Home / Genel / Bilinmeyen Çingene Gerçeği

Bilinmeyen Çingene Gerçeği


Çingenelerle ilgili bilinmeyenler her zaman bilinenlerden fazla oldu. Halbuki  Çingene kelimesi bir kavimden, bir halktan daha fazlasını anlatmaktadır. Geçimlerini sanayi ve kapitalizmin gelişiminden önce; çeşitli zanaat ve hizmetlerin yerleşik tarımcılara, göçebe çobanlara ve kent-kasaba ahalisine sunulmasıyla sağlayan, göçebe ve yarı-göçebe halklar; Balkanlar, Orta Asya ve Orta Doğu’nun bir bölümünde Çingene adıyla anılmışlardır. Bu bölgelerde yaşayan Romanlar, Abdallar, Domlar, Lomlar, Mugatlar, Tavaktaroshlar, Helebiler, Ashkaliler gibi halkların ortak adı Çingenedir. Bu coğrafyaların dışında ise aynı geçim stratejisini benimsemiş farklı halklar için; Batı Avrupa’da Gypsy; Orta Doğu’nun kimi bölgelerinde Nawar; Hindistan’da Parya, Chandala, Afrika’da Sab, Midgan ve benzeri sözcükler kullanılmaktadır.

Çingene halkları tarihin şu veya bu anında farklı toplumsal yapılara sahip olmuşlardır. Her biri içinde bulundukları daha büyük sosyal ve doğal çevreye uygun olarak kendi geçim stratejilerini geliştirmişlerdir. Zaman içinde bir başka kavim ya da kabilenin yürüttüğü istila hareketi, kargaşa ya da doğal afetler sonucu söz konusu kavimler geçim stratejilerini üzerinde temellendirdikleri kaynaklardan yoksun kalmışlardır. Ormanlarda avcılık ve toplayıcılık yaparak geçinen kavimlerin sahip oldukları orman alanları, çobanların hayvan sürüleri ve tarımcıların toprakları bir biçimde ellerinden alınmıştır.

Bu koşullar altında her türlü geçim imkânından yoksun kalan ve içinde yaşadıkları toplumlarda güç göstergesi ve maddi gücün kaynağı olan tüm unsurları yitiren halklar giderek yoksullaşarak, birlikte yaşadıkları toplumların en yoksul ve en dışlanmış grubunu oluşturup, çingeneleştirilmişlerdir.

Gaco-Gebenler de tüm insanlar gibi Tabiat İnsanlarının soyundan geliyor. Yani gerçekte Çingeneler ve Gaco-Gebenler aynı atanın soyundan gelen öz kardeşler. Doğal şartlar ve nüfus artışı gibi nedenlerle diğer tabiat insanlarının avcılık ve toplayıcılık yaparak geçimlerini sağladıkları ormanlık alanların dışına taşan Gaco-Gebenlerin ataları hayatta kalabilmek için avcılık ve toplayıcılık dışında başka geçim yolları bulmak zorunda kalmışlar. Böylelikle tarım ve hayvancılığa başlayan Gaco-Geben kavimleri tabiat insanlarından farklı bir hayat biçimi geliştirmişler.Bu sayede  Gaco-Geben halkları mülk sahibi halklara dönüşmüşlerdir. Toprakları, hayvan sürüleri vardır. Başlarda bunları korumak ve giderek de başkalarının mülklerini ele geçirmek için siyaset ve onun başka araçlarla yürütülen şekli olan savaşı geliştirmişlerdir. Gaco-Geben halkları zaman içerisinde birbirlerine zıt çıkarlara sahip ekonomik gruplardan oluşan katmanlı toplumlara dönüşmüşlerdir. Bu kez de siyaset ve savaş aynı halkların içerisindeki bu farklı ekonomik grupların, kaynaklar üzerindeki hâkimiyet için birbirleriyle yaptıkları mücadelenin aracı olmuşlardır.

Gaco-Geben halkları belli coğrafyalarda toplanmış; toplandıkları alanlarda diğer gruplar ve halklar üzerinde egemenlik tesis eden siyasal yapılar oluşturmuşlardır. Bu yapılar zamanla güçlü devlet biçimlerine dönüşmüşlerdir. Köleci imparatorluk, mülk ve feodal hükümranlık temelinde gelişen bu ilk devlet yapılarının yerini kapitalizmin gelişmesiyle, merkez kapitalist ülkelerde ulus devletler ve daha sonra çevre kapitalist ülkelerde gelişen geç-ulus devletler almıştır. Gaco-Geben halklarının belli coğrafyalarda toplanmaları, belli coğrafyaları kendi hâkimiyet alanları olarak sınırlandırmaları doğrudan doğruya onların ekonomik gerçeklikleri ile bağlantılıdır. Gerek hayvancılık ve gerekse tarım; hayvan sürüleri ve toprak üzerinde özel mülkiyete dayandığından; Gaco-Geben halklarında hakim durumda bulunan ekonomik ya da ekopolitik gruplar resmi ya da fiili egemenlikleri altındaki tarım arazileri ve hayvan sürülerinin otlak alanlarını, başka Gaco-Geben halklarına ait olanlardan ayırarak hem kendilerini ayakta tutan ekonomik süreçleri garantiye almışlar hem de egemenliklerini pekiştirmişlerdir. Kapitalizmin gelişmesiyle kurulan yeni ülkelerin ve bu ülkelerdeki siyasal egemenlik aygıtı olan ulus devletlerin öncelikli vazifesi ulusal pazarı bütünleştirmek ve korumak olmuştur.

Çingene halklarının medeniyeti ise barışçıl bir zanaat medeniyetidir. Çingene halkları neredeyse mutlak anlamda mülksüzleştirilmişler ve çingeneleştirilmeleri sonucu gelecekte de mülk sahibi olmaları büyük ölçüde engellenmiştir. Bu engelleme kimi yerde resmi kimi yerde ise fiili yasaklarla pekiştirilmiştir. Her şeye rağmen Çingene halkları geçinmek için yaptıkları zanaat ve hizmetlerde derinleşmiş ve bu alanda önemli bir teknik ilerleme yaratmayı başarmışlardır. Öte yandan mülkten yoksun oldukları için Gaco-Geben medeniyetinin en önemli unsurlarından olan siyaset ve savaşa yabancı kalmışlardır. Zira ne korumaları gereken bir mülkleri vardır ne de başkalarının mülklerini ele geçirebilme umudu. Tarihte çok nadir de olsa kimi Çingene halklar bazı özel şartların yardımıyla bu cendereyi kırıp mülk sahibi olmaya, savaş ve siyasetin dilini konuşmaya başladıklarında ise onlar Çingene olmaktan çıkmış, çok geçmeden Çingenelik geçmişlerindeki kötü bir anıya dönüşmüş ve unutulmuştur.

Çingene halklarının temel geçim stratejisi, onların sınırlı toprak parçalarında toplanmalarını değil, mümkün olan en geniş coğrafyalara dağılmasını zorunlu kılmıştır. Mümkün olan en geniş müşteri topluluklarına ulaşabilmek için küçük gruplara bölünerek dağılmışlar, bu dağılma sürecinin sonucunda bütün Çingene halkları yaşadıkları her bölgede sayıca azınlık durumunda kalmışlardır. Örneğin temel olarak Balkan ve Batı Anadolu coğrafyasında yaşayan Romanlar bu bölgenin her yerinde yaşamlarını sürdürseler de coğrafyanın hiçbir yerinde nüfus çoğunluğu oluşturmamaktadırlar. Aynı şey Orta Anadolu’da yaşayan Abdallar, Kafkasya’daki Poşalar, Mezopotamya’daki Domlar, Orta Asya’daki Mugatlar ve tüm diğer Çingene halkları için geçerlidir. Çingene halklarının nüfus çoğunluğunu oluşturduğu tek yer en kalabalığı 25.000’i geçmeyen Çingene mahalleleri olmuştur. Çingene mahalleleri sadece Çingene halklarının kendi kültürlerini geliştirdikleri ve ürettikleri temel birimler olmakla kalmamış, aynı zamanda binlerce yıllık yaşanmışlığın sonucunda asimile olmamış Çingene bireylerin yaşayabileceği yegâne mekân parçaları olarak kalmışlardır.

Kapitalizm ve Çingeneler 

Sanayinin ve kapitalist ilişkilerin gelişimine bağlı olarak toplumlar dönüşürken, geçmişte Çingene halkları tarafından yapılan çeşitli zanaat ve hizmetlerin önemli bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. Sepetçilik, demircilik, kalaycılık, diş çekme, ilaç yapımı, halk hekimliği, seyyar berberlik gibi çoğu meslek ortadan kalkmıştır. Müzisyenlik, cambazlık vs gibi meslekler ise biçim değiştirip yeni dönemin koşullarına uygun olarak yeniden üretilmiştir. Çoğu Çingene ise geçmişle bağını tamamen kopararak içinde yaşanılan ülkede başkalarının çalışmak istemeyeceği düşük gelirli ve insan sağlığına zararlı işlerde çalışmaya başlamıştır. Bunun ötesine geçmeleri ise bir yandan binlerce yılın mülksüzleştirilmişlik mirası öte yandan ise birlikte yaşadıkları Gaco-Geben halklarının alt ekonomik gruplarında dahi hâkim durumda bulunan tamamen dışlayıcı önyargı duvarları tarafından engellenmiştir. Bu önyargı duvarları, Çingene halklarına mensup bireyleri, Gaco-Geben halklarının alt ekonomik gruplarından yalıtarak, hemen hemen evrensel kast duvarları olarak işlev görmektedirler.

Bu noktada son yıllarda ortaya çıkan yeni bir eğilim dikkatle izlenmelidir. Özellikle Romanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde; çeşitli uluslararası kurumlar Romanların uzun vadede bölgesel istikrar için bir sorun teşkil etmemesi için Romanları topluma entegre etmek amacıyla küresel fonlar ayırmaya başlamışlardır. Bu fonlar Gaco-Geben halklarından bireyler ve Romanların asimile olmak üzere olan nispeten varlıklı bireyleri tarafından kullanılmaktadır. Fonları almaya devam etmek için Roman toplumundan sözde de olsa kopmayan bu yeni Roman elitler gelecekte Roman toplumunun üst ekonomik ya da ekopolitik gruplarını oluşturabilirler mi? Yoksa uluslararası kurumlardan gelen fon akışının kesilmesi ile birlikte geçmişte olduğu gibi bu bireylerde hızlı bir biçimde Çingene geçmişleri ile bağlarını kesecekler midir? Bu sorunun yanıtını şimdilik veremeyeceğiz.

Çingene Aydınları Nerede? 

Çingene halklarını oluşturan bireylerin büyük çoğunluğunun onları yaşadıkları dünyaya bağlayan mülkleri, varlıkları, sosyo-politik ilişkisellikleri yoktur. Bu durum bir yandan muazzam bir dinamizme sahip olmalarını sağlarken öte yandan köklü değişimlere açık olmalarını mümkün kılar. Doğal olarak yaşadıkları her yerde mevcut statülere yabancılaşır onlara karşı tepkiselleşirler. Buna karşılık Çingene halkları yaşadıkları hiçbir yerde kendilerini mevcut durumlarına mahkum eden yapılara karşı sağlıklı tepkiler geliştirememekte, çoğunlukla Çingene halklarında var olan mevcut tepki suç örgütlenmelerinin yelkenine su taşımaktadır.

Bu durumun temel nedeni yine Çingene halklarının tarihinde yatmaktadır. Tıpkı mülk sahibi olan Çingene bireyler gibi eğitim almış veya bir biçimde kendini yetiştirmiş Çingene aydınları da toplumlarından kopmaktadırlar. Çok sayıda Çingene bireyi şansın yardımıyla eğitim alabilmekte, olağanüstü yeteneklere sahip Çingene bireyler bazen eğitim almaksızın da kendilerini yetiştirebilmektedirler. Ne var ki Çingene toplumlarının yoksulluğu ve onları kuşatan kast sınırları o kadar katıdır ki, Çingene aydınları içinden çıktıkları toplumun bünyesinde kaldıkları müddetçe kendileri ve toplumları için hiçbir umut olmadığını görmektedirler. Toplumundan kaçmayı başarabilirse Gaco-Geben halklarına mensup bir birey olarak kendisine mütevazi de olsa farklı bir gelecek yaratması mümkün olacaktır.

Bu amaçla eğer fizik özellikleri herhangi bir Çingene halkına aidiyetine şehadet etmiyorsa, bu aidiyete işaret eden fiziksel ve kültürel özellikler taşıyan akrabalarından koparak ya da eğer kendi fiziksel veya kültürel özellikleri bu aidiyete işaret ediyorsa bu özellikleri açıklayan kurgusal aile tarihleri hazırlayarak Gaco-Geben halklarının içerisinde kendisine bir yer bulmaya çalışırlar. Bu aşamadan sonra aydın, yani kültür üreticisi sayılabilecek olan Çingene bireyinin gerçekleştireceği her türden üretim Gaco-Geben halklarına yarayacaktır. Bu da insanlığa bir katkıdır şüphesiz. Ama kendi toplumundan koparak zihinsel enerjisini farklı alanlara kanalize eden Çingene aydını, içinden çıktığı Çingene halkının kültürel kuraklaşmasına bir biçimde katkıda bulunmuş olmaktadır.

Her toplum kendisini aydınları ile yeniden inşa eder. Halkların ve halkların içerisindeki ekonomik ve ekopolitik grupların tarihsel bilincini yaratan ya organik aydınları ya da kendisini o topluma adamış başka toplumlara mensup aydınlardır. Çingene halklarının potansiyel aydınları belirtilen nedenlerden ötürü toplumlarından uzaklaştıkları gibi diğer toplumların aydınları da yine aynı gerekçelerle Çingene toplumundan uzak durmaktadırlar. Çingeneliği kuşatan muazzam lanetin büyüklüğünü bilinçaltında hisseden Gaco-Geben aydını kendisini bu halklara adamayı, onların toplumsal varlığının geliştirilmesine katkıda bulunmayı düşünemez bile. Zira binlerce yıla yayılmış mutlak mülksüzlük; dışarıdan bakan Gaco-Geben aydınında dipsiz kuyu hissi uyandıracak; en şövalye ruhlu olanları bile Çingenelere adanmış bir ömrün saygınlığına ve anlamlılığına kendini ikna etmeyi başaramayacaktır.

Bu şartlar altında Çingene halkları kolu kanadı kırılmış bir halde kalır. Bir yanda kendisini mutlak mülksüzlüğe, mutlak dışlanmışlığa mahkum eden statülere muazzam bir öfke duyarken; öte yandan tepkisini ifade edebileceği sağlıklı zeminleri inşa edebilecek organik ve adanmış aydınlarından yoksun olduğundan son derece tehlikeli bir kısır döngünün içerisinde hapsolur.

Çingeneleştirilmenin aydınsızlaşma ile tamamlandığı şartlarda Çingeneler kendilerini ifade edecekleri sağlıklı kanallardan yoksun oldukları ölçüde normal şartlarda elbirliği edebilecekleri Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik grupları ile karşı karşıya geleceklerdir. Zira yolunu bulamayan öfke suça ve şiddete yol açacak, bunun hedefinde ise haliyle Çingene halklarının en yakınındaki Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik gruplarına mensup bireyler olacaktır. Bu durumsa ırkçılık olarak geri dönecektir.

***

Burada söylediklerimiz hem mevcut durumun analizi hem de geleceğe ilişkin bir öngörü niteliği taşıyor. Bu yapıcı enerjilerin coğrafyamızın ve gezegenimizin genel tıkanmışlığı için büyük bir şifa kaynağı olması da mümkündür. Bütün mesele aydınlar ve Çingene halkları arasındaki ters mıknatıslanma etkisinin şu veya bu biçimde aşılmasının mümkün olup olmadığıdır. Bu yazıyla şimdilik tarihe not düşmüş olalım. Sorduğumuz soruların yanıtı hiç şüphesiz ki önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde tarih tarafından verilecektir.

Ali Mezarcıoğlu :  Çingenelerin Kitabı

Dünyalılar

Rastgele Haber

Düşünce bir duruş biçimi, hayat ise bir akıştır

  Çoğu zaman hayat bizden önde gider, onu kaçırır ve yetişmek için olağanüstü çaba harcarız. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir