Home / Yaşam / Çocukluğumun Kızakları

Çocukluğumun Kızakları

Çocukluk anılarının tadı bir başka olur, çocukluk arkadaşlarıyla karşılaşmak bir anda yıllar öncesine götürür insanı…

Hele bir dönem, bir kuşağın kahramanı olduğunu bilmek, apayrı bir keyif.
Bu kahramanlık için aslında çok fazla bir şey de yapmadım, 100 m koşularında ve bayrak yarışlarında birincilikler, okul piyeslerinde başrol oyunculuğu, diğerlerine göre daha erken okuyup yazma.
Yaramaz olmama rağmen başarılı bir öğrencilik hayatı; bilgi yarışmalarında en zor soruları biliyor olmam, müfettiş geldiğinde soruları cevaplamam için en ön sıraya oturtulmam…

ardahan cildir golleri_kenarbel_aktaş
Çıldır Gölü

İlkokulda bir öğretmenimiz vardı, adını hiçbir zaman unutmayacağım (Akif ALANLAR)

Köy okulunda 1, 2 ve 3. sınıflar sınıfın yarısında,  4 ve 5. sınıflar sınıfın diğer yarısında ders yapardık. Öğretmenimiz hangi bölümle ders yapacaksa o bölüme gider sınıfın diğer tarafını sessiz olmaları konusunda uyarırdı. İlkokul 4 ve 5. sınıfı bu koşullarda okudum.

Matematik derslerinde Öğretmenimiz soruyu sorardı ve ilk yapan öğrenci diğerlerini ağaç sopayla döverdi. Ukalalık olarak algılanmasını istemem ama soruları genellikle en önce ben yapardım.

Sadece Abdullah (Emrastan dayının oğlu) adında bir sınıf arkadaşım vardı. O, zaman zaman benden önce soruları yapardı. Ama ezici üstünlük bende olduğundan vurmak için yanıma geldiğinde çok usulca vururdu. Sanırım bu beni çok sevmesinden değil sonraki sorularda sıranın bana geleceğini bilmesinden kaynaklanmaktaydı.

1960_eski okul
Bu fotoğraf daha eski ama bizim dönemde de sınıflar ve genel tablo buna benzerdi:) 🙁

Mahallede sokak dövüşleri yapılırdı, bu dövüşlerdeki dövüşçülerden biri bendim. Diğerleri de en samimi arkadaşlarım. Mahallenin büyük abileri ve diğer çocuklar etrafımızda halka oluşturur ve biz o halkanın içinde yumruklaşırdık. Denizli’de bu dövüşlerin horozlarla yapıldığını çok sonradan öğrendim.

Burnum bu dövüşler yüzünden biraz yamuktur. Tabii annem bu yamukluğun hamilelik sırasında aldığı ilaçlar yüzünden olduğunu düşünür hala.

Neyse ki daha fazla hasar almadan, kendi arkadaşlarımla neden dövüştüğüme dair sorunun cevabını alamadığım bir gün, abilere isyan etmemle son buldu bu sömürü.

aktaş_kenarbel_çıldır_ardahan
Çıldır Gölü

Kaydığımız kızaklarımız vardı, dikdörtgen şeklinde kızaklar…

İki elimizle kucağımızda tutar, var gücümüzle koşar, sonra maksimum hızdayken kızağı öne fırlatıp biz de üzerine atlardık.
Zaten buzlu ve yokuş aşağı olan, üzerine su dökerek iyice kayganlaştırdığımız buz pistlerinde hızımız o kadar yüksek olurdu ki rüzgardan gözlerimiz yaşarırdı.

Çocukluğumda uzun bir süre amcamın oğlunun malzeme taşıyıcısı olarak görev aldım. Amcaoğlundan ziyade bir kardeş ve bir arkadaş gibi büyüdük. Adı Tibet. Tibet bilye oynardı, ben onları taşırdım. Tibet kızağa biner, ben sıramı beklerdim. Tibet kavga ederdi, ben ağlardım.
Kızak pistinin yanında Tibet’in kızağını bana vermesi için 7-8 tur kaymasını bekler, 1 tur kaydıktan sonra kızağı tekrar 7-8 tur kayması için Tibet’e verirdim.
Bu durum, amcamın bizi uzaktan seyrederken benim kenarda bekleyen o zavallı ve çaresiz halimi fark etmesiyle son buldu.

Eve geldiğimizde benim adıma yapılmış bir kızakla karşılaştık. Bu kızak benim erkekliğe adım attığım ve ‘’Artık ben de varım!’’ dediğim bir zamanı başlatmış oldu. Artık Tibet’in kızağını bana vermesi için 7-8 tur beklemiyor, ben de olanca gücümle setlerin üzerinden atlıyordum.

Uzun bir süre o kızak benimle bütünleşti ve gerçekten iyi işler çıkardık, büyük maceralara yelken açtık…

Köyümüz Hozapin (Aktaş) gölünün hemen kıyısında kurulu. Ardahan’ın ve belki de bütün Türkiye’nin en güzel manzarasına sahip yerleşim yerlerinden biridir.
Etrafta dağlar, yemyeşil uçsuz bucaksız düz yeşil alanlar, adalarla süslenmiş muhteşem bir göl ve işte çocukluğumun geçtiği topraklar…

Bayramlarda at yarışları olurdu. Çıplak sırtlarına binerdik atların. Birinci gelen kırmızı kelağa (tülbent) kazanırdı. Bu önemli bir şeydi. Kırmızı kelağa evin en güzel köşesine asılır ve gelen misafirler bunu fark ederdi, sohbeti yapılırdı.

Böyle bir bayram yarışında tayını (yavrusunu) henüz doğurmuş bir ata binmeye kalktım. Bir anneyi yavrusundan ayırmanın nasıl tehlikeli bir girişim olduğunu ve annelik içgüdüsünün gücünü, atın beni köyün çıkışındaki dış çeperlere yapıştırmasıyla anladım.
Okuldan bir kaç ay paçayı kurtarmıştım ama doğrusu uzun süre nefes almakta dahi güçlük çektim.

O kadar çok anı var ki…

Fotoğraf temsilidir…

Gerçekten de doğaya ve doğal yaşama olan bu tutku, çocukluğumda ruhuma işlemiş olmalı.
Sonraki dönemde kendimi bir anda dağların, kanyonların, kayaların, keşiflerin, daha birçok doğa aktivitesinin içinde bulmam bir tesadüf olmasa gerek.

Bu bayramı bütün bu anılarımı hatırladığım, çocukluk arkadaşlarımla karşılaştığım, hiç tanımadığım insanların yanıma yaklaşıp ‘’Sen beni o 4×100 yarışında geçen Deniz Kartal’sın’’ diyen insanların içinde geçirdim.

Doğrusu bundan daha güzel bir bayram olamazdı. Anacığımın yaptığı güzel yemekleri ve o şefkatli ellerinin sırtımda sevgiyle gezmesini söylemiyorum bile…

Deniz KARTAL
www.dunyalilar.org

 

Rastgele Haber

Düşünce bir duruş biçimi, hayat ise bir akıştır

  Çoğu zaman hayat bizden önde gider, onu kaçırır ve yetişmek için olağanüstü çaba harcarız. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir