Home / Arka Bahçemiz / ANKARA’DAN DİYARBAKIR’A BİR YOLCULUK HATIRASI

ANKARA’DAN DİYARBAKIR’A BİR YOLCULUK HATIRASI

view-nature-natural-view-window-bus-Favim.com-508247Türk olarak doğdum, Alevi olarak büyüdüm, Kürt olarak özgürleştim, Ermeni olarak can sırrına erdim, Rum olarak şarkılar mırıldandım; beni ırklarda, milliyetlerde, bayraklarda değil, can olanda bilin… Can`ım ben bizim ellerde; her türlü sınırdan, inançtan, kutsanmışlıktan öte bir yerdeyim… Bana “can” deyin…” diye küçük bir anekdot yazmıştım günlüğüme, Ankara`dan Diyarbakır`a gidecek otobüsün kalkmasını beklerken en ön sırada, cam kenarındaki yerimde.

Otobüs hareket etmeye yakınken geldi ve yanıma oturdu yol arkadaşım. Yaşlıca bir adamdı; yorgun bir yüzü, kederli bir duruşu vardı. Merhabalaştık önce. Beni baya süzdü. “Sen nerelisen?” diye sordu, “İzmirliyim” dedim. “Diyarbakır`a gidisen?” dedi.  “Evet” dedim, “kardeşlerimi görmeye gidiyorum.” Şaşırdı, “öz kardeşlerindir?” dedi. “Öz” dedim…”Kürt yani?” dedi, “Kürt” dedim. Sustu bir süre. “E sen Türk, onlar Kürt; nasıl kardeş olisınız ?” dedi. Gülümsedim, “kardeşim belledim onları, onlar da abileri belledi beni.” Gülümsedi o da. “Kardeşlerin nerde otırilar Diyarbakır`da?” diye sordu. “Bağlar`da” dedim. “He doğri diyisen, Bağlar Diyarbakır`dadır!” dedi

Şehirlerarası otobüslerde, koltuk arkalarında mini bilgisayarlar olur hani televizyon seyredebilen, müzik dinlenebilen. Ben müzik dinlemeye başladım, Kürtçe müzikler…  Hafifçe vurdu omzuma üç kere. Çıkardım kulaklığımı. “Sen Kürtçe bilisen?” diye sordu. “Bilmiyorum” dedim. Dinlediğim şarkıya kulak kabarttı. “Sevdin?” dedi. “Sevdim” dedim. “Ne anlati o şarkı, bilisen?” dedi. Sustum… “Gidip de gelmeyen bir oğuli anlati anasının dilinden” dedi. Başını öne eğdi yol arkadaşım. Susuverdik yan yana…”Var mı çocuklarınız*” diye ben sordum bu sefer. Cevap vermedi bir süre. “Oğlum” dedi, “gitti o, dönmedi…” Diyemedim bir şey…

O çizgi film seyrediyordu ve arada bir beni gözlemliyordu; ben de kulaklığımda dinlemeye devam ettim o güzelim şarkıları. Yarım saat kadar sonra, yine hafifçe vurdu omzuma üç kere.

-Keke, sen baya bize benzisen ha…

-Canız hepimiz…

-Benim kızım Hollanda`dır. İsmi Leyla`dır…

-Özlüyor musunuz kızınızı?

-Evlat özlenmez hiç? İki de torınım var, kızımın çocuklarıdır

-Ne güzel…

-Bisiklete binilermış, böğürtlen toplilermis, eve kurbağa getirilermış…

-Mutlu büyüsün yavrularımız…

-Hani bir çizgi film vardi; dedesiyle yaşayan kızın ismi neydi?

-Heidi…

-Heidi gibi torunlarım var benim… Onlar için seyrediyem çizgi filmleri. Buraya geldiklerinde beraber çizgi filmler seyredığ.. Onlar da mutlu oli ben çizgi film seyredince. Ama şimdiki çizgi filmler güzel değil. Ben de şimdiden tek başıma seyrediyem alışmak için…

Fotoğraflarını gösterdi bana torunlarının. Güpgüzel iki çocuk, körpecik iki can…

-Leyla, ne kendini, ne de  çocuklarıni koparmadi Diyarbakır`dan, bizden…

-Torunlarınız sevdi mi Diyarbakır`ı?

-He çok sevdiler hem de. .

-Ben de çok sevdim Diyarbakır`ı…

-Ben de ona şaşiyem; hem Türk`sen, hem kardeşlerin Kürt, hem de Diyarbakır`ı sevisen! Bir de Kürtçe bilsen, tam Diyarbakırli olisen!

Kürtçe bir şeyler dedi bana, ben sessiz kaldım anlayamadığım için.

“Doğridır Kürtçe bilmedığın!” derken ben şaka yaptım ona, “küfür mü ettiniz yoksa?” dedim. “Yok” dedi, “misafire küfredilir mi hiç?”  Yolu seyretmeye koyulurken hafifçe vurdu omzuma üç kere!

-Her şey dil değil…Bak sohbet edebiliyığ, başını ağırtiyem,  sen konışisen benimle.

-Niye konuşmayalım ki? Siz can, ben can…

-Kızımla, Heidi`yi beraber seyredidığ onun çocığlığında.

-Ben de seyrederdim Heidi`yi…

-Sen kiminle seyredidın?

-Hatırlamıyorum…

-Başka ne vardi çizgi filmlerden eskiden?

-Uçan Kaz vardı, Vikingler vardı, Şirinler vardı…

-Vikinglerle, Şirinler`i biliyem, Uçan Kaz kim olii?

Biraz bahsettim Uçan Kaz`dan. Düşündü baya, çıkartamadı.

-Leyla`ya sorayım, o hatırlatır bana.

-Masal anlatır mıydınız kızınıza?

-Anlatırdım bazen…Şirinler`in köyü vardi ya; öyle bir köy yaratmiştım kendi aklımda. Neydi o zalimin adı?

-Gargamel mi?

-He Gargamel de, o deyyus kedisi de yokti; hep iyi şeyler anlattım kızıma ben…

-İyi yapmışsınız…

-Biz çok çektik zaten, kızım gülsün diye, mutlu olsun diye, hem kızıma, hem de bütün çocuklarıma neşeli masallar uydurdum ben…

Gözleri dolmuştu yol arkadaşımın. Mardin`den ve Tunceli`den bahsettim ben de. Çocuklardan, öğrencilerimden, gidip de gelmeyenlerden ve barıştan…

Bana baktı şaşkınlıkla, güvenle, huzurla… Gecenin ikisi, uyuyan ben omzuma üç kere hafifçe vurularak uyandırıldım!  “Bizde kal “dedi; ah nasıl bir can halindeydi bunu söylerken bana. İki geceliğine geldiğimi, kardeşlerimde kalacağımı söyledim, dinletemedim. “Yemeğe gel” dedi önce, sonra çaya çağırdı, sonra da, eğer misafiri olmazsam bana küseceğini söyledi! Bana küsebilecek kadar sahiplenmişti beni, bunu duyumsamak çok ayrı bir duygu…

Telefon numarasını verdi, kaydettim. O da benimkini kaydetti. Birkaç numara daha verdi. “Olur da bana ulaşamazsan, bunlari ara, hepsi has Diyarbakırlidır, ne ihtiyacın varsa yardım ederler” dedi. Teşekkür ettim; biraz yola baktıktan sonra hafifçe omzuma vurdu üç kere! ”Uçan Kaz`ı düşüniyem!” dedi. “Ben beceremedim, kızınız hatırlatır size” dedim. “Sen cansın; sen hatırlatmadıysan kızım da hatırlatamaz. Demek seyretmadik biz o çizgi filmi. Hadi uyi sen!” dedi.

Uyu uyuyabilirsen artık! Konuştuk yol boyu; otobüse ilk bindiğim andan Diyarbakır`a geldiğimiz ana kadar bazı şeyleri birkaç kez tekrarlamak zorunda kaldı biraz ağır işittiğim için, hiç gocunmadı. Mola yerlerinde koltuk değneği kullanan bana yardım etti ben karşı çıkmama rağmen, görme sıkıntısı çektiğimi hissedip rehber oldu. Açtığı sohbetlerde beni tanımak istedi, anlamak istedi, kendini ifade etmek istedi…

Diyarbakır`a vardık ve indik otobüsten. Kardeşlerim beni bekliyordu ve öyle can, öyle dopdolu sarıldık birbirimize. Yol arkadaşım az ötede bize bakıyordu ve yaşlar birikmişti gözlerinde. Yanımıza geldi ve “gel bir sarılayım sana” dedi. Kardeşlerimle nasıl sarıldıysak birbirimize, onunla da öyle sarıldık…

Ayrı bir yolculuktu benimki Ankara`dan Diyarbakır`a. Türk olan ben ve Kürt olan yol arkadaşım, yolculuğun bitiminde can halindeydik artık. Konuştuğumuz dil can dili, duruşumuz can duruşu, dünya üzerindeki yerimiz birbirimizin yüreciğiydi…

Ankara`nın sonbaharından Diyarbakır`ın sonbaharına kavuşmuştum; bir gün, Diyarbakır`da, On Gözlü Köprü`nün üzerinde cümle halklar birbirinin yarasını öpecek, halinden bitecek ve kâh ağlayıp kâh gülecek kardeş kardeşe, can cana…

Cümle şehirler, cümle halklar, cümle uzaklar yakın olacak bir gün; birbirimizi öyle bir bağrımıza basacağız ki, birbirimizi duyumsadıktan sonra bir otobüs biletine bakacak cümle kavuşmalar…

Can`ız biz a dostlar; her türlü sınırdan, inançtan, kutsanmışlıktan öte bir yerdeyiz ve elbette birbirini can belleyecek bizim ellerde cümle halklar…

Ergür Altan   

erguraltan@gmail.com

Dünyalılar

Pınar Altun`a ve Canan Yıldız`a emekleri için teşekkür ederim…-

 

Rastgele Haber

Geçikmiş Bir Anadil Yazısı

Yedi yaşında okula başladığında anadili Kırmançki(Zazaca) konuşan, Türkçe’yi akıcı konuşamayıp sadece anlayan o çocuk, 40 …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir