Home / Genel / Akp’nin Ruhu

Akp’nin Ruhu

Kayseri’de büyük bir fabrika ve meşhur bir markanın sahibi, beni evine buyur etti. Yenge Hanım saygıyla karşıladı. Evin salonuna doğru yürürken her biri birer salon kadar geniş olan odaların yanından geçtim. Salon diye geldiğimiz yer ise basket maçı oynanacak büyüklükteydi. Koltuğa oturur oturmaz adet olduğu gibi televizyon açıldı; en büyük ekranlı Led TV’lerden biriymiş. Dev ekranda reklamlar, haberler ve diziler dönmeye başladı.

30015301065

“Burası kaç metre kare?” diye sordum. 350 metre kareymiş. Kayseri’de bu büyüklükte dairelere sahip yüzlerce apartman varmış. Çayımızı içtik, evin küçük kızı buzdolabında soğutulmuş sütlaçlar getirdi. Uçak vakti gelince marka sahibi ile birlikte kalktık. Asansörden beraberce indik. Orta sınıf sayılabilecek otomobile bindik. “İlyasçım, biraz vaktimiz var. Sana ayıp olmayacaksa şu camide akşam namazını kılabilir miyim?” diye sordu. Camiye girdi, 10 dakika bile geçmeden küçük bir cemaat eşliğinde çıktı. Arabanın yanındayken hayli yoksul görünümlü birkaç kişiyle elele tutuşarak konuştu. Tekrar direksiyona geçtiğinde “Kusura bakma, seni beklettim” dedi.

Kayseri, işsizliğin en yoğun yaşandığı kentlerden biri. Çin baskısına dayanamayan onlarca tekstil fabrikası son bir kaç yılda tüm işçilerini çıkarttı, pek çoğu iflas etti. İşsizlikten mahvolması gereken bu kentte AKP hala tulum çıkartıyor. Acaba niye?

Ordulu bir arkadaşıma “Fındık üreticisinin belinin kırıldığı haberlerini okuyoruz. Ama bu sandığa hiç yansımıyor. Niye?” dedim. “Çünkü fındık üreticisi bir köylü eskisinden daha farklı yaşamıyor. Bir sürü yardım alıyor” dedi.

Muhalif bir gözle AKP’ye en ağır eleştirileri getirmek mümkün ancak AKP’nin gücü kolay kolay tükenmez. Çünkü AKP sağlık reformu yaptı. Bunu da doktorların aleyhine, hastaların lehine kararlar alarak yaptı. Doktorların geneli zaten AKP düşmanı olduğu için ve doktorlar hastalara oranla azınlıkta olduğu için, bu hamlesiyle akıl almaz bir güç kazandı. Tedaviyi böylesine ucuzlatan ve kaliteli kılan bir partiye kimse bir şey yapamaz.

AKP sıradan vatandaşa direkt olarak bir şey dayatmıyor. Arabayı durdurup camiye gidiyor ama kimseye “gel sen de kıl” demiyor. Aksine “kusura bakma beklettiğim” için diyor.

AKP’li günde beş defa meditasyon yapıyor, kavramsal ve yorucu sorularla kendini hiç yormuyor; içki içmediği için coşmuyor ve düşmüyor.

AKP’linin televizyonu en büyük ve en ince televizyon da olsa; o evde aynı televizyon dizileri izleniyor, aynı şarkılar dinleniyor. Çocukları ezan sesi duyulmayan yalıtılmış sitelerde değil, asansörden indiğin anda kendini sokakta bulduğu apartmanlarda büyüyor. AKP’nin ruhu, çoğunluğun yaşadığı kalabalık mekanlarda “bizden” bir “başarı” sembolü olarak dolaşıyor.

AKP’nin sigorta sisteminden, yol tünelleri inşasına kadar pek çok alanda başarı kazanmasının nedeni, sadece “iktidar” olmasıyla açıklanamaz. Belki de “iktidar olmak”tan daha büyük bir neden AKP’nin işini bilen insanlara sonuna kadar açtığı kapı.

AKP binlerce teknik konuda başarılı olurken, bu başarıyı ortaya çıkartan iyi eğitimli kadroların belki de %10’u bile AKP’nin temsil ettiği değerlere inanmıyor. Ama AKP onlara olanak tanıyor, fırsatlar sunuyor ve iş modellerini tanımlıyor. Tünelleri yapan mühendis AKP’ye oy vermiyor ama AKP’ye oy kazandıracak projeyi rahatça ve saygı görerek tamamlıyor. Zaman geçtikçe de AKP’ye karşı olan fikirleri yumuşuyor hatta değişiyor.

AKP’nin “iş modeli” Steve Jobs’un Apple’daki modeline benziyor. Apple binayı yapıyor ve içindeki odaları dekore etme fırsatını herkese açıyor. Bu dekor karşılığında kazandığı paranın bir kısmını (muhtemelen kırkta birini) dekoratörlerle paylaşmaktan da çekinmiyor.

AKP iki dönemdir iktidarda. Zenginlerle alıp veremediği hiçbir şey yok. Ekonomik kararları ortasınıf iyi eğitimli meslek gruplarını (yani ağırlıklı CHP seçmenini) sıkıştırıyor. Öte yandan en yoksul kesime organize, sistemli ve düzenli biçimde yardım getiriyor. Çok sayıda yardım dernekleri var. Belediyeleri bol kaynağa ve asla denetlenmeyen bir fütursuzluğa sahip.

İşsiz insanlar camide akşam namazlarını kılarken, onları işten çıkartan patronla birlikte saf tutuyorlar. Patronun televizyonu ve evi büyük ama bu ev ayrı bir mahallede değil, köşebaşındakı apartmanda. Patron, komşusunun elini tutuyor ve cami çıkışında sohbet ediyor. Onu camiye gittiği için eleştirmiyor, dalga geçmiyor, bir arabanın sağ koltuğunda oturup izlemiyor.

Kılıçdaroğlu, camiye gidip namaz kılmadıkça ve buzdolabında misafirler için her an hazır birkaç tabak sütlaç bulundurmadıkça, %20’ler çemberini kırabilir mi?

Ateş İlyas Başsoy

http://www.ilyasbassoy.com/

Dünyalılar

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir