Home / Genel / Çin Seddi’nin Arkasındaki Süper Güç

Çin Seddi’nin Arkasındaki Süper Güç

k-abTürkiye’nin dört milyarlık dolarlık uzun menzilli füze ve hava savunma ihalesini bir Çin şirketine vermesi NATO’yu karıştırdı. Türkiye’ye yöneltilen uyarılarda Çin hava savunma sisteminin NATO’nun sistemleri ile uyumlu olmayacağı, dolayısıyla olası bir saldırıda NATO’nun Türkiye’yi korumayacağı açık bir dille belirtiliyor.

Türkiye’nin bu kararı ABD içinde derin tartışmaları başlatacak denli kaygılara neden oldu. Diğer yandan, ABD ve NATO, en sadık müttefiklerinden Türkiye’nin bu stratejik hamlesiyle Avrupa’nın arka, Asya’nın ön kapısı saydıkları bölgede Çin askeri etkinliğinin artmasından da endişeleniyorlar. Diğer yandan da, 2012 yılında Başbakan Erdoğan’ın  “Şanghay Beşlisi’ne girersek AB’ye elveda deriz. Şanghay Beşlisi çok daha güçlü” şeklindeki sözleri akıllardan çıkmıyor. Obama’nın ilk dönem başkanlığı sırasında dış ilişkiler departmanında görev yapan Vali Nasr ve pek çok ABD’li analist Çin’in Türkiye ile yakın ilişkiler kurmasından duydukları kaygıları dile getiriyorlar.  Nasr, yakın zamana kadar Türkiye ve Çin arasındaki en büyük problem olan Uygur Türkleri’ne Türkiye’nin verdiği destekten vazgeçmesiyle bu sorunun aşıldığını ve her iki ülke arasındaki bağların giderek kuvvetlendiğini belirtiyor. Şimdi Batı’da Türkiye’nin Batı’dan bağımsızlaşarak, daha çok otoriter Çin ile uyumlu bir yörüngeye girme olasılığı üzerine tartışmalar başladı. Çin’in İran’la yakın askeri ilişkileri, teknoloji aktarmadaki cömertliği, uzun süredir ABD’nin baş ağrılarından biri iken, Türkiye’nin Çin’le askeri alandaki stratejik ortaklığı, dikkatleri Çin’in Orta Doğu’daki etkinliğine yöneltiyor.

Aslında askeri alandaki gelişmelerin arkasında Çin’in ekonomik olarak süper bir güç haline gelmesi yatıyor. Ucuz işgücünün yarattığı maliyet avantajları Çin’i dünyanın üretim merkezi haline getirirken, hiçbir sosyal güvenceye dayanmayan, tamamen sert, hatta vahşi sayılabilecek kapitalist rekabet sistemi, otoriter yönetim tarzıyla Çin’in son 10 yılda süper güç haline gelmesini sağladı.

2025’te ABD’yi geçecek

Şu anda ABD ekonomisinin yarısı büyüklükte olan Çin’in mevcut büyüme hızıyla 2025-30 yılları arasında dünyanın en büyük ekonomisi haline geleceği öngörülüyor. Diğer yandan teknolojik düzey ve yaşama standartları açısından Çin, Batı’nın çok gerisinde. Dolayısıyla Çin’in süper güç olması konuşulurken bugünden çok geleceğin baz alınması gerekiyor. Zira Çin, şaşırtıcı derece yüksek hızda büyümesine karşın, ABD ile karşılaştırıldığında hala göreceli olarak yoksul bir ülke. ABD’nin kişi başına geliri 49 bin dolar iken Çin’de bu rakam 9,100 dolar civarında. Çin ekonomisi büyük ölçüde ihracata dayanıyor. Ülke 2.021 trilyon dolarlık mal ihraç ediyor. Bu rakam AB’nin 2.17 trilyon dolarlık ihracatından sonra Çin’i ikinci büyük ihracatçı konumuna getiriyor. ABD’nin ihracatı ise 1.612 trilyon dolar. Çin ihracatının yüzde 17’lik kısmını ABD’ye yapıyor. Bu rakam da ABD ile ticaretinde 315 milyar dolarlık bir fazla vermesine yol açıyor. Çin, bu fazlayı ABD Hazine bonoları ve diğer finansal enstrümanları satın almada kullanıyor. Ocak 2013 itibarıyla Çin 1.264 trilyon dolar değerinde Amerikan Hazine kağıtlarına sahip.  Bir diğer deyişle ABD’nin borç açıklarını ve büyümesini Çin finanse ediyor. Çin’in Amerika’nın en büyük bankeri olmasının asıl nedeni ise Amerikan dolarının değerini desteklemek.  Böylece, Çin kendi parası Yuan’ın değerini dolardan daha düşük seviyede tutabiliyor ve ihracattaki avantajını koruyabiliyor.

Benzersiz bir kültür

Çin’in Pasifik’teki askeri manevraları, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerle askeri işbirlikleri ve son zamanlarda Afrika ülkeleriyle yoğun ticari ilişikleri  bazı çevrelerde “yeni kolonyalizm” olarak adlandırılıyor.

Ancak Çin o kadar kendine özgü bir kültür ki, bu ülkeyi Batılı normlara ve kavramlara göre tanımlamaya çalışmak, Çin gerçeğinin anlaşılamamasına neden oluyor. Örneğin Çin tarih boyunca hiç bir zaman, gücü olmasına karşı çevresindeki küçük ülkeleri kolonize etme yolunu seçmedi. Çin, o kadar büyüktü ki, zaten komşu ülkeler onun üstünlüğünü kabul etme anlamına gelen bir tür bağış veriyordu. Bu da binlerce yıllık bu devasa kültürün temsilcilerine yeterli oluyordu. Diğer bir farklılık da Çin’in ulusal kimliğinde yatıyor. Çin ırk faktörüne dayalı, güçlü, homojen bir kimlik duygusunun avantajına sahip. Ulusal kimlikleri ayrıca kendi kültürlerinin her zaman diğer kültürlerden üstün olduğuna dayalı. Dolayısıyla Çin’in tarihi bugünün süper gücü hakkında çok şey söylüyor. Her zaman yayılmacı, agresif, diğer kültürleri sömürmeye dayalı Batı’nın tersine Çin her zaman kendi muazzam sınırları içinde kalmayı tercih etti. Kendi inancını diğer uluslara bir kurtuluş olarak empoze eden Hristiyanlık ile kendi içine yönelik bilgeliğin peşindeki Konfüçyüsçülük arasındaki farktan da bu görülebilir. O yüzden Çin’in gelecek yıllardaki gücünün askeri olmaktan çok ekonomik ve kültürel alanda belirgin olacağını söylemek kehanet olmaz.

Orta Doğu Çin’in hayat damarı

Çin, İran ve Türkiye ile işbirliğini geliştirirken Suriye’deki iç savaş ve Orta Doğu’daki karışıklar konusunda sessiz kalmaya devam ediyor. Bu sessizliğin en önemli nedeni de mevcut kaos ortamından en çok zarar görecek ülkenin Çin olması. Halihazırda Orta Doğu Çin’in en büyük ham petrol kaynağı. Orta Doğu’dan petrol akışının kesilmesi de Çin ekonomisinin stop etmesi anlamına geliyor. Suriye, çıkarları açısından bire bir, çok önemli bir ülke değil. Ama Orta Doğu’da istikrarı korumanın her şeyden daha önemli olacağına inandığı için Suriye’ye yapılacak ABD askeri müdahalesini BM’de veto ediyor.  Diğer taraftan Çin’in askeri açıdan ABD’nin ekipman ve teçhizat açısından çok gerisinde olması, tüm stratejisini bölgede istikrar üzerine kurmasına neden oluyor. Çin’in 2012 itibarıyla askeri bütçesi 106.4 milyar dolar. ABD’nin 525 milyar dolarlık savunma bütçesi ile karşılaştırıldığında, Çin hala çok gerilerde. Ancak Çin’in her yıl yüzde 10’lara yaklaşan bir oranda savunma bütçesini arttırdığı, ABD’nin ise hafifçe azalttığını da unutmamalı. Yakın geleceğin en önemli oyuncusu olmaya aday Çin, Türkiye’nin gündemine yeni yeni giriyor. Ama üzerinde daha çok konuşulması analiz edilmesi gereken bir ülke. Ekonomik gücünün diğer cephesinde ise Batı’nın liberal demokrasisinin tam tersi koyu bir otoriterliğin yattığı da ayrı bir analiz konusu.

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir