Home / Arka Bahçemiz / Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar
Buradan çıkış yolu, anarşist örgütlenme biçimlerinin devlet gibi bir şeye benzemeyeceğini kabul etmektir.

Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar

 

Bahsettiğim gibi, anarşist bir antropoloji gerçekte yoktur. Sadece küçük parçalar vardır. Bu makalenin ilk kısmında,bu parçalardan bazılarını bir araya getirmeye ve ortak temalar aramaya çalıştım; bu kısımda ise daha ileri giderek, gelecekte var olabilecek bir toplumsal kurarn bütününü hayal etmek istiyorum.

Bunu yapabilmek için gerçekten de önce bu tür bir doğaya sahip her projeye getirilen her zamanki eleştiriyi ele almak istiyorum: Fiilen var olan anarşist toplumlar üzerinde çalışmanın modern dünyayla alakası, tek kelimeyle,yoktur. En nihayetinde bahsettiğimiz şey bir grup Ilkelden ibaret değil mi?

Antropoloji hakkında bir şeyler bilen anarşistler bu savlara hayli aşinadır.

Tipik bir diyalog şu şekilde ilerler:

Kuşkucu: Peki, bana anarşizm fikrinin işleyeceğine dair nedenler gösterebilirsen, bu fikrin tümünü daha çok ciddiye alabilirim. Bana hükümetsiz bir şekilde yaşayan tek bir toplum gösterebilir misin?

Anarşist: Tabii ki. Böylesinden binlerce vardır. Sadece şu an aklıma gelen bir düzinesini sayabilirim: Bororolar, Bainingler, Onondagalar, Wintular, Emalar, Tallensiler, Vezolar . . .

Kuşkucu: Ama bunlar bir grup ilkelden ibaret! Ben modern, teknolojik bir toplumdaki anarşizmden bahsediyorum.

Anarşist: Tamam o zaman. Her türden pek çok başarılı deneyim bulunmakta: Mondragon’daki gibi, işçilerin özyönetim deneyimleri; Linux gibi armağan ekonomisi fikrine dayanan ekonomik projeler; mutabakat ve doğrudan demokrasiye dayanan her türden siyasal örgüt . . .

Kuşkucu: Peki tamam ama bunlar küçük, yalıtılmış örnekler. Ben genel anlamda toplumlardan bahsediyorum.

Anarşist: İnsanlar bunu denemedi değil. Paris Komünü’ne, Cumhuriyetçi İspanya’daki devrime vb . bak.

Kuşkucu: Evet, o adamlara ne olduğuna da bir bak! Hepsi öldürüldü!

Zarlar hilelidir. Kazanamazsınız. Çünkü kuşkucu “toplum” derken, aslında “devlet”i, hatta “ulus-devlet”i kastediyordur. Hiç kimse bir anarşist devlet örneği -bu terimler kendi aralarında çelişkilidir- gösteremeyeceği için, aslında bizden istenen hükümetin bir şekilde sökülüp atıldığı bir modern ulus-devlet örneğidir. Kanada hükümetinin devrildiği ya da bir nedenden dolayı kendi kendini ortada kaldırdığı ve hiçbir şekilde yerine yeni bir hükümetin geçmediği,    bunun yerine bütün eski Kanada vatandaşlarınınbkendilerini özgürlükçü kolektiflerde örgütlerneye başladığı bir durum rastgele bir örnek olarak ele alınabilir. Böyle bir şeyin olmasına asla izin verilmeyeceği açıktır. Geçmişte bu olabilir gibi gözükmüşse de -bunun en mükemmel örneği Paris Komünü ve İspanya İç Savaşı’dır- aşağı yukarı civardaki her devletin başında bulunan siyasetçiler, böyle bir durumun oluşması için çaba sarf edenler yakalanıp kurşuna dizilene kadar, kendi aralarındaki farklılıkları askıya almayı tercih etmişlerdir.

Buradan çıkış yolu, anarşist örgütlenme biçimlerinin devlet gibi bir şeye benzemeyeceğini kabul etmektir.

Bunlar, akla gelebilecek her düzeyde, hayal edebileceğimiz her şekilde ve edemeyeceğiz muhtemel pek çok başka şekilde çakışan ve kesişen topluluklardan, birliklerden, ağlardan ve projelerden oluşan sonsuz bir çeşitliliği içine alacaktır. Bazıları oldukça yerel, bazıları ise küresel olacaktır. Belki de bütün ortak noktaları, hiçbirinin içlerinde elinde silahlarla ortaya çıkan ve herkese çenesini kapamasını ve söylenileni yapmasını huyuran bir kişiyi barındırmamasıdır. Aynı zamanda, anarşistler aslında herhangi bir ulusal toprak içinde iktidarı ele geçirmeye çalışmadıkları için, bir sistemin diğeriyle yer değiştirmesi bir tür devrimci tufan -Bastille’in sarsılması, Kışlık Saray’ın işgal edilmesi- biçimini almayacaktır. Daha ziyade, mecburen aşamalı olacak, dünya çapında alternatif örgütlenme biçimlerinin, yeni iletişim biçimlerinin, yaşamı örgütlemenin yeni, daha az yabancılaşmış yollarını yaratmak biçimini alacaktır. Öyle ki bunlar, hemen sonrasında, halihazırdaki iktidar biçimlerinin aptalca ve konuyla alakasız olarak görünmeterini sağlayacaktır. Bu ise, sınırsız sayıda uygulanabilir anarşizm örneği olduğu anlamına gelecektir: Herhangi bir yüksek otorite tarafından dayatılmadığı sürece, bir klezmer· grubundan uluslararası posta servisine kadar aşağı yukarı her örgütlenme biçimi bir sayılacaktır.

Maalesef, bu tür bir sav kuşkucuların çoğunu tatmin eder gibi görünmüyor. Onlar “toplumlar” istiyor. Bu yüzden de ulus-devlete (ortak bir dil konuşan, sınırları belirli bir toprak parçası içinde yaşayan, ortak bir yasal ilkeler dizisini kabul etmiş olan. . . bir halka) benzeyen, ama bir devlet aygıtına (bu, Weber’i takiben kabaca şöyletanımlanabilir: en azından resmi hüviyetleri içinde ve yakınında bulundukları zaman, şiddet kullanma hakkını tek başına elinde bulunduran insanlar grubuna) sahip olmayan oluşumların tarihsel ve etnografik kayıtlarını aşındırmak zorunda kalıyoruz. Tabii ki, eğer zamansal yada meki:msal olarak uzağımızda olan görece küçük topluluklara bakmak istenirse, böyle oluşumlar bulunabilir.

Ama o zaman da bize, tam da bu nedenle bunların sayılmadığı söylenecektir.

Şimdi yeniden asıl soruya dönelim. Bizim yaşadığımız dünyayla, “ilkel”, “kabileye ait” ve hatta “köylüler” olarak nitelendirilenlerin yaşadıkları dünya arasında mutlak bir uçurum bulunduğu varsayılır. Bu antropologlann suçu değildir: On yıllardır kamuoyunu “ilkel” diye bir şeyin olmadığı, “basit toplumlar”ın aslında o kadar basit olmadıkları, hiç kimsenin asla zamansız bir yalıtılmışlık içinde var olmadığı, bazı toplumsal sistemlerin daha çok ya da daha az evrilmiş olduklarından bahsetmein anlamsız olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyoruz. Ama bu zamana kadar pek az mesafe kat ettik. Ortalama bir Amerikalıyı bir Amazonlar topluluğunun muhtemelen kendisine -belki de hepimizin modern uygarlığı terk edip Amazonya’da yaşamamız gerektiğinden başka- öğretecek bir şeyleri olduğu konusunda ikna etmek neredeyse imkansızdır ve bunun nedeni onların tamamıyla farklı bir dünyada yaşadıklarının varsayılmasıdır. Bunun da nedeni yine, yeterince tuhaf bir şekilde, devrimler hakkındaki yerleşik düşünce biçimidir.

 

David Graeber

 

David Graeber:”Anarşist Bir Antropolojiden  Parçalar”, Çev: Bengü Kurtege-Sefer, Boǧaziçi Üniversitesi Yayını, 2007, İstanbul

Rastgele Haber

Zulmün Anatomisi

‘Bütün dinlerin kadınlarla ciddi bir sorunu var’ FEMEN’in iki aktivisti kaleme aldıkları ‘Zulmün Anatomisi’ kitabında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir