslar’ı Ay’a giderek ağır bir hezimete uğratmayı başardı?

ABD’nin İkinci Dünya Harbinin taraflarının yoğun bir savaş ortamında askeri ve ekonomik anlamda güçten düşmesi ile birlikte Almanya’ya saldırması neticesinde Hitler’in son derece üstün beceriler ile kendilerini donatmış olan bilim insanlarının büyük bir kısmını alıp ülkesine götürmesi ve geliştirdikleri roket teknolojisini kendileri için kullanmaya başlaması bu konuda etken oldu. Öncesinde ise, Almanya’dan kaçan Yahudi bilim insanlarına kucak açması önemli bir etken olmuştu. Peki Ruslar neden bu bilim insanlarından faydalanamadılar?

Aslında bir çok Yahudi kaçarken ABD yerine Rusya’ya sığınmışlar, Ruslar için çalışmaya başlamışlardı. Fakat Ruslar o denli paranoyak bir sistem kurmuşlardı ki, Yahudi bilim insanları ile kendi bilim insanlarını bir araya getirmek yerine asla görüşemeyecekleri şekilde çalışmalarını tercih etmişlerdi. ABD, Yahudileri kendi vatandaşları ile bir saymış, tüm teknolojilerini Yahudilerin hizmetine sunmuşken Ruslar bu insanları bir yere kapatmış, kendi bilim insanları ile aralarındaki iletişimi saçma sapan protokollere bağlamayı tercih etmişlerdi. Haliyle Yahudi bilim insanlarından verim almak bir yana dursun, sağladıkları başarılarda da gecikmeler yaşamaya başlamışlardı. Hem Yahudiler hem de Rus bilim insanları bu süreçten verim alamadıklarından yakınsa da Ruslar bu iki grubu bir araya getirmemekte kararlı bir ahmaklık yapıyorlardı. Neticede Rus bilim insanları iletişim dahi kuramadıkları Yahudi meslektaşlarının kendilerinin işlerine yaramadıklarını söyleyerek projelerden çekilmelerine sebep olmuşlardı.

Sonunda tüm uzay çalışmalarında Ruslar öncü olsa da sadece Ay’a gitmeyi başararak ABD dünya lideri olmayı başardı. Bu süreç paranoyaklığı bir hayat biçimi haline getirmiş Ruslar’ın kaz kafalılıkları ile hayat buldu diyebiliriz.

Yeniden Türkler’e dönersek… Türkler o günlerden itibaren Ruslar ile benzer bir paranoyak yönetim biçimini benimseyerek sınırları içerisindeki bilhassa Rum, Yahudi, Ermenileri ve elbet tüm azınlıkları dışlayan bir sisteme kendilerini kaptırdılar. Halbuki tarihleri azınlıkları kucaklayan devlet mekanizmasının elde ettiği başarılar ile dolu olsa da bu gerçeğe ”Milliyetçi” söylemler ile göz ve kulaklarını kapadılar. Bu süreç halen devam etmektedir.

Türkler, bilimsel gelişmeleri takip etmekte ve uygulamakta bu vesile ile öyle başarısız oldular ki, sonunda ABD’ye yamanmak zorunda kalacak denli elden ayaktan kesildiler. Şimdilerde ülkelerinde sayısız ABD personeli bulunmakta ve bu ülkenin topraklarında askeri üsler oluşturmasına bu aciziyet nedeniyle izin vermekten kaçınamaz haldeler. Diyebiliriz ki Türkiye bu anlamda kendi rızası ile işgal edilmiş bir ülkedir. Tarih sahnesinden silinmemek için ABD’nin sunduğu güvenlik araçlarını kabul etme aşamasına gelerek bu tip bir tuzağa düşmeleri ise neredeyse kaçınılmaz hale gelmiştir.

Şu anda Türkiye bilimsel, felsefi ve teknoloji yolunda ilerlemek yerine bu konularda ecnebilere güvenmeyi tercih etmiş, evlatlarını ise yine ve yeniden dinsel eğitimin ağır bastığı ve verimsizlik ile sonuçlanan bir sürece yönlendirmektedirler.

Türkler halen 1526 yılında elde ettikleri iki saat süren savaş başarısının gerçek nedenlerini anlayabilmekten uzak, Araplardan devşirdikleri (Araplar da Yahudilerden devşirdikleri) hayali arkadaşlarına (Allah) yönelerek dünya devi olabilecekleri zannedecek denli gerçeklerden uzaklaşmışlardır.

Arzach Mills

 

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir