Home / Kültür-Sanat / Aylak Adamın Aşkı

Aylak Adamın Aşkı

yusuf_atilgan_serpil_atilgan

Yusuf Atılgan, Aylak Adam ve Anayurt Oteli kitaplarıyla klasikleşmiş ; ’’Oğuz Atay’dan önce Yusuf Atılgan vardı.’’ dedirten ve Oğuz Atay’a ışık tutan; az ve öz yazan, yalın anlatımıyla iz bırakan bir aylak adam.

Bir köylüdür, Manisa’nın Saruhanlı ilçesi, Hacırahmanlı köyünde geçirmiştir ömrünün büyük bir kısmını. Türkiye aydınının yazgısını yaşar Atılgan. Önce subaylıktan atılır, cezaevine girer, öğretmenliği de sürdüremez, köyüne döner. Mütevazı bir hayat sürer. Odasında bir yatağı, masası ve küçük bir kitaplığı vardır sadece. Burada okumaya verir kendini, çeviriler yapar. Altı ay boyunca odasına kapanır, kimseyle görüşmez bu sürede, eşini dahi odasına kabul etmez, eşi yemeğini kapının önüne bırakır, boşları da yine kapının önünden alır. İşte bu sürede Atılgan, Aylak Adam’ı yazmaktadır ve  altı ay sonra kitabı tamamlar ve kendini kapattığı odasından dışarı atar.

  Aylak Adam yayımlandığında Atılgan 40’ına dayanmış, köyünde köylü, evinde evli bir adamdır. Bir tarlası vardır, onu da ortakçıya verir, iç sesini dinler; edebiyatın, kelimelerin dünyasına bırakır kendini. Kitabı ilgi görür ve okurlarından yoğun bir şekilde mektuplar almaya başlar. O kadar çok mektup gelir ki Atılgan’a,  beş yüz mektup arasından sadece birine cevap verir. Mektup, 17 yaşında, Ankara’da yaşayan genç bir kızdan gelmiştir. Gelin, hikayenin bundan sonrasını, o mektubu yazan kızdan dinleyelim :

‘’ Ben 16-17 yaşlarındaydım, Aylak Adam’ı okudum. O zaman Ankara’da yaşıyordum. Kitaptan çok etkilendim. Çok yakından tanıdığım biri duygusu gelişti, kendimi çok yakın hissettim. Dünya görüşü, dünyaya bakışı beni çok etkiledi. Edebi anlamda da müthiş sürükleyici, inandırıcı, şiirsel, dili son derece temiz, çarpıldım. Dedim ki, ben bu adamı bulacağım. Körse de toplasa da fark etmez. Üç ay kadar Ankara’da iz sürdüm. Bulamadım. Kalktım İstanbul’a geldim. Bir arkadaşın yardımıyla, bir yayınevinden Manisa’nın bir köyünde yaşadığını öğrendim. Oturdum mektup yazdım. Çok gençtim. İstanbul’a gelmem bile sorundu, Manisa’ya gidemedim. O sırada Aylak Adam çok popüler olmuş, o da beş yüze yakın mektup almış. Hiç sevmezdi o tür şeyleri. Mektuplara baksın, cevaplar yazsın, ilgili değildi hiç. Bir tek bana cevap vereceği tutmuş. Sonra bir yıl kadar mektuplaştık. Sonra geldi İstanbul’da buluştuk.

Tünel’de buluştuk. Yusuf karşıdaki geçitte bekleyecek, ben de Tünel’den çıkacağım. Ben indim, baktım orada. Merhaba bile demedik birbirimize, yürüdük Viyana Lokantası’na kadar. Karşılıklı oturduk bir masaya. Aradan bir süre geçti, ikimiz de titriyorduk. Epey bir süre geçmedi. Böyle başladı işte. Ben 17 yaşındaydım, o 39 yaşında. İlk söylediği şey, sol görüşlü olduğuydu. Para kazanamayacağını, düşündükleri için taviz vermeyeceğini vurguladı. Son derece önemliydi bizin için. İlişkimiz çok uzun sürdü; ama geç evlendik. Ben 32 yaşındaydım evlendiğimizde. Para yok, pul yok, memlekette bir tarlası vardı, ortakçının işleyip para yolladığı ufak bir tarla, hepsi o.Hiç para hesabı yapmazdı. O küçük paralarla istediğimiz şeyleri yapar, iki günde bitirirdik. İyi yemek, en çok onu ilgilendirirdi. Aydın diye, hiçbir şeye tepeden bakmazdı. Yaş farkı bir yandan, hapse girip çıkmış bir yandan, zordu ilişkimiz. Benim de bir tiyatro sürecim vardı. Yusuf çok saygı duyardı buna. Hiç kimse desteklemedi. Aslında ailede beni anlayacak biri vardı. Babam. Ama ben o zaman yeterince olgun değildim.Babamı tanımıyordum. En çok babam yıkıldı; ama beni en çok o anladı.’’

Serpil Hanım başarılı bir tiyatro sanatçısı, başarılı bir müzik yorumcusudur; ancak sürdüremez bu uğraşlarını. Bırakır çalıştığı işleri ve kararını verir.

Anlatmaya şöyle devam etmektedir Serpil Hanım: ’’İşimi bırakmasaydım, kendime yabancılaşacaktım. Bedeli, sevememek, sevilememek olacaktı. Bunu istemedim. Böyle bir şansım oldu. Bunun farkına vardım. Ondan sonra Yusuf’la evlendim. Bir kez bile arkama bakmadım. Çocuk meselesi gündeme gelince Yusuf ‘’Dede olacak yaşta nasıl çocuk sahibi olurum ?’’ demesine rağmen evliliğimizden 1 yıl sonra Mehmet doğdu. Sanatın yerine koyabileceğim tek şey sevgi olabilirdi. Hepsi Mehmet’e ve Yusuf’a gitti. Hayatı sürdürmek için para kazanmak gerekti. Ben çalıştım bizim evliliğimizde. Zaten öyle konuşmuştuk. Antikacılık yaptım el yordamıyla. Büyük paralar kazanmadım ama geçindik. Öte yandan da evliliğimi korudum.Yusuf ve Mehmet , hep ön planda oldu. Yusuf güzel yemek severdi. Kötü bir yemek asla yemedi. Huzurlu ve mutluydum seçimimden. Dediğim gibi hiç arkama bakmadım.’’

İşte böyle bir aşk,  Aylak Adam’ın aşkı. Ne dersiniz Serpil Hanımları, Yusuf Atılganları görebiliyor muyuz 21.yüzyılın her şeyi metalaştırdığı dünyada? Aşkın, sevginin cetvel hesabıyla ölçüldüğü, terazi kefelerinde tartıldığı, gözünün üstünde kaşın var dendiği bir dünyada ‘’Nerede o eski aşklar!’’  serzenişleri ne kadar da çiy kalıyor değil mi?  Fuzuli’den el almış anlaşılan Serpil Hanım’la Atılgan.

  ‘’Aşk imiş her ne var alemde  / İlim bir kil u kal imiş ancak.’’

 Mehmet Salmanoğlu

Dünyalılar

Rastgele Haber

Dostoyevski Üzerine Notlar (2): Sibirya Hapishane Günleri

  Dostoyevski’nin hayatındaki en büyük dönüm noktası kuşkusuz Sibirya hapishane ve sürgün günleridir. Yıllar süren …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir