Home / Genel / CHP Tarihsel Fırsatı Kaçırdı?

CHP Tarihsel Fırsatı Kaçırdı?

Sokaklarda, meydanlarda mücadele etmenin tadını aldı Gezi toplumsal hareketi. Şimdi mevcut tabloyu nasıl değiştireceği sorularıyla yüklü bir kavşağa geldi. Tepkiyle ilerlerken hissedilen ortak coşku, “ne yapmalı”ya gelince bulanıklaşmaya başladı, muhalif koalisyonun içinden farklı sesler çıkmaya başladı. Hiçbir parti ve kimliğe bağlı olmadıklarını söyleseler de, seçimlerde yine aynı tablo tekrarlanırsa, demokrasiden daha da uzaklaşılacağı korkusu derinden derine işlemeye başladı zihinlere. İşte tam bu sırada, Gezi’nin ateşlediği muhalefet içinde CHP’ye oy vererek “oyların bölünmemesi” çağrısı daha çok duyulur oldu.

CHP etrafında birleşelim diyenler

Özellikle 40’lı yaşların üzerindeki X kuşağı tarafından savunulan CHP etrafında güç birliği yapılması önerisi, bu partinin Gezi’nin temsil ettiği muhalif kitle açısından analizini acil, sıcak bir konu haline getiriyor. Aslında, yüzde 25 oyu olan CHP’nin önünde Gezi sonrası ciddi bir iktidar potansiyeli olan bir siyasi pazar gözüküyor. Erdoğan tarafından dışlanan AKP’nin en az yüzde 10’unu temsil eden demokrat/liberal oylar akacak kanal arıyor, ayrıca çoğu Gezi ruhu ile temsil edilen mevcut siyasi sistemden umudu kesmiş, sandığa gitmeyen, geçersiz oy atan, kararsız bir yüzde 15’lik kesim siyasal pastada boşlukta yüzüyor. Siyasette boşluk büyürken, CHP’nin de önünde matematiksel olarak iktidar olma şansı beliriyor.

CHP seçimle hiç iktidara gelemedi

Çok partili seçimlerin başladığı 1950 yılından bu yana CHP seçimle iktidara gelemedi. Tek istisna Ecevit’in 1977’deki seçim zaferi, ama bu oy dahi CHP’nin iktidar olmasına yetmedi. Devlet partisi kimliğinden hiç kurtulamayan CHP, her zaman seçkin, bürokrat, asker kesimle birlikte, iktidarların darbelerle devrilmesinin hep arkasında oldu. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan yoksullar, dindarlar ve diğer ezilenler arasında devletçi CHP’ye tepki o denli büyüdü ki, 1999 seçimlerinde barajı dahi geçemedi. 2000’lerde Baykalcı anlayış, ortanın solundaki CHP’yi tamamen ulusalcı, katı bir laik muhalefete çekince, sadece partinin oyu % 20’de sıkışmadı, aynı zamanda partinin tabanı da radikal bir değişime uğradı.

CHP sol bir parti mi?

Yapılan araştırmalar, Türkiye’de siyasal görüşlerden çok eğitim ve gelir düzeylerine göre bir kamplaşmanın yaşandığını gösteriyor. Artık sağ sol, ideolojik ayrımların, söylemlerin bugünün dünyasında bir karşılığı yok. Örneğin, 80 öncesi solun kalesi olan kurtarılmış bölgeler, kentlerin varoşları, bugün AKP’nin oy deposu. Bu kitleler sanıldığı gibi dindarlaşmadı, sadece alt sınıflıktan orta alta, hatta orta sınıflığa terfi etti, AKP iktidarının zenginliği yeniden dağıtıcı politikalarıyla. Tam aksi yönde, eskinin merkez sağın kalesi olan Bakırköy, Beşiktaş, Kadıköy gibi dev ilçeler ve Ege, Akdeniz sahilleri CHP seçmeni haline geldi. AKP daha çok orta alt, alt gelir ve eğitim seviyesi düşük hedef kitlelere yönelirken, CHP, ANAP’tan, DYP’den boşalan merkez sağın gelir düzeyi nispi yüksek eğitimli sınıflarını çevresinde toplamaya başladı. Doğu’dan, Anadolu’dan silindi, büyük şehirlere ve sahil şeridine geri çekildi. Seçim sonuçlarının demografik analizi de, nüfusun üçte ikisini oluşturan, orta, orta alt ve alt gelir düzeylerindeki kitleler arasında CHP’nin çok zayıf olduğunu gösteriyor. İşin özünde, ideolojik değil, ekonomik bir polarizasyon yaşanıyor. Araştırmalara göre CHP tabanının kendini “solcu” olarak değil, daha çok “Atatürkçü-laik” olarak tanımlaması da bunun bir göstergesi. Dolayısıyla CHP demokrasiyi benimseyen bir sosyal demokrat parti olmak yerine zaman içinde giderek merkez sağa, ulusalcı tarafa kayan statükocu sağ bir parti haline geldi.

Ulusalcılar partiyi ele geçirdi

Diğer yandan, mevcut tabanın yaklaşık yarısı ulusalcı eğilimlere sahipken diğer yarısı da, sosyal demokrat geleneğe sahip kitle tarafından temsil ediliyor. Ancak parti yönetimine ulusalcı kanat hakim. Parti çekirdeğinin diğer yarısı sosyal demokratlar ise küstürülmüş, mevcut siyasetle bir ilişkisi olmayan, yaşam tarzı endişelerinden ötürü seçimden seçime gidip kerhen oyunu atan seçmenlerden oluşuyor. Sosyal demokratlık iddiasında olan bir partinin yoksullardan, işsizlerden, ezilen kitlelerden, ötekileştirilmiş kimliklerden oy alması beklenir. Ama CHP bu evrensel tanımın tam tersi bir çizgide, özellikle Kürt sorunun çözümüne karşı çıkan, “bana Türk ulusuyla Kürt milletinin eşdeğer olduğunu söyletemezsiniz” diyen milletvekilerinin ırkçı çizgine yenik düşüyor. Partinin pek çok değerli sosyal demokrat milletvekileri ise ikinci plana itiliyor.

CHP Gezi’de nerede durdu?

Aslında Gezi hareketi CHP tarafından tarihsel bir şans, fırsat olarak okunabilirdi. Ancak, “herkese demokrasi” diyen, tüm ötekilere sahip çıkan bir eksende evrilen Gezi, CHP ile bir duygudaşlık yaşayamadı. Postmodern 90’lı kuşağın yarattığı değişimci ruh partinin kalın kabuğuna nüfuz edemedi. Sosyal demokrat bir partinin en azından değişimin yönü doğrultusunda demokrasi talebiyle iç içe olması, somut projeler ekseninde politikalar geliştirmesi gerekirken, yönetim AKP’ye, Erdoğan’a karşı bildik tepkisel politikasını sürdürmekle meşguldu. Parti içinden Binnaz Toprak gibi sosyal demokratların Gezi ile ilgili çok doğru tespitleri içeren raporlarını ise yönetim hasır altı etti. Bakın, CHP’nin önündeki fırsatı raporunda şöyle tanımlıyor Toprak: “Gezi Parkı eylemcileri hiçbir kurum ya da partinin güdümüne girmek, yönetilip yönlendirilmek istemediklerini, öte yandan açtıkları siyaset alanına ve kullandıkları yeni siyaset diline uygun politikalar üreten partilerle birlikte hareket etmeye ve destek vermeye sıcak baktıklarını da belirtmişlerdir.” Ama ne yazık ki, “Halklara kardeşlik” mesajını, Türkçe, Ermenice, Kürtçe seslendiren, “Yeni Türkiye” talebini dillendiren Gezi’yle, milliyetçi, yaşlı isimlerin yönetimindeki bir parti ne denli uyuşabilirdi, tek ortak noktaları laiklik bile olsa. Zaten Gezi direnişçilerinin forumlarda kendi örgütlenme modellerini konuşmaya başlaması da, CHP’nin hiçbir şekilde bir alternatif olarak kabul görmediğinin kanıtı. Tüm Türkiye’yi heyecanlandıracak, siyasetteki boşluğu dolduracak, iktidara aday bir ana muhalefet partisinin eksikliği ise rakipsiz bir iktidar gücünün otoriterleşmesini sadece teşvik ediyor.

Ahmet Buğdaycı (ahmetbug@gmail.com)

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın diğer yazıları

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

Rastgele Haber

Öldürmenin “Kutsallığı” Üzerine

Yine bir Kurban Bayramı yaklaşıyor. Yine her yer kan gölüne dönecek. Yine nice hayvan acemi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir