Home / Güncel / 98’lilerin Sokağı: Geçmişin Ölü Eli Artık Yok

98’lilerin Sokağı: Geçmişin Ölü Eli Artık Yok

Türkiye solu, bir hafta içinde, 33 yıldır boğazını sıkan ve üzerine çöken bir sol kabustan kurtulmayı başardı. Şimdi 1970’leri çok daha sakin ve verimli bir biçimde irdeleyebilecek. Desteğine alabilecek. Altında ezilmeyecek. “78’lileri” anlamaktan vazgeçecek, 78’liler onu anlamaya çalışacak.

Türkiye tarihinde olmayan ve hâlâ devam eden bir şey bu. Halk direniyor, Türkiye toprağının hiç alışık olmadığı, daha doğrusu, tanık bile olmadığı bir kitlesellikle gerici iktidara kafa tutuyor, hesap soruyor. Üstelik bunu çok genç bir kuşağın öncülüğünde yapıyor. Bilinen Türkiye burjuvazisinin, görevi kısmen devrettiği “nurjuvazi” kardeşinin yardımıyla yerin yedi kat dibine, betonların altına gömdüğüne inandığı bir insan tipi, Türkiye toprağından fışkırıverdi ve şaşkınlık yayılıyor.

Bu şaşkınlığı yaşıyoruz.

Çünkü bir cenaze törenini de yaşıyoruz. Çok kısa bir sürede, doğrudan Türkiye soluyla ilgili bir dönüşüme tanık olduk. Henüz tüm boyutlarıyla algılayamadığımız bir dönüşüm bu: Geçmişin ölü eli, Türkiye solunun üzerinde en az 33 yıldır hüküm süren bir kabus, “98’liler” tarafından Taksim’de patlak veren ilk olayların hemen ertesinde gömülüverdi. 12 Eylül öncesinin devrimci yükseliş olarak efsaneleşen dönemi ve o dönemden bugüne kalan kuşaklar, hele hele ezici çoğunluğu liberalleşerek solumuzu zehirlemeyi başaran kuşaklar, birkaç gün içinde tarihin tozlu sayfalarındaki yerlerini aldılar. Eskimediler. Zaten eskiydiler ve devrimci hareketimizi bu eskilikleriyle, eskiye bağlılıklarıyla, bugünden kopukluklarıyla, her türlü gericiliğe teşne liberallikleriyle boğuyorlardı. Artık bundan sonra sadece gerek duyulduklarında ve bugün için bir devrimci anlam taşıdıklarında yeniden sahneye çağrılacakları anlaşılıyor.

Buna, büyük isyan içinde bir devrimci arınma olarak bakabiliriz. Ya da herkesi şaşırtan yükselişin ilk devrimci armağanı.

Ne mi oluyor?

Galiba, şu: Karl Marx, 34 yaşında kaleme aldığı “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” başlıklı ünlü analizinin girişinde, tüm eski kuşaklar geleneğinin bir kabus gibi yaşayanların beyinleri üzerinde çöktüğünü yazıyor ve devrim tarihinden de örnekler sıralıyordu: Her yeni devrimci kuşak, yaşayanlar, kendisini geçmişin geleneksel kurum ve atılımlarıyla anlatmaya çalışıyordu. Marx için, bu, verdiği yabancı dil örneğinden de hareketle, pek yol açıcı bir tutuma karşılık gelmemektedir. Uyarısı şuydu: Şimdiki zamanı, ancak şimdiki zamanın kavramlarıyla anlayabilir ve anlatabiliriz. Geçmişin ışığı abartılacak bir yardım değildir ve tehlikesiz hiç değildir. Marx, böyle.

Biz, bunu, Taksim sonrası toplumsal yükselişimize bağlayabiliriz.

Anadolu’nun dört bir yanında ısınan sokaklar, tarihimizin gericiliğe karşı her açıdan en kitlesel bu kalkışmalarından sonra, 12 Eylül 1980 öncesindeki Türkiye toplumunun yaşadığı sol yükselişin hiçbir önemi kalmamıştır. Elbette dağın taşın solcu olduğu 1960 ve 1970’lerin devrim tarihimiz açısından bir önemi vardır, bugünkü solumuz biraz da onun ürünüdür, ama 2013 haziranından itibaren, sol yükseliş ve kitlesel eylem anlamında, Türkiye’nin geçmişinden öğreneceği çok fazla bir şey kalmamıştır. Entelektüel açıdan da durum zaten uzun zamandır farklı değildir. Sol geçmişimiz, artık şimdiki zamanımız karşısında son derece soluktur: 1970’lerde bu denli kalıcı, günler süren, iktidarı sarsan kitlesel çatışmalar yaşamadı Türkiye.

Bugün gelinen noktada, genç kuşakları çok rahatsız eden, neredeyse bir aşağılık kompleksi içinde bırakan “12 Eylül öncesi”, içinden geçtiğimiz son yükselişten itibaren, artık sadece geçmişin ölü elidir. Beyinlerimize çöken bir karabasan tasfiye edilmiştir. Bunu anlamakta ve anlatmakta güçlük çeken genç Türkiye solu, kendi pratiğinin bir sonucu olarak, “utkan tarih“ ve “dağ taş devrimciydi” edebiyatını geçersiz ilan etmiş bulunuyor.
Buradan baktığımızda, sessiz sedasız bir gömü işleminin tamamlandığını, bir devrim yaşandığını söyleyebiliriz: 98’liler, yani 1998’den itibaren toplumsal pratiğe katılanlar veya, hadi liseli gençlerin eylemlere katılımı nedeniyle biraz abartalım, 1998 doğumlular, artık Türkiye’nin en önemli damgasını oluşturuyor.

Türkiye artık kimsenin bildiği Türkiye değil, Türkiye halkı da artık eski Türkiye halkı değil. İklim değişmiştir. Nereye açılacağı, hangi çiçeklere yol vereceği şimdiden söylenemeyecek bir iklim bu. Ama ondan çok daha önemlisi, genç Türkiye solunun eski Türkiye solunun kodlarına sıkıştırılamayacak kadar farklılaşmış olması ve kendi başarılarına imzalar atabilmesidir.

Türkiye solu, bir hafta içinde, 33 yıldır boğazını sıkan ve üzerine çöken bir sol kabustan kurtulmayı başardı. Şimdi 1970’leri çok daha sakin ve verimli bir biçimde irdeleyebilecek. Desteğine alabilecek. Altında ezilmeyecek. “78’lileri” anlamaktan vazgeçecek, 78’liler onu anlamaya çalışacak.
Geçmişten böyle kopmak, geçmişin ağırlığını üzerinden atarak kendi devrimci yolunu kurmak, bir saptamayı zorunlu kılıyor: Bundan sonra geçmişin kavramlarıyla ve şifreleriyle bugünü anlamak da anlatmak da mümkün değil.

Haziran 2013’te kaldırılan büyük cenaze asıl budur ve bu çok büyük bir kazanımdır.

Osman Çutsay -soL

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir