Home / Yaşam / Bebeğini evde unutup tatile giden kadın ve antidepresanlar

Bebeğini evde unutup tatile giden kadın ve antidepresanlar

Son zamanlarda akıl almaz olaylar olmaya başladı, romanlarda bile rastlayamayacağımız türden ve hayal gücümüzü aşacak ölçüde şaşırtıcı. Ne oluyor bu dünyanın en zeki ve akıllı yaratığı olarak bilinen insana? Uygarlıklar kuran, uzaya çıkan, doğaya gem vuracak inşaatlar yapan, bilimde sınır tanımayan bu üstün yaratık mı bunları yapan kişi?

antidepresanlar

Yeni doğmuş bebeğini evde yalnız bırakıp tatile giden, annesinin kafasını keserek öldüren, evlenmeden hamile kaldı diye kız kardeşini boğup kuyuya atan, daha birkaç saat öncesine dek sevgi sözleri söylediği kız arkadaşını testere ile doğrayarak öldüren. Her çeşit insan var bunları yapanların arasında; okumuşu, cahili, yurtdışı görmüşü, zengini, fakiri, dindarı, kadını, erkeği…

İnsana bir şeyler oluyor, acele ne olduğunu anlayıp harekete geçmek gerekiyor ama önümüzdeki en büyük engel, insan kişiliğini sabit ve değişmez bir yapı gibi ele alan yaygın inanış. İnsan sağlam iradeli bir yaratıktır, onun kişiliği 15 yaş civarında oturur, artık sağlam bir egoya sahiptir ve bu ego onun doğruyu-yanlışı her zaman ayırabilmesini sağlayacaktır diyen inanış.

Bu yaygın inanışa dayanarak insanları son 100 yıldır nasıl sonuç vereceğini tam olarak bilemediğimiz bazı etkenlere maruz bırakıyoruz. Nasıl olsa sağlam bir ego var ya ortada, o egoyu değiştirmeye hiçbir etkenin gücü yetmez sanıyoruz. Bir de egoyu güçlendirici tedaviler uygulanıyor ya artık yaygın olarak, artık endişeye mahal yok.

Oysa durum hiç de öyle sağlam olmayabilir ve kişilik yapımız sandığımızdan daha değişken ve oynak olabilir. Hele bir de toplum, beyinleri etkilemeye yönelik ilaçlarla yoğun bir bombardıman altında kalıyorsa…

Bu günlerde beni en çok meraklandıran şey, bazı psikiyatrik hastalıkları tedavi etmek amacıyla piyasaya sürülmüş olan antidepresan, psikostimülan gibi ilaçların toplumda kitlesel biçimde kullanımının, insanlar üzerinde önceden kestirilemeyebilecek birtakım sonuçlara neden olup olmayacağı sorusu.

Evet, bu ilaçlar bazı hastalıkların tedavisi konusunda yararlı bulunmuşlardır ancak bu ilaçların etkileri ile ilgili araştırmaların hiç birisi, bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanıldığında nasıl bir etki göstereceği üzerine yapılmış değil. Tüm araştırmalar daha kısa süreli ve sadece ilaçların hastalık belirtilerini nasıl etkiledikleri araştırılmış. Ancak bugünlerde herkesin farkında olduğu bir gerçek var ki bu ilaçlar başlandıktan sonra genellikle yıllarca kullanılıyorlar.

Ya bu ilaçlar insanların bilinçdışına itmiş oldukları bazı kendilik parçalarının ortaya çıkışını tetikliyorlarsa? Sıra dışı koşullar söz konusu olduğunda, bilinçdışında bulunması gereken bu kendilik parçalarının bilince gelerek kişinin denetimini ele almaları nedeniyle, onların normalde davranmayacakları biçimde davranmalarına neden oluyorsa?

Ne de olsa bilinçdışının oluşmasında en büyük etken korkudur ve bu ilaçlar da korkuyu ortadan kaldırıyorlar. Korku ortadan kalktığında, bilinçdışına itilmiş olan kendilik parçamızın bilince yürümesi kolaylaşırsa ne olacak?

Alkol alan insanlarda bu duruma çoğumuz şahit olmuşuzdur; ‘sarhoş olunca bilinçdışı açığa çıktığı için öyle davrandı’ deriz sarhoş olup da bizi şaşırtan davranışlarda bulunan tanıdıklarımız için. Demek ki bu kadar kolay bilinçdışının açığa çıkması…

Sonuçta psikiyatrik ilaçlar da beyni etkileyen maddelerdir. Ancak ilaçları yaygın biçimde, sürekli olarak ve uzun süre kullanıyoruz ve bu ilaçlar da kaygımızı, korkumuzu ortadan kaldırıyorlar. Sakın alkolün yaptığını bu ilaçlar sinsice yapıyor olmasın?

ilaç

Eğer öyleyse yandık demektir; artık birinden korkmamız gerekiyorsa bu en yakınımızdaki olacaktır. Çünkü bilinçdışı, en yakınımızdakilere beslediğimiz olumsuz duyguların saklandığı yerdir. Bundan böyle bebeğin anneye, sevgilinin aşığına, annenin kızına, kardeşin kardeşe güvenebileceği günleri gerilerde bırakacağız demektir. Ruh sağlığımızı kazanmaya çabalarken büyük bir zavallılığın içine mi itiliyoruz?

Toplum artık birbiri ile o kadar kopuk alt topluluklardan oluşmaya başladı ki, kişiliğimizin farklı toplulukların içinde ortaya çıkan görünümlerini birbirine eklemlemekte güçlük çeker hale geldik. Kısa bir gün içinde çoğumuz, evimizdeki küçük aile düzeninin, bazı arzularımızı yasaklayan, bazılarını da açık etmemize izin veren kurallarına uyanıyoruz. Ama bizi biz yapan bu kurallar, gün boyunca içine gireceğimiz her çevrede değişeceği için biz de farklı görünümlere bürünmek durumunda kalıyoruz.

Gün boyunca evin dışında iş, okul, toplum yaşamı gibi birbirinden kopuk o kadar çok sayıdaki farklı kurallar dizgesine maruz kalarak farklı kılıklara giriyoruz ki, her biri birer tiyatro sahnesi olsa, her bir sahnede farklı bir role bürünmüş bir kişinin olduğunu söyleyebiliriz. Bir metropolde sabahtan akşama dek olan sürede, birbiri ile ilgisi olmayan birçok kimliği icra etme olanağımız bulunmaktadır. Yani kısacası insanı bu hercai halden koruyacak sabit toplumsal gerçeklik ortadan kalkmıştır.

İşin kötüsü, insan yapısı bu konuda öyle zayıftır ki, kendisini sabitleyecek bir dış etken yoksa kendimizi içine sokacağımız rollerin sayısı sınır tanımaz. Yani insan, ancak dışından gelen gücün yardımıyla sabit bir kimlik icra edebilecek bir yapıdadır. İşin daha da kötüsü, insanların kimliklerini sabitleyecek olan dış güçlerin bu kadar zayıflamaları nedeniyle, her an başka bir biçime girme eğilimi gösterdikleri bu dönemde, bir de beyinlerini ciddi biçimde etkileyen psikiyatrik ilaçlara yoğun biçimde maruz kalıyor olmalarıdır.

Bu ilaçların egoyu güçlendirici etkilerinin olduğunu söyleyenlere de ben hangi egoyu diye soracağım. Çünkü bilinçdışımız, güncel gerçekliğin yasakladığı egolarla doludur ve bu egolar geçmiş gerçekliklerin egolarıdır. Güncel ego, bilinçdışındaki egolardan yapısal olarak kopuktur.

Bu durumda kullanılan ilaçların hangi egoyu güçlendirdiğini söylememiz güç hale gelmiyor mu? İstenmeyen bir egonun bu tedaviler yoluyla güçlenmesi de hiç arzulanmayan birtakım davranışların ortaya çıkışına zemin hazırlar mı? Antidepresan ve psikostimülan ilaçların kullanımlarının her yıl katlanarak arttığı ülkemizde bu soruyu sormak herhalde garip kaçmayacaktır.

Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir

Dünyalılar

Rastgele Haber

Düşünce bir duruş biçimi, hayat ise bir akıştır

  Çoğu zaman hayat bizden önde gider, onu kaçırır ve yetişmek için olağanüstü çaba harcarız. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir