Home / Arka Bahçemiz / Anti-Akpcilik ve Kemalizm

Anti-Akpcilik ve Kemalizm

Akp’nin 13 yıllık iktidarı döneminde rayından çıkmış politikaları her ne kadar kendine bağlı kemikleşmiş bir kitle yaratmış olsa da, bu politikalara kaşı olan bir kitle de yarattı. Fakat bu kitle çoğunlukla kemalizmin sınırlarını aşamamış bir durumda. Kemalizm de kapitalist sistemin sınırlarını aşmamaktadır. Aksine sistemi perçinleyen bir yapısı vardır.

22ffdf31e4081d78fd6dbd863d5b9da2

Halkın Akp’ye olan öfkesi, haklı ve doğal bir öfkedir. Bilinçli veya bilinçsiz olsun, Akp’ye öfke duyan her kimse esasında sisteme öfkeleniyordur. Asgari ücret açlık sınırının altında ise, sokaklarda polisin işkencesine uğruyorsak, göstermelik yargılamalarla yıllarca hapisanelerde yatıyorsak, çocuklar öldürülüyorsa ve çok daha fazlası.. bunun sebebi yalnızca Akp değildir. Akp bu sistemin yalnızca bugünkü iktidarıdır. Fakat politik yetersizlik kişileri diğer hakim olan ideolojiye, yani Kemalizme çekmektedir. Kişilerin politik yetersizliği teşhisi yalnızca yaftalama amaçlı değil. Bu tanımlama belli başlı sebeplere dayanıyor.

Türkiye’de en çok 68 kuşağı kemalizmin sınırlarını zorladı veya aşabildi. Halk Denizlerin, Mahirlerin, İboların açtığı bayrağa büyük bir sempati duydu. Halk İslamcılar ve Kemalizm dışında başka alternatiflerin de mümkün olduğunu görmeye başladı. O dönem Chp de işini biliyordu. Kullandığı politik söylemler hep işçilerden, köylülerden, memurlardan, öğrencilerden yanaydı. Sanki devrimci olan Chp’ydi. Böylelikle Chp, uyanmaya başlayan halkı kendine çekmek istiyordu. ”Bize gelin, tüm taleplerinizi sistemi yıkmadan sistem içinde çözümler bulalım” diyen Chp, başlattığı bu kampanyada kısmi başarı sağladı. Bunun üzerine gelen 71 ve 80 darbeleri halkın sistem dışı devrimci kavgası ezilmiş oldu. Düzenden memnun olmayan halk için kemalizm dışına çıkmak, yeni bir düzeni inşa etmek için mücadeleye katılmak artık çok büyük bir cesarete sahip olmakla eş değer oldu.

Zannediliyor ki faşizm Türkiye’ye Akp’yle geldi, Akp’yle gidecek. Bu yüzden Kemalistler en büyük hayallerini ”Akp gitsin de kim gelirse gelsin” olarak açıklamaktadır. Öncelikle faşizm hakkında birkaç temel bilgi vermek gerekiyor. Faşizm kişilerle gidip gelen birşey değildir. Bu yanılsama en çok faşizmin Hitler, Mussoloni ile sembolleşmesinden kaynaklanıyor. Eğer faşizmi kapitalizmden bağımsız bir rejim olarak tanımlamaya çalışıyorsanız, bu yanılgınızın başlangıcıdır. Çünkü faşizm, kapitalist sistemin zor zaman dostu, can simididir. Hangi ülke olursa olsun, eğer o ülkede yoksulluk had safhada ise, buna bağlı olarak halk muhalefeti ve sokak eylemleri yükseliyorsa, sistem bir ekonomik krizin eşiğinde veya o eşiği aşmışsa devreye faşizm girer. Faşizmin hangi biçimde girdiğinin bir önemi yoktur. Bu askeri bir darbe yoluyla da olabilir, sandıkta oy çoğunluğu yoluyla da olabilir. Faşizmin kullandığı argümanlar hemen hemen aynıdır. Milliyetçilik, din, devlete bağlılık, demokratik hakların kısıtlanması veya tamamiyle yok edilmesi, işkence, katliam vb. Amaç halkın devrimci uyanışını bastırıp ekonomik krizden çıkmak. Bu amaç için herşey mübahtır. Faşizm aracılığıyla gerçekleştirilecek bu amaç sonrası eski burjuva demokrasisi düzenine geçilebilir. Fakat Türkiye gibi yeni-sömürge ülkelerde sürekli bir hal taşımaktadır. Çünkü bu ülkelerde ekonomik krizler dönem dönem değişen derecelerde sürekli bir hal taşımakta, yoksulluk halkların nezdinde sürekli bir gündem oluşturmakta ve buna bağlı olarak zayıf veya güçlü bir şekilde devrimci hareketler aktif durumdadırlar. Yani kapitalizm ve onun örgütü olan devlet için her zaman tehlike çanları çalmaktadır.

Akp gidince yerine Chp gelse birşey değişecek mi? Hatta Chp demeyelim de, seçim yoluyla iktidara gelmek isteyen bir komünist parti gelsin iktidara. Değişen hiç birşey olmayacaktır. En fazla kullanılan sloganlar değişecektir. Belki de dini propagandanın yerini milliyetçi propaganda alacak. Kısa bir tarih bilgisi bile bunu kanıtlamaya yetmektedir. 1970 yılında Şili’de başkanlık seçimlerinde içerisinde sosyalistlerin olduğu Halk Cephesi adlı bir ittifak oy çokluğuyla iktidara geldi. Salvador Allende 3 yıl boyunca devrim niteliği taşımayan çeşitli reformlar girişiminde bulunsa da 1973 yılında askeri bir darbeyle iktidarı elinden alınarak kapitalizm ona kendi sivri dişini göstermiş oldu.

Türkiye’nin yakın tarihine bakalım. 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapisanede eş zamanlı olarak gerçekleştirilen katliamda Kemalistlerin biricik Karaoğlan’ı Ecevit Başbakan’dı, Dsp’li Hikmet Sami Türk ise Adalet Bakanı idi. Katliamın kişi olarak baş sorumluları bunlar idi. Yahut onbinlerce insanın katledildiği Dersim katliamına Kemalistler ne der? Elbette Kemalistler için bu katliamlar meşruydu.

Kemalistler kendilerini her zaman demokrat, solcu ve hatta devrimci görmüşlerdir. Hatta Doğu Perinçek’in İşçi Partisi (bugünün Vatan Partisi) kendilerini hem kemalist hem de komünist görmeye kadar götürmüştür işi. Kemalistler bir çelişki yumağının içerisinde çıkmazdadırlar. Kemalizmin bir ideoloji olup olmadığı da tartışmalıdır. İlkeleri denilen 6 ok birbiriyle çelişmektedir. Tam anlamıyla savunduğu bir ekonomik düzen bile olamamıştır. İzmir kongresinde liberal ekonomi kararı alınmışken dünyadaki ekonomik kriz sonrası (1930) devletçiliğe, planlı ekonomiye geçilmiştir. Daha sonra bundan da dönülmüştür. Fakat her halükarda anti-kapitalist olamamaktdır. Çünkü bugün dünyada kapitalizmin alternatifi sadece sosyalizm vardır. Hem kapitlist olmak hem de sosyalist olmak ekonominin doğasına aykırıdır.

Kemalistleri Kemalist liderler ve Kemalist liderlerden etkilenen kitle olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Kemalist liderler her zaman eğer meclisin muhalefet kanadı olarak adlandırılan tarafta iseler iktidarın politikalarından hoşnut olmayan kitleleri kazanmak adına eşitlik, özgürük propagandası yapacaktır. Örneğin madenciler mi katledildi, Chp hemen katliam yerine koşacak ve işçi haklarından bahsedecektir. Akp karşıtı bir halk hareketi mi oluştu, Chp hemen oraya koşacaktır. Ama Chp en çok kendini Gezi sürecinde belli etmiştir. Halk ayaklanmış her gün eylem yaparken Kılıçdaroğlu Tayyip Erdoğan’a ”Bırakın eylemlerini yapsınlar, öfkelerini boşaltsınlar” diyerek devletin güvenliğini almaya çalışmıştır. Öyle ya, o öfke boşalınca herşey durulacak ve düzen devam edecek. Ki öyle de oldu.

Bugün iktidarda Akp değil de Chp olsaydı ve Akp muhalefette olsaydı, bugün yaşadıklarımızı farklı bayraklar altında yaşıyor olacaktık. Zaten Kemalistler ile İslamcılar arasındaki bu sürtüşmenin esas sebebi de sermayenin bandırıldığı rengin değişmesidir. Akp öncesi devletin her kademesinde örgütlü olan Kemalistler bir bir tasfiye edildi. Akp kendinden yana bir burjuvaziyi palazladı. Chp güç kaybetti. Ama halk için değişen birşey yoktur. Onlar egemen olan ideolojilerin birinden birine taraftır sadece.

Türkiye’de anti-akpci olarak oluşan kitlenin üst kademesi eski tüfek kemalistlerden oluşmaktadır. Alt kademesinde ise genç bir nesil vardır. Bu nesil politikayı Akp ile görmüştür. Akp öncesi siyasetleri ise bilmemekte, okuma alışkanlığı olmadığı için de araştırmamaktadır.

Anti-akpciliğin panzehiri kemalizm değildir. Kemalizm halklara ekmek, adalet, eşitlik, özgürlük dağıtmamaktadır. Ki bunlar verilmez, halkların mücadelesiyle alınır. Bekleniyor ki dev bir adam peydah olsun, halkları kucaklasın, iktidar olsun ve onlara ekmek ve adalet dağıtsın, sonra da ona tapınalım, heykellerini yapalım. Sadaka kültürü maalesef hayatın her yerinde.

Aslında kendini Kemalist, Atatürkçü olarak tanımlayan kişiler de bir çelişkiyi yaşamakta ve bu çelişkilerini açıkça ifade etmektedir: ”Chpli olmayalım da Akp’li mi olalım?” Chp’ye oy veren insanlar da Chp’ye güvenmemekte fakat başka bir alternatif görememektedir. Fakat yine de bu kitle devletin tornasından geçmiş olduğundan milliyetçilik ve din vazgeçilmezleridir. Toplumu ilerletici güç, ne milliyetçiliktir ne de din. Milliyetçilik ve din egemen sınıf olan burjuvazinin kitleyi geride tutabilmek için kullandığı en güçlü silahlardandır.

Kemalizmin milliyetçi yönü Türkler ile Kürtler arasına bir duvar döşüyor. Bu yüzden Batıda gerçekleştirilen bir eylem gayet demokratik bir eylem olarak tanımlanırken, Doğu’da gerçekleştilen bir eylem terör eylemi olarak tanımlanıyor. Batı’da polis tarafından kurşunlanan bir çocuk için herkes gözyaşına boğulurken, Hakkari’de beyni parçalanan bir çocuk için ”Çocuk teröristti” denilerek nefret çığlıkları atılıyor. Soma’da katledilen madenciler için herkes hükümeti topa tutarken Roboski’de katledilen insanlar için ”Devlet güvenliğini almak zorundadır, ne pahasına olursa olsun” deniliyor.

Herşeyden önce kendimizi toplum içinde nerede durduğumuzu görmekle başlıyor. İşçi miyiz? İşçinin çıkarı patronlarla ittifak halinde olan bir partide midir, değil midir? Toplumsal alanda en önemli şey, sınıfsal konumumuzdur. Irk, din, mezhepler, renkler her zaman egemen olan sınıfların propagandalarından başka birşey değildir. Öğrenci, öğretmen, memur, mimar, mühendis, esnaf mıyız? Kapitalizm sizin için ne demektir? Herşeyin alınır satılırın çerçevesindeyken, birey de aslında bir meta değil midir?

Her sistem kendi bireyini yetiştirir. Aileler, okullar, askeri kurumlar, gazeteler, televizyonlar bunun için vardır. Kemalist olmuşuz, İslamcı olmuşuz, anti-politik olmuşuz, pasifist olmuşuz; bunlar sistemin temelleri için sarsıcı, yıkıcı olan şeyler değil. Dönemsel çıkarlar gereği İslamcılar veya Kemalistler iktidar olabilir. Ama halklar iktidar olmadıkça halkların yakıcı sorunları hiçbir zaman çözülmeyecek; ağzımıza bir kaşık milliyetçilik, bir kaşık da din çalınacak; burjuvazi ise o eski zafer türkülerini söylemeye devam edecektir. Eğer biz gerçekleri görmez, o korku prangasını yırtmazsak.

Baran Sarkisyan

Dünyalılar

Rastgele Haber

Karanlıkta-In-The-Darkness-ortak_olgu ülkenciler_Kolektivizm

‘Öz Kültür’ Aldatmacası

Öz kültür yoktur. “Özümüze dönelim” sözü de eğer masum bir cehaletle söyleniyorsa lafügüzaf, yok bu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir