Home / Tarih / Atatürk ve Kızılderililer

Atatürk ve Kızılderililer

011 Cumhuriyet denince akla gelen 30 obje

Mustafa Kemal Atatürk’ün okumuş olduğu kitaplardan biri de Cihan Tarihinin Umumi Hatları’dır. Bu eser, Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekâleti tarafından 1927 yılında Devlet Matbaası’nda basılmıştır. Kitabın yazarı Herbert George Wells, şu yargıya varır: “Amerikan yerli halkı Moğol ırkına mensuptur.”
Birinci cildin 116. sayfasında yer alan söz konusu tümce Atatürk tarafından önemsenmiş ve altı çizilmiştir. Wells, kitabının sayfalarında Kızılderililerin gamalı haç kullandıklarını ve uğur saydıklarını da açıklıyor. Görüldüğü gibi Kızılderililerin “Türk” ya da “Çingene” oldukları savının yanına bir yenisini daha eklememiz gerekiyor!..

Atatürk, Amerika’daki eski uygarlık ile Türkler arasında bir köprü olup olmadığının araştırılması konusunda Meksika’daki elçiyi görevlendirir. 1930’lu yıllarda okutulan tarih kitaplarında Türk Tarihi’nin Göktürklere, Hunlara kadar dayandığı yazılıdır: “Türkler bunlardan bile daha eskidir. Sümerler Türk’tü ve Orta Asya’dan göçerek, Orta Doğu’ya gelmişti. Bunun gibi eski tarihin klasik medeniyetlerini ilk kuranlar hep Orta Asya’dan çıkma Türklerdi.”

Kızılderili kültürü ile yeryüzünün diğer kültürleri arasındaki benzerliğe şairler, bilim insanlarından çok daha duyarlı yaklaşmışlardır. Şairler kesin bir yargıya varmak yerine konuya soru işaretleriyle değinmişlerdir. Necati Cumalı, Yeşil Bir At Sırtında adını verdiği güncesine Paris’te gezmiş olduğu bir sergiyi yazar: “Petit Palais’te Peru sergisini gezdim. İnka kilimleri özellikle büyüledi beni. Açıklaması güç. Amerika’nın bulunmasından önce yerlilerin yarattıkları ile Asya, Afrika insanlarının buluşları arasında akrabalıklar var. Birbirlerinden habersiz miydiler gerçekten? Yoksa, Kristof Kolomb’tan önce Amerika’ya geçenler mi oldu?”

Kristof Kolomb’un Amerika’ya adım atışından 2.023 yıl önce, Brezilya’da bulunan Parabia Nehri’nin kıyısına bir taş dikilir. Taşın üzerinde neler yazılı olduğunu okursak Necati Cumalı’ya yanıt vermiş oluruz: “Biz Merchant King (Tüccar Kralı) kentinden gelen Sidonyalılarız. Deniz bizi bu uzak adaya sürükledi. Kral Hiram 19 yaşındayken Tanrı ve Tanrıçalara bir genci kurban ettikten sonra denize açıldık. On gemi ile birlikte iki yıl sürece yol aldık. Sonra, Baal Tanrısı’nın emri ile onlardan ayrıldık. Böylelikle 12 erkek ve 3 kadın bu Demir Ada’ya geldik. Reisleri olan ben, geri dönecek kadar korkak bir adam mıyım? Hayır! Tanrı ve tanrıçalar yardımcımız olsun.”

Pierre Marc ve Michal Brix’in birlikte hazırladıkları Yeni Dünya’nın Keşfi Kolumbus adlı kitabın önsözünde yer alan Kolomb hakkındaki şu sözler doğru değildir: “Tarihteki ilk kaptan olarak o hiç bilinmeyen okyanusta bir gidiş-geliş yolu buldu.” Brandeis Üniversitesi’nde Akdeniz Medeniyet Tarihi’ni inceleyen bölümün başkanı Cyrus Gordon, Kolomb’tan Önce kitabında milattan önceki devirlerde eski ve yeni dünya arasında bir köprü kurulduğunu ispat eder. Yani, Kolomb’un yol aldığı okyanus hiç de “bilinmeyen” sular değildi. Arkeolojinin gelişmesiyle Orta Amerika’da bulunan Kolomb öncesine ait zenci kafatasları da, yalnızca Avrupa değil, Afrika ile Yeni Dünya arasında da, bir “gidiş-geliş” yolu olduğunu kanıtlar.

Kolomb’tan yıllar önce Amerika’yı ziyaret edenler arasında Japonlar da vardır. Arkeologlar, Ekvador’da milattan önce yapılan, Japon kültürüne ait tabak ve çanaklar bulmuşlardır. Hoeishin adlı bir Budist rahip ise MÖ 449’da, Çin’in doğusundan yaklaşık 11.500 km. uzaklıktaki bir memlekete gittiğini yazmıştır. Gezgin, karşılaştığı insanları şöyle anlatır: “Ne kaleleri, ne surlarla çevrili kentleri, ne silahları ve ne de askerleri var. Zaten savaş yapmıyorlar ki!” Meksika’da sürdürülen arkeoloji çalışmalarında Romalılara ait bir heykel başı bulunurken, Yunan kültürüne ait kaplar da çıkarılmıştır. Romalıların gemileri Kolomb’un gemisi Santa Maria’dan çok daha büyük olup, Okyanus’un dalgalarıyla rahatlıkla boy ölçüşebilecek güçteydiler. Çin gemileriyle de, okyanusta yolculuk yapmak olasıydı. Bu bilgilerin ışığı altında Kızılderililer ile diğer yeryüzü kültürleri arasında Kolomb’tan önce birçok kez temas yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yanılgı, Kolomb’un Amerika’ya ulaşan “ilk kaptan” olarak değerlendirilmesidir. Titicaca Gölü’nün etrafında yaşayan Kızılderililerin kullandığı Quechua dilinin Türkçeyi andırması temasın içerisine Türkleri de belki katabilir… Ama, böylesi bir varsayım, Kızılderilileri Türk yapmayacağı gibi ziyaretlerin karşılıklı olabileceğini ve beyaz adamın yalnızca kendi yolculuklarını ele aldığını unutturmamalıdır.

 Sunay Akın

 

Rastgele Haber

Bir kenti hayata döndüren müzik

Bir kenti hayata döndüren müzik: Leningrad Senfonisi II. Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir