Home / Yaşam / Boşa Geçen Ömür – Bir Ayrılığın Anatomisi

Boşa Geçen Ömür – Bir Ayrılığın Anatomisi

Uzun zamandır aramız limoniydi, kaçamak bakışlar atarak geçiyordum yanından. Gürültülü, kalabalık, boş sesine tahammülüm kalmamıştı. Çoğu zaman başka bir odaya çekilip kitaplara sığınmayı yeğliyordum.

ayrılıklar

Benimle aynı evde, aynı ortamda yaşamıyor da, mutluluğun, refahın, huzurun tavan yaptığı başka bir yerden bakıyordu bana. Bencildi, kendinde olandan başkası onu ilgilendirmiyor, insanların acılarını, sevinçlerini, umutlarını umursuyor gibi görünüp çıkarı için kullanıyordu.

Kibri o kadar fazlaydı ki “ben senin kıblenim, yönün sadece bana dönük olmalı, saatlerini benim yüzüme bakarak geçirmelisin” diyor, kendisine daha çok bağımlı olmam için ne kadar acizliğim, zaafım, hassas yanlarım varsa kullanıyordu. Hatta bazen kıskançlık krizlerine giriyor, hayatımda başka kimse yokmuş gibi davranmamı, eşimle, dostumla, komşularımla paylaşımda bulunmamı istemiyordu. Bana bir aptalmışım gibi davranması, anlatmak istediklerini defalarca üst perdeden bağırması çekilir gibi değildi. Anladım ki ele geçirmişti benliğimi, düşüncemi, zihnimi, zamanımı. Anladım ki “boşa geçen ömür” dedikleri tam da kendisiydi.

Ben diyorum, bombalar patlıyor çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, umut dolu gülüşler toprağa düşüyor, tek derdi yaşamak olan masumlar acımasızca katlediliyor, acıyı duyumsayanlar gelecekten kaygılı. O diyor; Boş ver, olan olmuş, sen tek başına neyi değiştireceksin, bak birazdan siyasetçiler kameranın karşısında, en sarsılmaz halleriyle kınama mesajları yayınlayacak, her şey yolunda, tüm güvenlik tedbirleri alındı diyecekler, sonrasında vur paylasın, çal oynasın devam edecek gösteri…

Yetmez mi kaygını ve acını hafifletmeye? Yetmez mi unutturmaya gördüklerini?

Ben diyorum, sömürülüyoruz, çalınıyoruz, eksiliyoruz. O diyor; Survivor’ın sahte açlarına acı, ne zor koşullarda yaşadıklarına ağla, kapitalizmin markalı yemekleri için nasıl mücadele ettiklerini düşün, hamburgeri nasıl iştahla dişlediklerine bak, günden güne nasıl zayıfladıklarına tanık ol, kavgaları senin kavganmış gibi düşün ve seç tarafını , tarafsızlık, tek başınalık, yalnız yürümek, doğru neredeyse haklı neredeyse orada olmak kimin haddine?

Ben diyorum, kadınlara, çocuklara, taciz, tecavüz ediliyor, öldürülüyor, dayak yiyor, eziliyor, insan yerine konulmuyor. O diyor; En acılısından yeni bir dizi başlıyor, senaryoda söylediğin ne varsa mevcut hatta şiddeti özendirecek sahnelerim gör bak nasıl yüksek reytingli olacak.

Ben diyorum, çocukların küçücük bedenlerine bir yer bulamadık, ulaştıramadık karşı kıyılara, sen diyorsun çocukların yarıştığı ses yarışmasını aç, bak ne tatlı şeyler, hem kim kazanacak merak etmiyor musun, tuttuğun çocuk kazansın diye sevabına sms göndermeyecek misin? Sana ne tanımadığın çocukların dramında, uzan koltuğuna eğlenmene bak.

Ben diyorum işsizlik, düşük maaş, geçim sıkıntısı, yoksulluk var . O diyor; içinde aşk adı geçen dizilerden birini seç , boğaza nazır villasında korumaları ve hizmetçileriyle yaşayan karakterin yerine koy kendini, yakışıklı ve zengin çocuk sırılsıklam sana aşıkmış gibi düşün, lüks otomobiller, holdingler, yatlar, villalar , pahalı markalı giysiler seninmiş gibi hipnoz ol, kaybol sana sunduğum sanal alemin içinde, hayal et işte, gerçeklerle kopar bağını ve kendini tamamen bana teslim et.

Ben diyorum doğa katlediliyor, ağaçlar kesiliyor, park alanlarına avm yapılıyor, çocuklar oynayacak toprak bulamıyor, gökyüzü bile satılıyor. O diyor; çocukları eğlendirecek oyuncaklarım var, toprak yoksa, park yoksa ben varım, hem ağaçlar ormanlar da gösteririm size, benim verdiklerimle yetinmeli hatta avunmalısın.

Ben diyorum insanlar mutsuz, O , mutluluk kavramını satın almaya, sahip olmaya bağlıyor. İhtiyacım olmayan ne varsa cazip göstererek bir akrep gibi arzumu körükleyip cüzdanımın üstünde geziniyor.

Ben diyorum iletişim yok, sohbet yok, O diyor; moda programlarımda, güzelliği şişirme dudaklar, botokslu, estetikli yüzler ve vücudunu teşhirden ibaret sanan kadınların birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarına, nasıl anlaşılmaz bir dille birbirlerine çemkirdiklerine, hakaret ettiklerine tanık ol. İletişim, insan ilişkileri ve muhabbetin nasıl öldüğüne ağla.

Ben diyorum duygu yok, aşk yok, O diyor ki; evlilik programlarımda aşkın her gün başka bir tanımını yapan aşıklarım var, elektrik alma durumuna göre içilen çaylardan çıkan birlikteliklerim var, kaç para kazandığına göre artan talipler var, adını aşkın hallerinden alan uzun bakışmalı, bol ihanetli dizilerim var.

Ben diyorum, kitap okumuyoruz, okullar bitiriyoruz, diplomalar alıyoruz ama cahiliz. O diyor; Bana gömülü beyinlere hükmetmeyi seviyorum, kitaptan daha az zararlı, daha eğlenceliyim. Düşünmek, anlamak, sorgulamak zahmetinden kurtarıyorum seni. Benim verdiklerimle beslenenin filozof olmasını bekleyemezsin, benim yansımam olur ancak.

Uzun zamandır aramız limoniydi. Aynı evin içinde iki yabancı gibiydik. Birbirimizi anlamaz, aynı dilden konuşmaz olmuştuk. En son parmaklarıma yapışan kumandasını yüzüne fırlattığımda şiddetli bir geçimsizlik yaşadığımızı anladım. Benim gördüklerimi görmeyen, duyduklarımı duymayan, bildiklerimi bilmek istemeyen, hissettiklerimle alakadar olmayan biri için boşa zaman harcamak, kendime yaptığım en büyük kötülüktü. Her ayrılığın ardında bıraktığı o büyük boşluğu yaşamadım. Okuyarak, sevdiklerimle paylaşarak, gezerek, sohbet ederek, müzik dinleyerek, dans ederek, şiir okuyarak, bazen yalnız kalarak, ömrümü ve kendimi sahiplenmeyi öğrendim.

FATMA KOŞUBAŞI

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Sevgiye Gereksinim Duymak ve Duymamak

Sevgi Bowlby, Spitz ve Levy’de olduğu gibi alışılmış şekliyle ele alındığında bir eksikliğin doyurulması gereksinimidir. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir