Home / Güncel / AKP ve Liberaller İttifakının Sonu

AKP ve Liberaller İttifakının Sonu

Taksim Gezi Parkı’ndaki eylemcilere şiddetli bir şekilde saldıran polislere karşı halkın dalga dalga büyüyen öfkesi giderek ülke çapında Erdoğan ve AKP hükümetine karşı siyasal bir öfke ve gösteriye dönüştü.

Taksim Gezi Parkı direnişi, kitlelerin hızlı örgütlenmesi, geniş yığınları kapsaması ve sosyal bileşeni açısından ve de içinden geçilen ülke ve dünya konjonktürünün yapısı açısından bir çok düzeyde incelenmesi ve analiz edilmesi gereken bir durumdur.

Bu direnişin ilk göze çarpan sonucu, toplumda belirli bir kesimin ama özellikle de liberal bir düşünce yapısına sahip olan kitlelerin AKP hükümetinden ideolojik, politik, kültürel ve psikolojik olarak kopuşunu göstermesidir. Bu aynı zamanda AKP hükümetinin toplumsal temelinin giderek daralmaya başladığının ve onun önümüzdeki süreçte bir stratejik tercih ile yüz yüze kalacağının da göstergesidir. Bu noktada AKP’nin yapacağı stratejik tercih onun siyasal ömrü üzerinde de belirleyici olacaktır. Çünkü Gezi Parkı direnişi, AKP’nin ittifak politikalarının giderek tersine dönmeye başladığını göstermektedir ve bütün mesele giderek sarsılan ve bazı kesimler ile yok olmaya başlayan ittifakın yerine neyin koyulacağı ve nasıl bir yol ve yöntemin izleneceği sorunudur.

Bu noktada onun nasıl bir politik yol izleyeceğini ve bundan sonra toplumun farklı kesimleri ile ne tür bir ilişki içerisinde olacağı ancak AKP’nin ideolojik ve politik yapısı  doğru bir şekilde anlaşılırsa mümkündür. Onun için kısaca da olsa AKP’nin tarihsel ve toplumsal konumuna değinmek gerekir ve bu konumunun açığa çıkarılması ölçüsünde de bundan sonraki politik yönelimi ile ilgili bazı saptamalar yapmak gerekir.

AKP Turgut Özal’ın ANAVATAN Partisi’nin (ANAP) kuruluş ilkelerine ve ideolojik ve politik anlayışına çok benzeyen bir anlayış temelinde ama farklı bir ülke ve dünya konjonktüründe ortaya çıktı ve hükümete geldi. AKP de ANAP gibi dört temel eğilimi birleştirdi ve bu eğilimlerin birliğinden br toplumsal enerji açığa çıkardı: Milli Görüş tabanlı politik islam, MHP tabanlı aşırı Türk milliyetçiliği,orta sınıfın liberalizmi ve sosyal-demokrat halkçı anlayış.

Hiç kuşkusuz bu kadar geniş ve farklı  bir sosyal yapıyı belirli bir politik disiplin altında birleştirmek ancak güçlü bir liderlik ve pragmatizm ile mümkündür. Bunun ise iki yolu vardır ya bürokratik bir şekilde ya da geniş bir demokratik konsesüs ile bunu yapabilirsiniz.Güçlü bir liderlik ve pragmatizmi, bürokratik bir anlayışın emrine vermek ile demokratik bir anlayışın emrine vermenin sosyal ve tarihsel sonuçları  da farklı olur. İşte AKP RT Erdoğan’ın şahsında bu güçlü  liderlik ve politik pragmatizmi bir bürokratik politik anlayışın emrine vermiştir. Bunun nedeni ise AKP’nin ideolojik ve politik yapısındaki dört eğilimin ağırlık durumlarının farklı oluşu ve bu bağlanmanın hiyerarşisi içerisinde Milli Görüş’çü ve aşırı Türk Milliyetçi eğilimlerin, liberal ve sosyal-demokrat eğilimlere baskın teşkil etmeleri ve ideolojik, politik ve örgütsel hegemonyayı elinde bulundurmalarıdır. Bu noktada AKP içerisinde bu sonuncular stratejik bir yere sahip olurken,liberal ve sosyal-demokrat eğilimler taktik bir işleve sahiptirler ve bu durumun değişmesi mümkün değildir. Zaten yanılsama da tam da bu noktada başlamıştır. AKP hareketi içerisinde taktik bir yere ve konuma sahip olan liberal ve sosyal-demokrat anlayışın zamanla stratejik bir konuma yükseleceği (özellikle ABD ve AB baskıları sonucunda) beklentisi ve yanılsaması oluşmuştur ve bu yanılsama AKP’nin bitmez tükenmez istismarının temelini teşkil etmiştir. Bu öyle bir istismar kaynağına dönüşmüştür ki,ABD,AB ve Kürt sorunundaki bir çok manevranın ve de devlet içerisindeki iki gerici kamp arasındaki iktidar kapışmasının önemli bir kaldıracı haline dahi gelmiştir. AKP’nin bu tarihsel ve toplumsal yapısı kavranılmadan, onun bundan sonraki politik yönelimi ve taktikleri kavranılamaz.

AKP’nin ideolojik ve politik disiplini ve anlayışı  içerisinde liberaller çok önemli bir “politik kavşak” oluştururlar. Ne politik islam ne de aşırı Türk milliyetçiliği, toplumsal hakimiyete giden yolda bu liberalleri kendi siyasal hareketlerinin kanatları altına almadan başarılı olamazlar. Çünkü  liberallerin düşünceleri, yaşam tarzları ve kültürlerinin kökenleri küresel kapitalizm içerisinde yatmaktadır ve Türkiye bu küresel kapitalizme göbekten bağlıdır ve kaldı ki son on yılda bu orta kesim Türkiye’nin küresel kapitalizm ile daha fazla entegrasyonu temelinde de gelişme göstermiştir. Bu orta sınıfın ekonomik ve toplumsal gelişimine paralel olarak da Türkiye’nin müttefiklik yapısı (ABD ve AB) bu liberal eğilimlerin değerler sistemi temelinde kurulmuştur ve bu noktada da AKP’ye hakim olan ideolojik ve politik yapı giderek bir kıskacın içerisine girmiştir.

Taksim Gezi Parkı direnişi, bu noktada politik sistemin bağrındaki çelişkilerin ve sosyal güçler arasındaki karşılıklı ilişki ve evrimin gelişim düzeyini ve durumunu göstermesi açısından bir tarihsel gösterge oluşturmaktadır. Bu gösterge AKP ile liberaller arasındaki ittifaklık ilişkisinin yok olmakta olduğunu göstermekte ama bununla birlikte de AKP’nin siyasal ömrü  üzerinde de bir gösterge oluşturmaktadır.

Türkiye’nin mevcut iç politik dengeleri açısından soruna bakılırsa liberallerin büyük oranda kazanılmadığı  bir politik sistem işlemez. Askeri darbe ve cunta dönemlerinde liberallerin desteği olmadan ve de onların da bastırılması ile bir toplumsal hakimiyet elde edilebilir ancak günümüzde politik sistemin bazı  reformlar ile esnediği ve giderek toplumsal meşrutiyetin seçim sistemi etrafında şekillendiği bir politik ortamda liberallerin bastırılmasının politik sonuçları ağır olur ve hemen bir rejim krizine dönüşür.

AKP ile liberaller arasındaki politik ilişkilerin kopma noktasına geldiği dönemi de iyi kavramak gerekir. Bu kopma herhangi bir dönemde değil AKP’nin toplumsal gelişiminin belirli bir noktasında gerçekleşmiştir. Bu noktanın anlaşılması bütünlüklü  bir politik çerçevenin elde edilmesi noktasında önemlidir.

Her politik parti gibi AKP’nin de bir değerler sistemi ve bu değerler sisteminin öngördüğü bir dünya, bölge ve ülke hedefi vardır. Zaten bütünlüklü bir yapıya sahip olmayan bir hareket başarılı ve uzun ömürlü olamaz. AKP baskın olan Milli Görüş’çü ve aşırı Türk Milliyetçi bir dünya görüşünden dolayı pek bir tarihsel karşılığı olmayan bir politik yönelime sahiptir. Sonal hedefine “küçük stratejik” aşamaları birbirine bağlayarak ulaşmaya çalışmaktadır. Bu noktada beş stratejik aşamalık bir “genel stratejisi” vardır:

Birinci stratejik aşama: Hükümet olacak bir güce ve toplumsal desteğe sahip olmak.

İkinci Stratejik aşama: Hükümet olma gücünü devlet ve politik sistemi değiştirecek yönde bir kaldıraca dönüştürmek. Yani devletin üç temel organı (yürütme,yargı,yasama) içerisinde ezici bir üstünlüğe ulaşmak.

Üçüncü stratejik aşama: Hükümet ve devlet gücünü kaldıraç olarak kullanarak bütün toplumu muhafazakar ve milliyetçi dünya görüşü ve yaşam tarzı temelinde dönüştürmek ve böylece temel gücünü oluşturan bu toplum kesiminin toplum içerisinde daha da güçlenmesini ve gelişmesini sağlamak vede uzun yıllar iktidarının temellerini garanti altına almaya çalışmak.

İŞTE GEZİ PARKI DİRENİŞİ AKP’NİN DEVLETTEKİ KADROLAŞMAYI BİTİRDİĞİ VE TOPLUMU DÖNÜŞTÜRMEYE GİRİŞTİĞİ DÖNEMDE PATLAK VERDİ.

Son dönemlerde toplumun muhafazakar dönüşümü için yasalaştırdığı ve yasalaştırmaya çalıştığı bazı düzenlemeler ve bunu yaparken de devlet gücünü bu düzenlemelere karşı sesini yükseltmeye çalışan kesimlere karşı otoriter bir şekilde kullanması ve bastırması giderek liberal kitlelerin ve onların yanlarında bulunan devrimci, sosyalist ve demokrat hatta farklı motivasyonlardan dolayı bazı gerici eğilimlerin de katıldığı bir ortak cepheye çarptı. Bu çarpma kendisini Gezi Parkı direnişi biçiminde ortaya koydu. AKP’nin son dönemlerdeki gerici düzenlemelerinin ve bu çabaların yoğunluğu bile dikkat çekicidir:

4+4+4 İmam Hatip düzenlemesi, alkol düzenlemesi, kürtaj ile ilgili düzenleme, basın üzerine ağır baskı ve gazetecilerin düşüncelerinden dolayı içeri alınmaları, Kürt halkı üzerindeki sistematik terör, öğrenciler üzerindeki ağır baskılar, aydılar ve gazeteciler üzerindeki ağır baskılar, Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılması, toplantı ve ifade özgürlüğünün pratikte sıfırlanması, farklı azınlıklar ve dini inançların sürekli örselenmesi, eğitim yolsuzlukları, hukuk skandalları, yandaş medyayı kullanarak insanların toplumsal itibarlarıyla oynama, Taksim’e cami yapma anlayışı vs. bütün bunlar son bir kaç yılda ortaya çıkan ve liberal ve demokrat cepheyi giderek baskı altına alan politikalardır.

Dördüncü stratejik aşama: Muhafazakar ve milliyetçi temelde dönüşen toplumu Türkiye’nin etrafındaki bölgelerde oluşturacağı bölgesel bir ittifaklar sisteminin lideri yapmak.

Beşinci stratejik aşama: Türkiye’nin bölgesel liderliğini, farklı emperyalist güç odakları karşısında etkili bir şekilde kullanarak kendisine emperyalist dünya politikasında daha fazla bir yer açmak.

Ancak bu politikanın tarihsel bir karşılığı yoktur. Türkiye’nin kendi iç politik dengelerinde dahi karşılığı olmayan bir dünya görüşünün ve politikanın acımasız bir yapıya sahip olan dış politikada felaket ile sonuçlanması büyük bir olasılıktır.

Taksim Gezi Parkı direnişi, AKP politikasında büyük bir “politik boşluğun” oluştuğunu ortaya koymuştur ve bu “politik boşluk” kaçınılmaz bir şekilde farklı  politik ilişkiler üzerine yansıyacaktır. Bu noktayı kısaca açarsak eğer:

AKP-ABD ilişkileri

ABD uzun zamandan beri AKP’yi burjuva-demokratik reformlar temelinde cesaretlendirmekte ve hatta baskı yapmaktadır. Bu reformlar aracılığıyla Türkiye’nin daha fazla ABD-AB blokuna bağlanmasını istemekte ve reformlarını yapmış Türkiye’yi Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’ya yayılmada güçlü bir “sıçrama tahtası” yapmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin uzun dönemli istikrarını  ve bu istikrara dayanarak bölgede yayılmasını bu reformların yapılmasında görmektedir. Bu reformları yapan Türkiye hem PKK ile bir “uzlaşma” noktası elde etmiş olacak hem de İran gibi rejimlerden uzaklaşmış olacaktır. Son Obama-Erdoğan zirvesinde, Obama bu reformlara dikkat çekmiş ancak zirve öncesi gerçekleşen Reyhanlı terör saldırısı, reformlardan ziyade Suriye’yi öne çıkaran Erdoğan’a (ki bunun hükümet tarafından El Nusra Cephesi’ne ısmarlanan bir terör eylem şüphesi kamuoyunda yoğun bir şekilde oluşmuştur) yaramıştır. Gezi Parkı direnişi tekrar ABD’ye Türkiye’deki reformların gerçekleştirilmesi ve bu noktada AKP hükümetine baskı yapılması noktasında güçlü  bir argüman vermiştir.

AKP’nin bugüne kadar reformları savsaklamasının en büyük gerekçesi, politikalarının toplumda büyük kabul gördüğü  ve bu temelde istikrarı elde ettiği savunusuydu. Artık bu gerekçe yok olmuştur ve iktidarının temellerinin çok kırılgan olduğu ortaya çıkmıştır ve ABD bu yeni politik durumu ona reformları gerçekleştirmesi için baskı aracı olarak kullanacaktır ve de uzun dönemli olarak AKP’ye politik yatırım yapmaktan da vazgeçecektir.

AKP-AB ilişkileri

Belirli bir süreden beri AB’ye rest çeken ve ona ihtiyacı olmadığı söylemini kullanarak şantaj yapan AKP hükümeti, Gezi Parkı direnişi ile AB’nin şantajına maruz kalacaktır ve AB ile müzakerelerin ilerleyememesinin nedeninin AB’den değil AKP’den kaynaklandığı imajı giderek yerleşecektir. Bundan sonra AB Türkiye’de hükümetin otoriter politikaları ile arasına daha fazla mesafe koyarak desteğini çok güçlü gerekçelere bağlayacaktır. AB, ABD ile ittifak halinde hareket ettiği için, ABD-AB blokunun AKP’ye daha fazla mesafeli yaklaşması ve davranması, AKP’nin dış politik desteğini kaybetmesi ve uluslararası alanda tamamen tecrit olması anlamına gelecektir. Bütün bunlar AKP üzerinde reform yapma baskısına yol açacaktır ancak bu reformlar kendi muhafazakar tabanı ile çeliştiği için AKP’yi keskin bir tercihe sürükleyecektir.

AKP-İsrail ilişkileri

AKP’nin 2009′dan itibaren İsrail karşısında sertleşme politikasının nedeni, İran ve Suriye’nin PKK kuşatmasına güçlü bir şekilde dahil edilmesiydi. İsrail’den kısmi uzaklaşma İran ve Suriye’ye yakınlaşmak için zorunluydu. Üstelik İsrail ile cepheleşme politikası, iç politikada ordunun vesayetinin geriletilmesi ve ekonomik ve politik istikrarın gelişmesi ile birlikte ilerlediği için AKP’nin güçlü ve oturmuş imajının oluşmasına da neden oluyordu. Bundan dolayı İsrail AKP hükümetini fazla cepheden karşısına almak istemiyordu. Çünkü onu daha fazla karşısına alması bölgedeki baş düşmanı İran ile yakınlaşmasına neden oluyordu. Artık bundan sonra İsrail AKP hükümetinin İsrail karşıtı söylemlerine fazla prim vermeyecek ve AKP’ye karşı daha fazla agresif hareket edecektir.

AKP-Rusya ilişkileri

AKP’nin dış politikada en çok “sattığı”  şey ekonomik ve politik istikrarıydı. Bu iki ayağın politik istikrar ayağı büyük darbe yemiştir. Rusya başından beri Türkiye’nin Suriye politikasında büyük rahatsızlık duymuştur. Türkiye’nin Esad rejimini yıkmak isteyen koalisyonun liderliğini yapması Rusya’yı  baştan beri rahatsız etmiştir. Rusya Gezi Parkı direnişi ile iç politikada büyük darbe yiyen AKP’nin Suriye’de cesaretini kırmak için ve daha ileri gittiği zaman birilerinin de “Türkiye’nin iç işlerini” kaşıyacağını dolaylı olarak gösterecektir. Erdoğan’ın Suriye politikasında Rusya’yı baskı  altına alma diplomasisi daha başlamadan bitmiştir. Çünkü Rusya artık AKP’yi dikkate almayacaktır.

AKP-İran-Suriye ilişkileri

Gezi Parkı direnişi en çok Suriye’de sözde insan hakları ve demokrasi şampiyonluğu yapan ve bu temelde Suriye iç savaşına angaje olan AKP’nin Suriye politikasını  olumsuz bir şekilde etkilemiştir ve bu politikaya darbe indirmiştir. Türkiye’nin Suriye’de El Kaide’ci terör örgütleri ile kol kola yürüyen politikasının içeride baskıcı politikaların sonucunda baş gösteren Gezi Parkı direnişi ile birleşmesi, onun Suriye’de rejimin değiştirilmesi ya da hemen yıkılması gerektiği politikasına büyük darbe vurmuştur ve Esad rejimine büyük moral olmuştur. Esad rejimi şimdi daha fazla direnme umuduna sahiptir ve Suriye’de rejimin düşüşünün uzaması ise AKP’nin daha fazla çamura batması anlamına gelmektedir ki AKP’nin siyasal ömrü üzerinde kısaltıcı etkide bulunacaktır.

AKP-PKK ilişkileri

Gezi Parkı direnişini iç politikada en ilginç kılan durum, PKK’nin ateşkes ile birlikte Kuzey Kürdistan’ın dışına çekilirken yani çatışmasız bir ortam yaşanırken gerçekleşmesidir. Bu direnişin hem çatışmasız hem de askeri vesayetin olmadığı bir konjonktürde gerçekleşmesi, AKP’nin anti-demokratik ve baskıcı karakterini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

Bu direniş PKK’nin politik manevrasının ne kadar doğru olduğunu da ortaya koymuştur. PKK geri çekilirken en büyük amacı, demokratik reformların yapılması noktasında bir ortam oluşturarak AKP üzerinde baskı kurmaktı. Bu direniş  ile bu baskı AKP üzerinde daha fazla kuruldu ve PKK karşısında AKP’nin eli daha da zayıfladı.

AKP’nin amacı, barış süreci ile bir nefes molası kazanarak özellikle ya seçim öncesi ya da seçim sonrası hiç reform yapmadan PKK’ye karşı topyekün bir savaşa geçmekti. Bu noktada batıda büyük halk desteğine sahip olduğunu ve savaşı daha uzun yıllar sürdürebileceği yanılsamasını yaratmaktı. Ancak Gezi Parkı direnişi bu planlara büyük bir darbe vurdu. Ancak bu noktada AKP PKK’ye karşı topyekün savaş politikasından vazgeçmeyecektir tam tersine Gezi Parkı direnişinin olumsuzluğunu ancak PKK’ye karşı şoven Türk milliyetçi ve saldırgan bir politikaya başvurarak gidermeye çalışacaktır. Gezi Parkı direnişi reformların ön plana alınmasına değil PKK ile savaşın daha da şiddetlenmesine büyük oranda neden olacaktır. Seçimler öncesi AKP’nin BDP ve PKK üzerinde devlet terörüne ve yoğun şoven milliyetçi bir politikaya başvurması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu noktada geçmiş ANAP pratiğine dönmede ve bazı dersler çıkarmada fayda vardır. ANAP’ı da bitiren liberal reformlar temelinde devlet ve politik sistemin dönüşümüne ağırlık vermekten ziyade 1990′lı yılların başlarında savaşa ağırlık vermesi oldu. Bu savaş ANAP’ın 1980′li yıllarda kazandığı  ve çok övündüğü liberal eğilime sahip olan “orta direk”in tamamen kaybedilmesine ve iktidarın kaybedilmesine götürdü.

AKP’nin Entegre Strateji temelinde PKK’ye karşı topyekün bir savaşa geçmesi, bu liberal kesimler ile tamamen kopuşmasına ve daha gerici bir rejimin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Gezi Parkı direnişinin bir başka politik sonucu da AKP’nin kendi içerisinde olacaktır. AKP içerisinde uzun zamandan beri uygulanan politikalardan dolayı rahatsız olan ve yine kararsız olan kesimlerin eskisi gibi sessiz kalması söz konusu olmayacaktır. Uygulanan politikaları daha fazla eleştirmeye ve seslerini çıkarmaya ve de uzun dönemli olarak da AKP üzerinde fazla hesap yapmamaya çalışacaklardır. Farklı lider arayışı ve fraksiyon faaliyetleri daha da gelişecektir. Bu direniş sırasında Abdullah Gül’ün liderlik tarzı ile RT Erdoğan’ın liderlik tarzının giderek ayrışması ve bu temelde Erdoğan’ın büyük bir darbe yemesi AKP tabanında Erdoğan’ın liderliğini ve tarzını  hem tartışmaya açacak hem de bu tarz noktasında büyük şüphelerin oluşmasına neden olacaktır.

AKP iç politikada bir kıskaca girerken onu tehdit eden ve tamamen orta sınıfları kaybetmesine neden olacak en büyük tehlike yaklaşan ekonomik krizdir. AKP sürdürülemez bir ekonomi politikası izlemektedir ve Türkiye’nin cari açığı zamana ayarlı bir saatli bomba gibidir ve de ne zaman patlayacağı belirsizdir.

Türkiye cari açığın finansmanının giderek önemli bir kısmını, dünya ekonomik krizinin patlamasından bu yana çok niteliksiz bir şekilde yani giderek daha fazla kısa vadeli bir yapıya sahip olan sıcak paraya dayanarak yapmaya çalışmaktadır. Özellikle siyasi istikrarın giderek bozulmaya başlandığı bir durumda bu sıcak para akışı da büyük darbe yiyecektir. Yine bu noktada bir başka büyük sorun da önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde gerek ABD’de gerekse de AB’de “genişlemeci para politikasının” giderek yerini giderek “sıkı para politikasına” bırakacak olmasıdır. Bu durum Türkiye’ye akan kısa vadeli sermayenin oranını  düşürerek cari açığı daha fazla baskı altına alacaktır ve bir ekonomik krizi tetikleyebilecektir.

Gezi Parkı direnişinin politik etkisi, Batı  Kürdistan’daki (Rojava) devrimin politik etkisi ile aynı ağırlıktadır. Rojava devrimi AKP’nin Suriye politikasının sonunu oluşturdu. Aynı  şekilde Gezi Parkı direnişi de AKP’nin muhafazakar toplum yaratma girişiminin sonu oldu ve onu ciddi bir stratejik tercih ile karşı karşıya bıraktı: ya demokratik reformları yapacak ama kendi sosyal ve seçmen tabanı ile çelişecek ya da bu reformları yapmayacak ve daha muhafazakar bir çizgiye kayarak orta sınıflar ile tamamen kopuşarak daha baskıcı bir politikaya sürüklenecektir ki bu da politik ömrünün daha da kısalması anlamına gelecektir.

Gezi Parkı direnişinde dikkati çeken bir başka nokta da, kitlelerin hızlı bir şekilde çoğalması ve devlet karşısında stratejik sayısal üstünlüğü (ki bir devrimin en önemli yasasıdır) kısa sürede elde etmesidir. Bu hızlı  çoğalmanın en önemli nedeni, devlet baskısının çok geniş bir sosyal kesime yayılmış olması ve şiddetinin yoğun olmasıdır. Bu baskının genişliği ve şiddetin yoğunluğu (tek fiziki değil manevi şiddet de söz konusudur) kitlelerin hızlı çoğalmasının en önemli nedenleri arasındadır.

Bütün bu durumlar üst üste koyulduğu zaman Gezi Parkı direnişi, AKP’nin politik bitişinin başlangıcı anlamına gelmektedir ve bu noktada önemli bir kilometre taşıdır. Ancak bu tespiti yaptığımız zaman akla ister istemez şu soru gelmektedir: Devrimci ve demokratik cephe bu yeni döneme ne kadar hazırlıklıdır. AKP’nin düşüşünde en çok yararlanacak politik eğilimler kimlerdir?

AKP’nin gelecekte iktidardan düşüşü iktidarın devrimci ve demokratik cephenin ellerine geçeceği anlamına gelmez. Devrimci bir öncünün olmadığı durumlarda genellikle iktidar daha sağa kayan bir seyir izlemektedir ki önemle üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Kemal Erdem

(Bu yazı ilk olarak sendika.org da yayınlanmıştır)

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir