Home / Güncel / Başbakan Gezi’de Neleri Gizliyor?

Başbakan Gezi’de Neleri Gizliyor?

Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı’nda başlayan gösterileri sona erdirmek için yapması gereken çok kolay atılabilecek bir adım olan, “Taksim’e bina yapılmayacak” açıklamasını yapmak yerine neden sürekli olarak gerilimi artırma politikası izliyor?tumblr_mnqpr3hRfh1ste7qoo1_12801-800x400

“Taksim Neden Tırmanıyor ve Tırmanacak?” başlıklı analizimde Erdoğan’ın gerilimi artırmayı politik olarak tercih etmesinin iki amacı olabileceğini ifade etmiştim. Bunlardan birisi yaklaşan finansal/ekonomik sıkıntıları sorumlusu gösterebileceği bir günah keçisi olarak Gezi Parkı olaylarıdır. Diğeri ise Erdoğan’ın Reyhanlı
katliamından sonra Suriye politikasından dolayı kaybettiği oylar ile PKK ile sürdürdüğü müzakere-mütareke-kirli barış politikasından dolayı kaybettiği oyları tekrar toplama çalışması yapmasıdır.
Bu çalışmada PKK ile sürdürülen müzakere-mütareke-kirli barış süreci ile Gezi Parkı olayları arasındaki bağ ele alınacaktır. PKK ile MİT üzerinden AKP arasındaki, gizli ve açık 2006’dan bu yana sürdürülen görüşmeler çerçevesinde Öcalan’a 2009 sonrasında büyük tavizler verilmiştir. 2009 –2011 arası PKK ile başlayan ilk açık müzakere sürecinde, PKK’ya verilen tavizleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.

1)TRT Şeş adı ile devlet Kürtçe televizyon yayınına başlamıştır.

2)Kürtçe, devlet okullarında seçmeli ders olmuştur.

3)Üniversitelerde Kürtçe bölümleri açılmıştır, öğretmen yetiştirilmeye başlanmıştır.

4)PKK’nın siyasi koluna Kürtçe propaganda yapma imkanı verilmiştir.

5)Etnik örgütlenmeler ve bölücü propaganda serbest kalmıştır.

6)Belediyeler Kürtçe yazışma yapmaktadırlar.

7)Kürtçe bilme şartı ile kamu personeli istihdamı yapılmıştır.

8)Merkezden bağımsız Bölgesel Kalkınma Ajansları kurulmuştur.

Bu sekiz tavizi 2012’de Öcalan ile ilerlemekte olan ikinci müzakere süreci başında verilen aşağıdaki dört temel taviz izlemiştir.

1)Öcalan’a uygulanan tecrit kaldırılmış ve PKK ile temas kurması dâhil her türlü iletişim imkanı kendisine verilmiştir.

2)Mahkemelerde ana dilde savunma hakkı KCK’nın açlık grevi sonrasında kabul edilmiştir.

3)Büyük şehir belediyeleri yasası ile idari federasyonun alt yapısı kurulmuştur.

4)KCK’lılar serbest bırakılmaya başlanmıştır.

PKK’nın bunların karşılığında attığı adım ise nasıl gerçekleştiği hala belirsiz olan PKK’lı teröristlerin Kuzey Irak’a çekilmesi olmuştur.
İkinci müzakere süreci ile ilgili olarak Türk halkına yönelik olarak kapsamlı bir psikolojik operasyon süreci uygulanmış olmasına rağmen Türk halkı Öcalan ile sürdürülen müzakerelere büyük tepki vermiştir. Akil insanlar süreci tam bir başarısızlık olmakla beraber AKP Hükümetine PKK’nın sözde geri çekilmesi süreci ile ilgili zaman kazandırmıştır.

Öte yandan yapılan en son bağımsız çalışmanın ortaya koyduğu husus, “Öcalan ile yürütülen müzakereleri destekliyor musunuz?” sorusuna ankete katılanların % 35 “evet”, % 58 “hayır” diyor. % 7 ise kararsız görünüyor. AKP, kendi zeminini dahi PKK ile yapılan müzakereler ve bu müzakereler sonucunda verilecek tavizler konusunda ikna edememiştir.

Öcalan’a verilen tavizleri ise aşağıdaki şekilde toplamak mümkündür.
1)Adına genel af denilmeden ve bir yasa ile değil, bir sürece yayılan düzenlemeler ile PKK terör örgütüne genel af uygulaması getirilecektir. PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan serbest kalacaktır. Erdoğan 3 Mart 2013’de “Devlete karşı işlenen suçlar affedilebilir” diyerek, Öcalan’ın hangi yasal zeminde serbest kalacağını açıklamıştır. Öcalan devlete karşı işlenen suçtan mahkum olmuştur? Sürece muhalefet edenler değil, süreci destekleyen Cengiz Çandar Radikal gazetesinde ve
Abdülkadir Selvi Yeni Şafak gazetesinde Öcalan’ın çıkacağını açıkça yazmışlardır.

2) PKK Yöneticileri serbest kalacaktır. 9 Haziran 2013 tarihli Taraf gazetesi AKP Hükümeti’nin üzerinde çalıştığı bir düzenleme ile “herhangi bir terör eylemine katılmamış olanlar” dışında “ haklarında kovuşturma bulunmayanlar” ve “haklarında hüküm tesis edilmemiş olanlar” da Eve Dönüş Yasası’ndan istifade edebileceklerdir. Bu şekli ile yapılacak Murat Karayılan dâhil bütün lider kadro serbest kalması için yetecektir. KCK’lılar zaten peyderpey serbest bırakılmaktadır.

3) Üniter devlet tasfiye edilecek, Türkiye federal bir devlete dönüşecektir. Başbakan Erdoğan,2023’de eyalet sistemine geçilecek diyerek, Türk toplumunu federal devlet sürecine alıştırmaya başlamıştır.

4) Üniter devlet gibi milli devlette sona erdirilecek, etnik merkezli bir yapılanmaya gidilecektir. Türk Milleti’nin adı ergeç Anayasadan çıkacaktır. 11 Haziran seçimlerinde önce Anayasa Mahkemesi üyelerinin yeminlerinden “Türk Milleti” ve “Türk evlatlarını” çıkarılmış ancak MHP’nin tepkisi üzerine yeniden konulmuştur. Şimdi Öcalan ile anlaşırken ara çözüm olarak geçici bir şekilde Türk
Milleti adı Anayasaya girecek, büyük bir ihtimal ile sadece Anayasanın parçası sayılmayacak olan girişte yer alacak veya artık değiştirilebilecek olan ilk üç madde içinde dile getirilecektir.

5)Kürtçe ikinci resmi dil olacaktır. AKP 4. Olağan Kongresinde “kamu hizmetlerine Kürtçe erişim hakkı” başka bir anlama gelmemektir.
Yukarıda sayılan beş temel madde ile ilgili düzenleme PKK ile AKP Hükümeti arasında yapılan ve Öcalan’ın üç aşama ile tanımladığı,

1)Sürekli ateşkes, 2)Anayasal düzenlemeler ve 3)Normalleşme

süreçlerinin ikinci aşamasında yapılacak düzenlemelerdir. İddialara göre PKK’nın Kuzey Irak’a çekilmesi tamamlanmak üzeredir. İkinci aşama PKK’nın talep ettiği ve iktidarın onayladığı anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Ancak, Öcalan ile müzakerelerin içeriğinden duyulan şüphe üzerine yükselen toplumsal tepki ortada iken PKK’nın taleplerinin hukuk alanında karşılanması aşamasına geçilince, AKP Hükümetine karşı muhalefetin yükseleceği ve AKP’nin başlayan oy kaybının artacağı ortadadır.

Nitekim, Gezi parkı olaylarının başladığı günlerde 1-2 Haziran 2013’de Gezici Araştırma Şirketi tarafından 36 ilde yapılan kamuoyu araştırmasına göre, AKP % 38.5, CHP %31.8, MHP % 18.5, BDP % 8.2 ve diğerleri % 3 oy almaktadır. Bu araştırmada AKP iktidarına azalan desteğin azalma nedenleri olarak, Öcalan ile görüşmeler, bölünme korkusu ve Türkiye’nin yanlış Suriye siyaset ve bu siyasetin Reyhanlı katliamına yol açması ön plana çıkmıştır.

Üstelik gündemin birinci maddesinin PKK ile üzerinde uzlaşılan hususlar olması iktidar partisini sürekli bir toplumsal baskı altında bırakacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Bursa, İzmir ve Adana mitingleri, aralarında bir ay gibi uzun bir sürede olsa da her seferinde daha büyük ve MHP dışındaki seçmeni de çeken bir katılım ile gerçekleşerek, AKP Hükümetini politik-psikolojik baskı altına almaktadır.

Özetle, Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarını tırmandırmasının nedeni Öcalan’ın ikinci aşama olarak tanımladığı ve anayasal düzenlemeler aşaması dediği aşamada AKP Hükümetinin atacağı adımlardan kamuoyunun dikkatini uzaklaştırmak ve muhalefetin potansiyelini PKK ile müzakere-mütareke-kirli barış süreci üzerine değil, Gezi Parkı üzerine kurulmasını sağlamaktır.

Diğer bir değişle, Erdoğan sadece iktidarı değil, muhalefeti de yapılandırmak istemektedir. Böylece bu makalenin başlığında Erdoğan’ın çatışma/tırmandırma stratejisi ile neyi gizlediği sorusunun cevabı verilmiştir.

İkinci soru ise nasıl gizlemeyi hedeflediğidir.

Bu aşamada Erdoğan, Gezi Parkı olaylarında karşında oluşan kentli-laik bloğu kendisini destekleyen liberal çevreleri karşısına almak pahasına daha küçük tehdit olarak görmekte ve kentli-laik blok ile girdiği sürtüşme sürecinde dikkatleri PKK ile müzakerelerden gizli bir Sünni-Alevi, kentli-mağdur zemine kaydırmayı hedeflemektedir. Başbakan Erdoğan’ın bu stratejisi anayasa referandumu sırasında da uyguladığı stratejidir ve başarılı sonuç almıştır.

Başbakan Erdoğan Gezi Parkı muhalefetinin örgütsüz, merkezi stratejik bir akıldan yoksun olduğu gerçeğinden hareket ederek kolay manipule edilebileceği ve manipulasyona, marjinalleştirmeye açık olduğunu görmektedir. Esasen son günlerde özellikle Taksim’de olaylarla ilgisi olmayan ancak “buradan bize ekmek var” yaklaşımı ile Taksim’e afiş ve bayrakları ile damgasını vuran bir marjinal sol örgütler görüntüsü Erdoğan’ın tam da beklediği şeydir.

Keza Taksim’deki Atatürk heykelini Halk Cephesi adı ile flamalar kullanarak işgal eden DHKP-C, Taksim’deki çok değişik siyasal ve toplumsal kaynaklardan gelen gençliği, büyük bir bölümü apolitik olan kitleleri temsil etmekten çok uzaktır.

Taksim’deki tek sembolü Türk bayrağı olan ana kitlenin içinde sayısal olarak esamesi okunmayacak marjinal örgütler, (özellikle polis ve MİT kontrolünde olanların Taksim’de görev gereği bulunduğunun altını çizelim) Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde göstericilere karşı yoğunlaştıracağı psikolojik operasyonu için alan oluşturmaktadır.
Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarının başladığı günden buyana ikinci müttefiki PKK/BDP olmuştur. KCK’lılar kafileler şeklinde serbest bırakılırken, AKP Hükümeti, PKK’lıların geri çekilmesi konusunda övgüler geliştirirken, çekilmenin ikinci aşamasının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için AKP Hükümetine PKK/BDP etkili bir destek vermektedir. Bazı çevreler, olayın gerçek mahiyetini tahlil etmeden PKK/BDP’nin Gezi Parkı gösterilerine destek verdiğini ifade etmektedirler.

Buna kanıt olarak, Taksim meydanındaki ve bütün Türkiye’deki gösterilerde alanlara yayılan yüz binlerce Türk bayrağını görmemezlikten gelip, birkaç PKK flaması ile süreci izah etmektedirler.

İngiliz Observer gazetesinin anladığı ve ifade ettiği gerçeği bu çevreler görememektedirler. Observer şöyle demektedir: “Atatürk, Başbakan Erdoğan’a meydan okuyan genç Türkler için sembol oldu.

…Protestocular için Atatürk bir kahramandır. 75 yıl önce öldü ancak öğrencilerin sürüklediği, Erdoğan karşıtı bu hareketin yeniden doğan sembolü haline geldi.”

Oysa PKK’da zaten bu düşüncenin ortaya çıkması diğer bir ifade ile Gezi Parkı direnişini AKP Hükümeti adına kirletmek amacı ile son birkaç günde Taksim’de görünmeye başlamıştır. Oysa PKK’nın alana hâkim olduğu Diyarbakır-Van-Hakkari üçgeninde değil meydan mitingleri, sokaklarda dahi yürüyüş, hükümet protestosu olmamaktadır.
Sonuç olarak önümüzdeki günlerde Başbakan Erdoğan medya destekli başlamış olduğu mitingler ile gerçek gündem olan PKK ile müzakere-mütareke-kirli barış sürecini arka plana düşürürken, Gezi Parkı gösterilerini marjinal sol-PKK alanına sıkıştıracak bir strateji izleyecek, zeminde gizli bir Alevi-Sünni gerilimi üzerinden bloklaşma ile kaybettiği oyları tekrar toplamaya çalışacaktır. Bunun
için Erdoğan göstericileri şiddet kullanarak bir an önce dağıtmaktan yerine zaman içinde yalnızlaştıracak, marjinalleştirecek ve bu zaman süresinde halkın gözünde haksızlaştıracak bir strateji izleyecektir.

Öte yandan Gezi Parkı göstericileri bu süreci kapsamlı bir analizden geçirmemek ile birlikte hissetmiş görünmektedirler. Göstericilerin attığı bazı adımlar içine çekilmek istedikleri tuzaktan uzaklaşmak için atılmışa benzemektedir

Ümit Özdağ

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir