Home / Çevre / “Bir Siyasi Rant Filmi” – Avlan Gölü

“Bir Siyasi Rant Filmi” – Avlan Gölü

1950’lerden itibaren siyasi rantın, toplumsal ve ülke çıkarlarının üstünde değer kazandığı dönemde, dışa güdümlü ekonomik politikalar üreten ülkemizde siyasi iktidar, elindeki tüm kurumları, kendisini iktidara taşıyan tabanının ihtiyaçlarını karşılamak yönünde kullanmakta hiç tereddüt etmemişti. Bu yıllarda kurulan DSİ tarafından yaban sulak yaşam alanları, bataklıklar, tarım arazisi yapılmak, tarıma su temin etmek amacıyla ya kurutulmuş, ya da baraj yapılmıştı. 

“ BİR SİYASİ RANT FİLMİ ” – AVLAN GÖLÜ

Bir gün eminim sizin de yolunuz düşmüştür yol üstünde küçük bir yerleşim yerine; yemek yenilecek ve gidilecek yere doğru yola düşülecektir . Ve hemen araştırma başlar,ne yenir nerede yenir diye. Mütevazi bir lokantada, o yörenin güzel yemekleri yenirken,bir taraftan da küçük mekanın duvarlarında dolaşır gözleriniz. Çoğu zaman bir şelale, yanında bir değirmen, bir orman tablosu ve içinde olunası bir kulübe ya da , dalgalı bir denizde beyaz köpüklerin arasında,lacivert sularda yol alan bir tekne ile burun buruna gelirsiniz  ve bilirsiniz ki ne şelale, ne orman ne de deniz var olandır, düşlerden taşınmış tablolardır.

avlangolu4İşte Todosk ( Toroslar Doğa Sporları Kulübü ) 2007 Kızlarsivrisi Yaz Şenliği için mola verdiğimiz Elmalı ‘da bir lokantanın duvarında göz göze geldim böyle bir tablo sandığım  muhteşem Avlan gölü  fotoğrafıyla. Çamkuyular Kamp Alanından dönüşte suya hasret bataklık görünümündeki göl alanı aşağıda göründüğünde, lokanta sahibinin neden anlamlı bir şekilde “ tablo olur mu , o gerçek bir göl, inişte çok daha rahat görebilirsiniz” dediğini anladım.

Sureti ile aslı arasında bir benzerlik kuramadığım Avlan Gölü ‘nün hazin hikayesine, tarihin sayfalarındaki yolculuğum işte böyle başladı.

Avlan Gölü, Antalya ilinin 75 km güneybatısında Toros Dağ kuşağı içerisinde, Susuz Dağı eteklerinde karstik kökenli( kaya tuzu, jips, kalker gibi çözünebilen tabakaların bulunduğu sahalar), yaklaşık 10 km karelik bir alana yayılan, deniz seviyesinden 1043 metre yükseklikte, Elmalı polyesinde ( karbonatlı kayalardan meydana gelmiş yüksek dağlar arasında bulunan geniş düzlük ya da ovalar) bir göl.

Doç. Dr. F. Sancar Ozaner’in belirttiği üzere, Elmalı ovası ve çevresi M.Ö V. bin  yıldan bu yana iskan edilmektedir (Bilinen tarihinin M.Ö 5. ve 4. yüzyıllarda Likyalılarla başladığı düşünülürse tarihin karanlıklarında kalmış uzun bir süreç).

Bu uzun dönemli yerleşimi sağlayan en önemli doğal kaynak Karagöl ve Avlan gölleridir. Antik dönemde bu sulak alanlar, bir uygarlığınavlangolu3 gelişmesi için gerekli olan kaynakların birçoğunu sağlayan ekosistemleri oluşturdu. Balıkçılık, avcılık, hayvancılık, nem durumuna göre farklı ürünlerin yetiştirilmesine olanak sağlayan toprağa bağlı olarak tarım, geçim kaynakları oldu. Yılın 6-7 ayında 850 hektarlık sahayı işgal eden Avlan Gölü, yaz aylarında göl tabanında yer alan düdenler (kalkerli arazide erime ile oluşan daire biçimli kapalı çukurluklar, yeraltı sularını birbirine bağlayan kanallar) ve göl yüzeyinden olan buharlaşma yoluyla daralmakta, diğer yandan göl sınırlarındaki bu yıllık değişimlerin yanı sıra, 10 ve 20 yıllık periyotlarla taşan, Göğü Çayı ve Akçay‘ın etkisiyle, göllerin alanı daha da genişlemekte ve göllerin çevresindeki alanlar mineralce zengin alüvyonla yenilenmekteydi. Polye ovasının taşkına uğrayan bu kesimleri yüksek taban suyu nedeniyle antik dönemde mera olarak kullanılıyor, yer yer de nohut, mısır ekiliyordu.

Anlaşılacağı üzere, suları bir dönem çekilse de göllerin oluşturduğu ekosistem, kendini yenileyici ve doğal döngüyü koruyucu özelliğini, bir müdahale olmadığı taktirde sürdürebilmekteydi.

Ve nasıl oldu da binlerce yıl sahip çıkılan, varlığının, geçiminin yegane dayanağı olan bu ekosistemin, bir mirasın yok olmasına izin verildi?

1950’lerden itibaren siyasi rantın, toplumsal ve ülke çıkarlarının üstünde değer kazandığı dönemde, dışa güdümlü ekonomik politikalar üreten ülkemizde siyasi iktidar, elindeki tüm kurumları, kendisini iktidara taşıyan tabanının ihtiyaçlarını karşılamak yönünde kullanmakta hiç tereddüt etmemişti. Bu yıllarda kurulan DSİ tarafından yaban sulak yaşam alanları, bataklıklar, tarım arazisi yapılmak, tarıma su temin etmek amacıyla ya kurutulmuş, ya da baraj yapılmıştı.

Bu dönemde, Osmanlı döneminden kalma tapularda, gölün ve çevre dağların sahibi görünen, kuruyan göle sahip çıkmak için gölün kurutulmasını talep eden, ağa ailesi Subaşı ve Baysanlar‘la çevre köyler arasında toprak savaşı baş gösterdi, köylüler de topraktan pay isteyince dönemin siyasi tarihinde yer alacak bir mücadele başlamış oldu.

O dönemin valisi, kaymakamı, güvenlik güçleri ağaların yanında yer alırken, köylüler de arkalarında o dönem, kapitalist düzene karşı ciddi muhalefeti simgeleyen Dev- Genç‘i buldu. ODTÜ ‘lü öğrenciler, gruplar halinde bölgeye gelerek, köylülerin yanında, ağalara karşı mücadele ettiler, Deniz Gezmiş de Elmalı ‘ya gelerek mücadeleye katıldı.

Ağalar ve köylüler arasındaki toprak mücadelesi 1974 yılında Ecevit hükümeti zamanına kadar sürdü ve gölün mülkiyetinin devlete geçmesiyle son buldu.

Lakin  DSİ’nin eski genel müdürü barajlar mühendisi Demirel‘in başbakanlığı dönemine gelindiğinde, siyasal iktidar gerekeni yaptı, köylülerin Avlan Gölü ’nün kurutulup tarım arazisine dönüştürülmesi talebi üzerine, 1978 yılında gölün suyunu Finike yönüne akıtacak olan 5.5 km’lik tünelin yapımına başlandı. (DSİ Karagöl ve Avlan Projesi Taşkın  Tesisleri Planlama Raporunun ardından başlatılan proje uygulaması ile ) 2 yılda tamamlanan tünelle, göl tamamen kurutuldu.

Avlan Gölü ‘ne akıtılan Karagöl kurutularak 20 yıl taksitle 813 çiftçiye satıldı, Avlan‘da da 10 bin dönümlük göl arazisinde köylüler devlete ödedikleri  düşük bir kira bedeli karşılığında ekim yapmaya başladılar.

Ve sonra n’oldu da, gölün kurutulması talebinde bulunan köylüler de dahil olmak üzere, 01.08.2003 tarihinde Elmalı ilçesine bağlı 37 köyün muhtarları ve bir belediye başkanını 3000’e yakın imzayla Çevre Bakanlığı’na, Avlan’daki eski gölün yeniden oluşturulması için  talepte bulunur hale getirdi ?

Doğa binlerce yıldır süregelen döngüye  müdahele eden insanoğlunu asla affetmedi!
Elmalı ilçesi Meteoroloji İstasyonu‘nun gölün kurutulduğu dönemde elde ettiği verilere göre, yıllık ortalama sıcaklık 0.6 derece arttı, yıllık toplam yağışta 1976 sonrasında 41.7 kg azalma oldu ve değerlendirmede anlaşıldığı üzere, Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçiş gösteren iklim özelliği daha karasal bir hal aldı.

Elmalı Ovasında göllerin kurutulmasından sonra, taban suyu seviyesinde de büyük düşüşler oldu. 5-18 metreler arasında çıkan yer altı suyu, 60-90 metrelere indi ve bu düşüş toprakta tuzlanmaya neden oldu.

Sulak alanların kurutulmasından sonra iklim değişikliğine bağlı olarak, elma ağacının çiçeklenme mevsiminde don olaylarının daha sık olması, elma rekoltesinin ve kalitesinin düşmesine neden oldu. Sulama maliyetlerinin yükselmesi, büyük oranlarda bahçe sahiplerinin elma ağaçlarını kesmesine, üretimden vazgeçmesine yol açtı.

Diğer yandan göllerin kurutulması, dolaylı bir şekilde yöredeki değerli sedir ağaçlarının da kurumasına neden oldu, gölde yaşayan kuşların yaşam alanının ortadan kalkmasıyla birlikte, su kuşlarının besin kaynağı olan  sedir zararlısının populasyonu belli bir seviyede tutulurken, bir anda hızlı bir  artış gösterdi ve yılda ortalama 2000 metre küp  sedir ağacı kurumaya bırakılmış oldu.

Bölgedeki sedir ormanlarının ve ovadaki elma üretiminin iklim değişikliğinden olumsuz yönde etkilendiğini söyleyen çevreci kuruluşlar ki özellikle Avlan Gölü’yle adı bütünleşen
TTKD Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hediye Gündüz, 2 Şubat 1997‘de bizim de imzaladığımız Ramsar Sözleşmesi sonrasında Türkiye‘nin uluslararası öneme sahip sulak alanları arasında yer alan Avlan Gölü’nün yeniden su tutması  ve ekolojik dengenin tekrar sağlanması yönünde ciddi adımlar attı, durumu hem kamuoyuna, hem devletin zirvesine taşımakta tereddüt etmedi, Elmalı Belediyesi ile ortak hareket ederek Avlan Şenliği geleneğini de başlattı.

avlangolu kus_adaciklariAvlan Gölü, kendisini yok eden ellerde tekrar can bulan, ilk sulak alan olma özelliğini korumaktadır. Ne yazık ki bu dönüşümün tamamlanması önünde birçok engel ortaya çıktı.

Karayolları gölün kurutulduğu yıllarda Finike – Elmalı Karayolu’nu, yolu kısaltmak adına göl alanının ortasından geçirdi. 1997 yılından itibaren gölde su tutulmasına karar verildiğinde bu durum birçok problemi su yüzüne çıkardı.

Bir gölün yaşayabilmesi için gölün içerisinde su hareketi olması gerekiyor ve aynı zamanda bu tür sulak alanlarda içerisindeki canlıların yaşayabilmesi için suyun temiz olması ve oksijen içermesi gerekiyor. Gölün su tutmasıyla birlikte 2002-2005 yıllarında, göldeki biyolojik çeşitliliği arttırmak adına, göle 15 bin balık bırakıldı. 2004-2005 döneminde, her gece gölden yola çıkan yavru su kuşlarının birer birer yoldan geçen araçların altında kaldığı, doğal ortamdan uzak, su hareketinin az,  kirliliğin fazla olduğu sığ sularda avlanmanın da kolaylaşması sonucunda hepsi kaybedildi.

Temelde gölün kurutulması talebinde bulunan köylülerin müdahelesi son buldu: önceleri sulama amaçlı olarak, deşarj kanallarının denetimsiz açılması söz konusuyken, sonradan bu durum da kontrol altına alındı. Fakat  gölün varlığını sürdürmesi yönünde iki büyük tehdit varlığını hala  korumaktadır; birincisi 2004 yılında yeniden çalışma izni verilen Avlan‘ın Elmalı girişindeki taş ocağı ki gölün tabanında oluşan çatlakların dinamitleme sonucunda olduğu tezi oldukça geçerli, aynı zamanda çevre kirliliği yönünden, su hareketi az olan bir göl için, tozuyla yarattığı tehdit  küçümsenecek gibi değil.

Aynı zamanda ileriye dönük olarak taş ocağının çalışmaları devam ederse, doğal seddenin ortadan kalkması gündeme gelecek ve yakındaki tarla sahipleri “gölün suları tarlalarımıza zarar veriyor “ diyerek yeniden kurutma taleplerini gündeme getirecekler.

avlangoluDiğer bir tehdit ise, gölün ortasından geçen yol; bilimsel verilerin ışığında Çevre Bakanlığı Ulusal Sulak Alan Komisyonunca karar altına alınmış olmasına rağmen, maliyeti ne kadar yüksek olsa da, bu karara imza atan DSİ ve Ulaştırma Bakanlığının hala yolu kaldırmamış olması da dikkate değer.

Kış aylarında yağışlar nedeniyle sular altında kalan yol, gölün suyunun tünele aktarılmasını gerekli kılmakta; yazın  kurak dönemlerinde gerekecek bir damla suyun önemi ortadayken, gölün bu suyu tutması engellenmiş olmakta. Aynı şekilde, gölün suları açılan tünelle vadiye akıtılınca, güçlü su toprağın aşınmasına ve Finike Körfezininve sahilinin çamurlaşması sonucunu ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak; 135 sulak alandan biri olan ve DSİ‘nin kurulduğu 1950’lerden bu yana sulak alanlarının yarısını kaybeden Türkiye‘deki Amik, Ketsel, Gavur, Yarma  Gölleri ve Aynaz, Hotamış ve Eşmekaya Sazlıkları ile aynı kaderi paylaşan Avlan,  yaşamını sürdürmek için direnmekte.

Göl içinde ve yakın çevresinde varlığını sürdürmeye çalışan kızılbacak, deredüdükçünü, küçükbatağan, tepeli batağan ve Avlan‘ın  yarattığı nem ve kuş çeşitliliğine muhtaç, 1967’de tabiat ormanı ilan edilen, yanıbaşındaki, aslan ardıç, koca katran, koç sedirlerin yuvası, 200-400 yıllık anıt ağaçların diyarı Çığlıkara  her şeye rağmen direnmekte.
avlangolu1Avlan Gölü bir ziyaretçisinin gözlemlediği üzere “ortasından dümdüz yol geçen, içinde
( kenarında da değil ) koyun otlatılan, ziyaretçilerini “Avlan gölünde avlanmak yasaktır “ tabelasıyla karşılayan muhteşem ama sürrealist göl”  olmamalı daha fazla . Ve beklememeliyiz alınan kararların uygulanmasını sessizce “ son ağacın kesildiği, son nehrin aktığı, son balığın tutulduğu” o  güne kadar…

Tuba KARANFİL

www.dunyalilar.org

Aralık 2009

Rastgele Haber

Devlet teşvikiyle su gaspı

Devlet teşvikiyle su gaspı: Coca-Cola, İzmir’in suyunu hortumluyor Meşrubat ve ambalajlı su devi Coca-Cola’nın İzmir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir