Home / Genel / Amerikan Plutokrasisi ve Koch Kardeşler

Amerikan Plutokrasisi ve Koch Kardeşler

k-abRomalılar’dan bu yana 2 bin yıl geçti ama, demokrasinin hala zengin sınıfların yönetimi olduğu gerçeği pek değişmedi. Zamanın Roma’sı, süper güç Amerika da, en tepedeki bir avuç küresel zenginin, tüm siyasi ve ekonomik sistemi toplumun ezici çoğunluğunun çıkarlarına aykırı olarak manipüle etttiği plutokrasi rejimine dönüşüyor.

Son dönemlerde yoğun bir şekilde tartışılan Amerikan plutokrasisinin en görünür yüzü ise Charles ve David Koch kardeşler. Petrol rafinerilerinden kömür madenlerine, doğal gaz boru hatlarına uzanan bir imparatorluğu yöneten Koch kardeşlerin serveti 80 milyar doları aşıyor. Bu rakam, en alt yüzde 40’lık gelir grubunda yer alan nüfusun toplam servetine eşit.

Charles-David-Koch

Koch’ların en önemli farkı, görülmemiş ölçüde para dökerek, çeşitli kurumlar ve yöntemlerle bizzat kamuoyunun görüşünü değiştirmeye soyunması. Hedef aldıkları politikacıları medya üzerinden itibarsızlaştırma kampanyaları yapan, çeşitli alanlarda sağ görüşleri dillendiren yazarlara, bilim adamlarına, film yıldızlarına ödüller veren, politik aktivistlerden düşünce kuruşlarına, lobi şirketlerine uzanan, bizzat sosyal bir değişim yaratmayı amaçlayan bu ahtapotu andıran ağ, Amerika’nın kesinlikle en agresif plutokratik hareketi.

 GLOBAL ISINMAYA SAVAŞ

Koch kardeşler bugünlerde güneş enerjisi kullananlara sağlanan avantajları ortadan kaldırmak için açtıkları savaşla Amerika’nın gündeminde. Petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtlara dayalı bir endüstrinin sahibi olarak, Koch kardeşler aynı zamanda yeryüzü havasına en çok karbon gazı salan, bir diğer deyişle dünyayı en çok kirletenler arasında. Bu yüzden güneş enerjisi gibi temiz ve yenilenebilir kaynakların yayılmasını, Kongre’yi tüm güçleriyle etki alanlarına alarak önlemeye çalışıyorlar. Ayrıca düşünce kuruluşlarını, bilim adamlarını ve üniversiteleri “satın alarak”, kamuoyunu “küresel ısınma” gibi bilimsel gerçeklerin tam tersine ikna etmek için uğraşıyorlar.

Sadece son bir yılda yayınlanan üç kapsamlı araştırmanın global ısınmayı çok net ortaya koyması, ya da Kaliforniya’da şu aralar yaşanan kuraklık sorunu veya Atlantik kıyılarında deniz seviyesinin yükselmesi gibi “bilimsel gerçekler”, müthiş bir PR kampanyasıyla örtülmeye çalışılıyor. Zira global ısınma gerçeği, alternatif enerji kaynaklarının teşvikiyle, Koch’ların daha az para kazanması anlamına geliyor. O yüzden bilimin kendisi şu aralar Koch’ların en büyük düşmanı.

Koch’lar sadece çevre kirlenmesi değil, her yıl altı bin yoksulu ölmekten kurtaracak sağlık sigortasını -Health Care yasası- engellemek için de ellerinden geleni yapıyorlar.

ZENGİNLİK İÇİNDE YOKSULLUK

Rakamlar da birçok açıdan Amerika’nın plutokrasi haline geldiğini kanıtlıyor. Milyonlarca Amerikalı devletten yiyecek yardımı alıyor, 21 milyon Amerikalı iş arıyor, 317 milyonlık ülkede 46 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk içinde büyüyen çocuk sayısı gelişmiş tüm ülkeleri çok geride bırakıyor.

ABD’de 1970’den bu yana üretilen ulusal gelirin yüzde 80’i en tepedeki yüzde 2’ye, yüzde 65’i de gelir piramidinin tepesindeki 1’e gitti. Son 40 yılda maaşlı çalışanların reel gelir artışları yüzde 0 ile 28 arasında değişirken, GSMH iki mislinden fazla katlanarak yüzde 110 artış gösterdi. Kısacası son iki kuşaktır Amerika’da en tepeye doğru anormal hızlı bir servet yığılması yaşanıyor. 2008 krizinden sonra bu süreç daha da hızlanarak, bir yandan Amerikalıların yüzde 90’ının reel gelirlerinin yüzde 25 azalmasına yol açarken, diğer yandan en tepedekilerin servetlerinin hiçbir ülkede görülmemiş bir hızda katlanmasıyla sonuçlanıyor.

 SİYASET VE HUKUK ZENGİNLERİ KORUYOR

Amerikan hukuk sistemi, vergi kaçıran, kurallara uymayan bireyleri en ağır cezalarla cezalandırırken, kirli işlere bulaşan bankalara, büyük şirketlere karşı ekonomik istikrarsızlık yaratma korkusuyla son derece müşfik davranıyor, çoğu zaman açılan davalar bir yere gitmiyor.

Hukuk düzeni ve siyasi mekanizma, ufak bir azınlığın çıkarlarına göre hareket etmeye başlayınca da toplumun iyiliğine hizmet eden araçlar olmaktan çıkıyor. Örneğin Kongre tam bir zengin adamlar/kadınlar klübüne dönüşmüş durumda. Arkasında kimin olduğu pek belli olmayan bu lobilerin belirlediği adaylar Kongre’de yerlerini alabiliyor ancak. Siyasi arenada varolma artık zenginlerden akacak paraya bağlı. Para, eroin gibi iktidarı kendine bağımlı kılmış .

Bu durumda tüm ülke siyasetine bakış, en tepedekilerin ekonomik çıkarları merceğinden süzülürken bireysel seçim özgürlüğü, dev pazarlama, reklam kampanyalarının algıları yönlendirmesiyle zedeleniyor.

Amerika, ifade özgürlüğü, etnik ve dinsel çeşitlliğe saygı, canlı sivil toplumuyla hala gündelik yaşamda imrenilecek bir demokrasi laboratuvarı. Ama sıra kaynakların bölüşümüne gelince işler değişiyor. En zenginler düzeni doğrudan ve dolaylı olarak kuşatıp toplumsal zenginliğin kendilerine akmasını sağlarken, eşitsizlik Avrupa’nın sanayi devrimi dönemine benzer şekilde korkutucu ölçüde artıyor.

ABD gelişmiş bir demokrasi ile karanlık bir sosyal düzen arasındaki ince çizgide salınırken, toplumsal çatlak giderek gizlenmesi zor hale geliyor. Zenginlerle yoksullar arasındaki bu “demokrasi” mücadelesi ise, sadece Amerika’yı değil, benzer bir eğilim yaşayan tüm dünya halklarını ilgilendiriyor.

Dünyalılar

 

 

 

Rastgele Haber

Öldürmenin “Kutsallığı” Üzerine

Yine bir Kurban Bayramı yaklaşıyor. Yine her yer kan gölüne dönecek. Yine nice hayvan acemi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir