Home / Genel / Büyük Ortadoğu Projesi Büyük Yara Aldı!

Büyük Ortadoğu Projesi Büyük Yara Aldı!

Nizamettin ÖZBEN

AKP ile PKK’ya birlikte anayasa yapma emri ABD’den geldi. AKP ve PKK temsilcilerini Oslo’da toplayan ABD, önlerine koydukları açılım projesi ve yeni anayasa ile ilgili maddeleri, bir an önce hayata geçirmek için emir verdi… Önce gizlilikle yürütülen görüşmeleri hükümet adına o zamanlar Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Olan Hakan Fidan ile MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, PKK adına KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ve PKK’li Sabri Ok, Kongre-Gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar ve koordinatör ülke adına ABD temsilcileri katıldı. Afet Güneş, toplantıda yaptığı konuşmada “Güvensizlik göstermenize neden yok. Sayın Hakan Fidan bizimle birlikte bu toplantıya katıldı. Kendileri Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, onun da ötesinde Başbakan’a en yakın kişilerden biri” diyerek, aslında masada kendilerinin değil Tayyip Erdoğan’ın oturduğunu açıkça dile getiriyordu. Hakan Fidan buradaki konuşmasına başlarken Afet Güneş’in konuşmasını teyid ediyor ve şöyle diyor: “Ben öncelikle merhaba diyorum, tanıştığımıza memnun oldum. Bu ekibin yeni üyesiyim. Yaklaşık bir ay önce İmralı’da Sayın Öcalan’la bir araya geldik. İsmim Hakan Fidan. Müsteşar Yardımcısıyım ama Sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim”. Hakan Fidan, kendinden önce de bu görüşmelerin devam ettiğini ve yürütülen çalışmaların takdire şayan olduğunu açıklıyordu. Halbuki bu çalışmalar, basın organlarına yansıyınca Tayyip Erdoğan “PKK’yla görüşmeler yapıldığı söyleniyor. Hükümetimin ve arkadaşlarımın herhangi birisi böyle bir görüşme yapıyorsa, ben herşeye varım. Ama yapılmıyorsa, bunu söyleyenler alçaktırlar, şerefsizdirler” diyordu.

Tayyip Erdoğan bunu söylerken, Hakan Fidan, Oslo görüşmelerine katılan PKK heyetine “Bu noktada şunuda yakından takip etmeye çalıştık belli düşünce dönüşümleri zihinsel atlamaların hangi noktadan nereye geldiğini görmek de şahsen benim düşünce olarak bulunduğum yer açısından önemliydi. Çünkü görüyorsunuzki yüzde doksan doksan beş gelen bütün konularda birleşen bir genel çizgiye gelindi. Türkiye deki siyasi rejimi ve şartları dikkate aldığımız zaman şu an hiç kimsenin özellikle sayın başbakanın çıkıp böyle bir şeyi ifade etme şansı yok” diyordu.

PKK tarafı, sürecin hızlandırılmasını isterken, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, muhataplarına şu yanıtı veriyor: “Çözümün parametreleri içinde işte basit bir takım taleplerden anayasa değişikliğinden öcalanın serbest bırakılmasına kadar çok geniş bir skala var. Talepleri şöyle bir göz önüne getirdiğimiz zaman çok geniş bir skala var. Bunların üç ayda beş ayda sekiz ayda bir senede tamamlanabilmesi söz konusu değil.”

Bugün AKP hükümetinin TBMM’de komisyon kurarak muhalefet partilerini de içine topladığı çalışmalar aslında bir tiyatrodan farklı değil. Amaç CHP ve MHP’yi de bu süreçte bölünme anayasasına ortak etmek, meşruluk kazandırmak. Aslında Anayasa, PKK ile AKP arasında hazırlanmış. Hangi yasaların Anayasa’ya konacağı belirlenmiş. Bunu Hükümetin, Oslo’ya gönderdiği Hakan Fidan ve Afet Güneş’in ağzından itiraf edildiğini görüyoruz.

Heyetin Türk tarafı Habur sınır kapısından geçirilerek Türkiye’ye giren PKK’lıların tutuklanmayacağını söylediklerini, buna rağmen PKK’da bir güvensizlik olduğunu söylediğinde PKK’lı Sabri Ok “Biz de biliyoruz ama müsaade edin biz bunu bilmeyene nasıl bildirelim. Söylesek olmayacak. Bizim de bu sıkıntımız var” diyordu. İşte Türkiye’deki hukuk sisteminin Yürütme’nin oyuncağı olduğunu gösteren açık bir kanıt da budur. Kandil’den eşkıya gelecek, ellerini kollarını sallayarak sınırdan geçecek, tiyatrovari bir yargılama yapılacak, ama tutuklanmayacakları açıkça önceden kararlaştırılmış. İşte bu hukuk sistemi, Türkiye’nin terörle mücadele etmiş komutanlarını, bölünmeye karşı siyasetçilerini, aydınlarını, bilim adamlarını aynı tiyatrovari mahkemelerde yargılar gibi yapıyor ve esir ediyor…

Hakan Fidan, PKK’lı muhataplarına “geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle daha fazla mevzi kazanalım daha fazla örgütlenelim mantığı içerisinde. Bir noktaya kadar hani tolare edebiliyorsunuz çünkü dediğim gibi alandaki valiler emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda sizi bilmiyorum spesifik olarak isim vererek şikayet edebileceğiniz şu adam düşmandır…. diyebileceğiniz bir yönetici bu bölgede kalmadı” diyerek, PKK’nın örgütlenmesine ve bu duruma müdahale edecek devlet görevlilerinin de bölgeden çekildiğini müjdeliyor.

Afet Güneş, PKK’lılara hitaben “Biliyoruz metropolleride doldurdunuz bu arada patlayıcılarla doldurdunuz. Hepsini biliyoruz” diyerek Türk halkının yaşam hakkını elinden alacak terör eylemlerinin altyapısını oluşturan bu silahlanmayı görmemezlikten geldiklerini açıkça beyan ediyor.

Oslo görüşmelerinin koordinatörü ABD temsilcisi ise “Belki daha az zaman içerisinde olabilir ama bizim Ankaraya gitmemiz lazım. Dağa gitmemiz lazım. Oslo altıyı hazırlamamız lazım. Bunların hepsi ayrı birer iş ve aynı zamanda sizin de kendinizi hazırlayıp koordine edebilmeniz içinde gerekli olan zamandır. Güzel evet her iki tarafı da tebrik etmek istiyorum sürecin bu yönünde trafik ışıkları yeşile dönmüş gibi görünüyor ve her iki tarafında bu eylemsizlik sürecine devam edilmesi gerektiğini düşünmesi bizleri mutlu etti çünkü olumlu bir siyasi müzakere yapmak için bir alan bir zemin teşkil edecek” tarafları yüreklendiriyordu…

Bugünlerde ABD Büyükelçisi Ricardione’nin Güneydoğu’daki gezilerinin aslında Oslo görüşmelerinin altıncısını düzenlemenin altyapısını oluşturmak ve iki tarafın masada anlaştığı konuları Güneydoğu’da anlatmak ve hayata geçirmek için planlanmış olduğunu görüyoruz… Ricardione AKP Grup toplantısına bile girerek, Ankara’da yoğun bir trafik yürüttüğünü da görüyoruz…

Tüm bu görüşmelerin ardından Güneydoğu’da bugün nelerin yaşandığına bir göz atalım:
“PKK, açılım süreciyle birlikte militanlarını yurt dışına çıkaracak” denildi. Daha eylem gerçekleşmeden yandaş ve yalaka basın hep bir ağızdan “PKK dışarı çıktı” yaygarasını kopardılar. Daha sonra hem Erdoğan hem de PKK, henüz dışarı çıkmanın yüzde 15 oranında gerçekleştiği, militanların yüzde 85’inin Türkiye’de kaldığını itiraf ettiler.

PKK, Önce Cizre’de, Sonra da Van’da polis gücü kurduklarını eylemli olarak halkın ve devletin gözünün önünde sergilediler. Uzun namlulu tüfeklerle, güya polis kıyafetleriyle boy boy pozlar verdiler.

14 Ağustos’ta Lice’de, çatışmarda öldürülen PKK’lılar için “şehitlik” açılışı yaptılar. Başbakan’ın “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, şehitlerimize “kelle” dediğini düşünecek olursak, PKK’lıların “şehitlik” açması anlamlıdır…

Güneydoğu’da devlet denetimi diye bir şey yoktur. PKK’lılar güpegündüz karayollarında yol kesiyor, adam kaçırıyor, kimlik kontrolü yapıyor, sonra da ellerini kollarını sallayarak gidiyor. Açıkçası güneydoğu, hükümetin kafasında çoktan bölünmüş ve Büyük Ortadoğu Projesi’yle sınırları çizilen “Free Kürdistan veya Büyük İsrail” haritasının içine katılmış…

Güneydoğu illerimizde elektrik kayıp kaçak oranı yüzde 75-80’ler civarında. Yani her beş kişiden sadece biri elektrik parası ödüyor… Bu kadar büyük oranda kaçak kullanım olmasına rağmen, kimsenin yakalanmaması mümkün olabilir mi? Tabii ki hayır. Ama devlet, buna açıkça göz yumuyor. Kaçak kullanılan elektriğin parası da faturasını ödeyen insanların üzerine yükleniyor…

Güneydoğu’da belediyeler vasıtasıyla özerk yönetim birimleri oluşturuluyor. Bu yönetimlere PKK’lılar önderlik ediyor. Belediyelerin özel güvenlik görevlileri de silahlı bir şekilde bu özerk yönetimlerin güvenliğini sağlıyor.

Güneydoğu’da Apo posterleri, bölücü propaganda ve eylem serbest. Polis ve asker sadece seyrediyor. Çünkü hükümet, çıkardığı yasalar ve uygulamalarla güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlamış. Sadece Diyarbakır’da 15 karakoldan 9’u kapatıldı. Kapatılan ve kullanılmayan karakollar, PKK’lı militanların uğrak ve barınma yeri oldu. Dahası kalan karakolların revizyonuna da PKK izin vermiyor. Lice’de olduğu gibi türlü provokasyonlarla bunu engelliyor. İş makinelerini yakıyor, şantiye şefi ve işçileri kaçırıyor vs.

2002’de AKP iktidara geldiğinde sıfır seviyesine düşen ve silahla bir yere varamayacaklarını gören PKK’lıların güvenlik güçlerine beşer onar teslim olduğu bir dönemden, bugün Türkiye’yi bölme noktasına gelindi.

Peki Türkiye bölünür mü?
Bu sorunun yanıtı bana göre kesinlikle ‘hayır’dır. Çünkü Ortadoğu’da konjonktür değişmiştir. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulayamaz hale gelmiştir. Suriye’nin muhteşem direnişi, Irak Maliki hükümetinin ülkenin bölünmesine izin vermez tutumu, İran’ın bölgede önemli bir güç olarak ABD’ye karşı bölge ülkeleriyle işbirliği, Mısır’daki halk devrimi ve Türkiye’deki Gezi Parkı direnişleri emperyalizmi bölgemizde zayıflatmıştır. Türkiye’yi bölmek isteyen güçler PKK ve AKP, ABD’nin bölgede güçsüzleşmesiyle yalnızlaşıyorlar. Maalesef ABD’nin kuyruğuna takılanlar, onun bölgedeki yenilgisine ortak olacaklar.

Biz Kürdümüzü de Ortadoğu’da atılmak istediği ateş çemberinden kurtararak, birlikte, eşit yurttaşlar olarak ülkemizi yeniden cumhuriyet devrimleri mevzisine sokacağız. AKP’ye karşı cumhuriyet mitingleriyle başlayan mücadele, muazzam Tekel direnişi ve diğer işyerlerindeki işçi eylemleri, milli bayramların yasaklanmasıyla başlayan 19 Mayıs’ta Tünel’den Dolmabahçe’ye 250 bin kişinin yürümesi, 29 Ekim’de Ankara Ulus’ta bir milyon insanın polis barikatlarını yerle bir etmesi, 10 Kasım’da Anıtkabir’e milyonların akması, 13 Aralık ve 9 Nisan’da Silivri zindanlarındaki barikatların yerle bir edilmesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin Erdoğan’a karşı ayaklanması ve birçok üniversitede bu eyleme destek eylemleri, 31 Mayıs Gecesi bir gök gürültüsünü andıran ve İstanbul’un tüm semtlerinden Taksim’e hareket eden insan seliyle çok büyük bir ivme kazandı.

Bu eylemlerde halk, AKP’ye karşı nasıl mücadele etmesi gerektiğini öğrendi. Meclis’te görevini yapmayan muhalefete, “hayat boşluk tanımaz. Sen muhalefet görevini yapmazsan, biz çıkar, muhalefeti meydanlarda yaparız” dedi. Hiçbir zaman biraraya gelmemiş güçler, bir araya gelerek birlikte biber gazına, toma suyuna, plastik mermiye göğüs gerdiler…

Şimdi yapılması gereken bu muazzam birikimi oluşturan güçlerin, bundan sonra daha örgütlü ve birlikte hareket etmelerini sağlamaktır. Eğer örgütlü güçler, bunu görmezden gelirlerse, halk görenleri bir araya getirir, yoluna devam eder. Görmeyenler de devrimi balkonlardan seyreder…

Rastgele Haber

Başkaya: Büyük insanlık elini çabuk tutmalı

1930 ve 1980’den farlı olarak ‘nihai bir kriz’ yaşandığını belirten Doç. Dr. Fikret Başkaya “Kapitalist …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir