Home / Güncel / Basının Halk Diye Bir Derdi Hiç Olmadı

Basının Halk Diye Bir Derdi Hiç Olmadı

Türkiye’de medyanın özgürlüğünü, 28 Şubat döneminden bu güne bu alanda yaşanan dönüşümleri, basının kurtuluşunu ve sosyal medyanın bir alternatif olup olmadığını sorgulayan gazeteciler Mehveş Evin, Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Tezcan’la yapılan röportajı yayınlıyoruz.

basın1

Ertuğrul Mavioğlu’na göre, Gezi Parkı sırasında medyanın tutumu hiç sürpriz değil. Mavioğlu, Doğuş, Doğan ve Ciner Grubu’nun yatırımlarının büyük bir çoğunluğunun devlet ve hükümetle yoğun bir teşriki mesaiyi gerektirdiğini söylüyor. “Haber kanalları gerçek haberleri vermiyor, düşünün, dünyanın hangi ülkesinde böyle  haber kanalları olabilir? Roboski’de insanların tepesine bomba yağdırılacak, 34 kişi hayatını kaybedecek ve sen ekrandan tek bir kelime etmeyeceksin. Ya da Gezi Parkı direnişlerinde büyük bir polis şiddeti yaşanırken sanki bu olaylar hiç yokmuş gibi belgesel yayınlayacaksın.”

REKLAM VERENİN DESTEĞİ

Mehveş Evin, NTV’ye diğer kanallardan daha fazla tepki gösterilmesini, kanalın daha genel seçimler sırasında en prestijli isimleri ve tartışma programlarını kaldırmasına bağlıyor. NTV’nin yöneticisi dahil, birkaç isim istifa etti. Bundan sonra “yeniden yapılanma” adı altında değişiklikler olabilir, fakat bu istifalar yayın politikasında tabii ki değişim yapmayacak” vurgusu yapıyor.

ALTI GAZETE AYNI BAŞLIK

AKP döneminin medya açısından ayırt edici özelliği, tıpkı 12 Eylül cuntası döneminde olduğu gibi giderek ve hızla tek sesli hala dönüşmüş olması. “Altı gazete birden aynı başlıkla çıkar mı?” diye soruyor Mavioğlu. Türkiye’de çıkıyor işte.

Mavioğlu,  AKP’nin özellikle 2007 yılından itibaren önce yandaş sermayeyi devreye sokup satın almalar yoluyla, ardından da özellikle gazete ve televizyon sahibi büyük sermayeyi bazen tehdit, bazen de rüşvetle kendisine yedekleyerek medyanın yaklaşık olarak yüzde 90’ında kesin bir hakimiyet kurduğunu, bununla yetinmeyip reklam verenleri de hizaya dizerek doğrudan doğruya basın ekonomisine el attığını vurguluyor.

Üstelik de AKP’nin medya üzerindeki hakimiyet savaşı gizli kapaklı yürütülmüş de değil.

Gazeteci Ahmet Tezcan’a göre ise basının halk diye bir derdi hiç olmadı. AK Parti döneminde medyanın elinde bulunan bankalar dolayısıyla TMSF üzerinden yapılan müdahaleler ise zorunlu idi.

Tezcan, “Satışlarında problemler olabilir ama bu müdahalenin Ak Parti yahut başka bir iktidar tarafından mutlaka yapılması gerekiyordu. İş çığrından çıkmıştı zira. Bankasını satmak zorunda olan Doğan Medya mevcut hükümetin muktedir yanını keşfettikçe eski alışkanlıklarından vazgeçmek hatta tersine çevirmek zorunda kaldı. Medya Türkiye’de ianeyi şahane ile kurulan Tercüman-ı Ahval zamanından beri ekonomik olarak devlet kaynaklarını kullanma alışkanlığına sahip olduğu için ya medyadan hükümetlere yahut hükümetlerden medyaya her zaman müdahaleler olmuştur, sistem böyle kurulmuştur ve temelden değiştirilmediği sürece böyle olmaya da devam edecektir” diyor.

28 ŞUBATTAN NE FARKI VAR?
Gezi Parkı protestoları 28 Şubat sonrasında yaşananlarla bugünü kıyaslayabilmek bakımından çok önemli derslerle dolu olduğunu belirten Mavioğlu, yalan haber, spekülasyon, ötekileştirme, zorbalık, zulüm, mağduru ezme ve pek çok açıdan bu- gün yaşananların, 28 Şubat döneminde yaşananlara benzediği görüşünde.

“Ancak arada önemli bazı farklar var”,birincisi, 28 Şubat döneminde mağdur olduklarını iddia edenler on yıldır iktidardadır ve firavun rolüne soyunmuşlardır. İkincisi, 28 Şubat döneminde başrol orduya verilmişti, şimdi ordu kenarda durmaktadır. Onun rolünü bugün bütünüyle polis üstlenmiştir. Siyasi zeminde yaşananlar, medyada da bir biçimde tezahür ediyor. Bu açıdan bakarsak, bugünün medyası ‘otoritenin yanında saf tutma’ noktasında 28 Şubat medyasıyla çok benzer konumdadır. Özellikle alenen hükümet yanlısı olduklarını ilan eden basın, hükümet adına kalemşörlük faaliyeti yürütürken, ortaya attığı orantısız yalanlar nedeniyle yüzü bile kızarmıyor”  diyor.

Gazeteci Mehveş Evin’e göre ise 28 Şubat’la bugün arasındaki tek fark birisi ordunun yaptığı postmodern darbe, diğeri ise iktidardaki partinin aşırı otoriter baskısının tescili olması. Birinde MGK toplandı, diğerinde tek adam var. Birinde Refah partisinin siyasetine duyulan rahatsızlık öne sürüldü, diğerinde halkın bir parkta buluşup hükümeti protesto etmesi. Evin, “1997’de her türlü dini faaliyetin, sözün, kılık kıyafetin adı ‘irtica’ idi. Asker, kimi siyasiler ve medya, elbirliğiyle ‘düşmanı’ sahneden silmek için işbirliği yaptı. Susurluk skandalını ışık açıp yakarak protesto eden halkın talepleri de bertaraf edildi. 2013’te AKP, heterojen bir kitleyi, kabaca kendisine oy vermeyen ‘diğer yüzde 50’yi’ karşısına aldı. Gösteriler, ‘marjinal, çapulcu, alkolik’ olmakla, yakıp yıkmakla ve terörist olmakla suçlandıkça büyüdü. 28 Şubat’ta sansür, baskı uygulandı, hapis yatanlar oldu. Ama polisin zaman zaman askeri takviyeyle sokaklarda günlerce halkı kovaladığı bir durum yaşanmadı,” diyor.

Mehveş Evin, günümüzde “sosyal medya” diye bir fenomen olduğunu ve kimsenin cep telefonunu elinden düşürmediğini hatırlatıyor. Yani haber alma ve verme biçimleri değişti. Evin, “Twitter o günlerde olsaydı, muhafazakarlar gördükleri haksızlığı ve baskıyı herhalde daha rahat anlatırdı,” diyor.

Ahmet Tezcan ise, 28 Şubat döneminde müdahalenin medyanın hükümete müdahalesi olduğunu vurguluyor. Tezcan’a göre bunun nedeni zayıf bir koalisyonun olması ve baskının kabine-sermaye-asker-medya çerçevesinde oluşmasıydı. O dönemde Sabah Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu’nun “Biz birinci kuvvetin de önündeyiz, çünkü Meclis’i de biz oluştururuz” sözü unutulmaması gerektiğini ekliyor.

“Nitekim iki büyük medya grubundan Bilgin Grubu Kenan Sönmez’i, Doğan Grubu da Birkan Erdal’ı milletvekili olarak Meclis’e sokmuşlardı” diyor Tezcan. “Şimdi durum tam tersi. Söz konusu gruplardan birinin patronu hapse girip çıktı. Diğeri ise çareyi Alman ortak temin ederek, bir anlamda sırtını Almanya’ya dayayarak adına gazetecilik denmesi mümkün olmayacak bir varlık sürdürüyor. Yandaş denilen gazetelerin ya da medyanın ise esamisi hâlâ okunmuyor..”

“Muhafazakar basının çektikleri her daim anılıyor ama Kürtlere, azınlıklara uygulanan şiddet hep ikinci planda kaldı” diyor Mehveş Evin. “Gezi protestolarında en çarpıcı olan gelişmelerden biri, kendini ulusalcı, Kemalist diyenlerin Kürtlerle farklı bir açıdan empati yapabilmesiydi: Size yapılanları yıllarca bu medyadan dinlemişiz, dendiğini çok duyduk.”

BASIN NASIL KURTULUR?

Gazetecilerin basının geleceği konusunda hemfikir oldukları nokta, kurtuluşun sermaye ya da devletten değil, bireysel ve kolektif çabalarla geleceği. “Dünyadaki ve Türkiye’deki bütün sosyal deneyimler göstermiştir ki özgürlük,  işsiz kalmayı, tutuklanmayı ve bedel ödemeyi göze alanların mücadelesi, direnişiyle, otorite geriletildiği oranda gelecektir. Bu nedenle basın özgürlüğü için verilen mücadele de demokrasi için verilen mücadelenin parçası olarak görülmelidir,” diyor Mavioğlu.

Mehveş Evin, “Basının özgürleşmesinin yolunun iktidara göbekten bağlı, büyük sermaye gruplarının sahip olmadığı özgür, alternatif yayınların çıkmasından geçiyor.

Basını temsil eden sendika ve örgütler, birlikte ve özgürlükçü bir mücadele vermeli. Terörle mücadele kanunu değişmeli. Yeni bir Anayasa, şeffaf, katılımcı bir süreçle hazırlanmalı. Aksi takdirde basın, özgürlükten bahsedemez” diyor Evin.

Mavioğlu’nun önerisi de bir seçenek olarak kooperatif medyası. “Çünkü medya sahipliği büyük sermayenin elinde oldukça ne yapılırsa yapılsın, otorite ne kadar geriletirse geriletilsin, gerçek manada bir basın özgürlüğü elde etmenin mümkün olmadığını da unutmamak gerek. Kooperatif medyası, çok katılımcı bir sermaye gücüne sahip olduğu için tek kişinin borusunun ötmesine imkan vermez. “

Ahmet Tezcan ise “Sosyal güvencesi, sendikası olmayan basının özgürlüğü olmaz,” diyerek, basın emekçilerinin yıllardır verdikleri mücadeleye gönderme yapıyor.

www.dunyalilar.org

 

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir