Home / Arka Bahçemiz / Çok Bilinmek İstemeyenli Bir Denklem: Neden Feminist Olunur?

Çok Bilinmek İstemeyenli Bir Denklem: Neden Feminist Olunur?

feminizm

“Kadın mıdır kız mıdır, bilmem” diyenlerin; herhangi bir maç skorunu “Resmen tecavüze uğradık” diye gülerek anlatanların; hayatındaki ya da hayatına bir şekilde değmiş bütün kadınlara en az bilmem kaç kere ekonomik, jinekolojik, psikolojik, cinsel ve/veya fiziksel şiddet uygulayanların; kızını okutmayan, eşini evden çıkarmayanların; seviştiği/oturduğu/konuştuğu kadınları sohbetlerine “Nasıl çaktım ama!” diye meze edenlerin; kızına, eşine, iş arkadaşına, çalışanına söz hakkı tanımayanların; gece yolda kadın görse ‘en az’ taciz, ‘en fazla’ tecavüz edenlerin; güya muhafazakar şehirlerde ensest ve istismar vakalarını doruğa çıkaranların; her gün en azından şu ülkede kahkahası, dekoltesi, doğurması, sevişmesi ve yaşaması üzerinden siyaset yapanların; “Kız gibi ağlama, karı gibi kıvırtma, kadın dır dırı” diye kendini ‘mastürbüze’ edenlerin ve her gün, Tanrım her gün en az bir kadını boşanmak/ayrılmak istediği için eşi/sevgilisi/babası/abisi olarak dövenlerin/öldürenlerin ülkesinde;

“Kadın ve erkek arasındaki toplumsal eşitsizliğin sürmemesi için, amaç, kadının toplumdaki yerinin iyileştirilmesi ve toplumda gerçek bir eşitlik durumunun sağlanması” diye kısa bir giriş yapan hareket, “Kocayı bulana kadardır” diyerek ti’ye alınıyor. Eşit muameleyi, eşit söz hakkını ve sömürüsüzlüğü öyle önemsiyorsunuz ki, tüm bunları yaşayan kadınların hakları için mücadele veren bir hareketi, “Ama canım feminizmde nerede dişilik?” diye kasık seviyesine indiriyorsunuz. Mersi!

“Kasten ya da kazayla yeryüzünde en çok yanlış anlaşılan şey: Feminizm” dedi Filmmor. Çoğunuz kasten yanlış anlıyorsunuz, çünkü erk’ler olarak (bu erk’in içinde kadınlar da vardır bazen) işinize geliyor. Oh, hayat kısa, kadınlar ara eleman! ‘Feminizm kocayı bulana kadardır’ ya, siz erkekler için de ‘kadın hakları’ diye başlayan cümleleriniz evdeki yemeğe, yataktaki fiziğe kadardır o vakit!

kadın-649x375

♀ Bak erkek, eril yahut erk,

Feministler insandır yavrum, öcü değil. (Nerelere indirdittiniz mevzuyu!) Sevgi doludur, ki kendinden başkasının hakları için mücadele eder. Sevgi doludur ki, sevdiği herhangi bir insanın açlığını tokluğunu önemsediği gibi hayatındaki erkeğe de aynı duygularla yaklaşabilir. Yani sana Bilâl’e anlatır gibi anlatacağım, kusura bakma. (Tamam, Bilâl biraz ağır oldu, fakat bunu sen yaptın; öğrenmeyerek)

“Bir feminist nasıl olur da kadın/erkek sevgilisine yahut kocasına yemek yapar?” demek, “Şimdi bu bilgisayardan Almanya’daki oğlumun yüzünü mü göreceğim?” diyen bir dedenin, ne yazık ki çağın gerisinde kalması gibi bir geride kalmışlıktır. Bak ‘geri kalmışlık’ demedim, o bizim ülkemiz. Ama dilersen üzerine alınabilirsin yine de -ki, bunu öğrenen dedeler de mevcuttur-

♀ Bak güzelim,

Hayattaki görevlerimiz en çok işlerimiz ve iş yerlerimizle ilgili. Şimdi önündeki evrakı yavaşça masaya bırak ve düşün. Benim hiçbir zaman sana yemek ve ütü yapmak gibi bir görevim yok. -Dur, lütfen öğretilmiş görev bilincinden çık önce- Senin de eve para getirmek ve/veya benim ihtiyaçlarımı karşılamak gibi bir görevin yok. İş paylaşımımız olabilir mesela. Ben yemek yaparsam sen sofrayı kurarsın. Sen çok güzel et yemeği yaparsın, ben sofrayı kurarım. Benim vaktim vardır, senin yoktur, pantolonunu ütülemek görev değildir ki. Senin vaktin vardır benim yoktur, sabah çalıştırdığım makineyi akşam sen boşaltırsın. Bu kadar güzelim, inan ki bu kadar. Yani Bilâl seviyesine indireceğim diye nasıl anlatacağımı şaşırdım, fakat bu kadar işte.

Karısının görevi kocasına hizmet etmek falan değil, bak geliyor terlik. -annelik de kutsal değildir üstelik- Önce şurada birleşelim. Sen, yatağı hep kız kardeşine toplatılan bir ailede büyümüş olabilirsin. İlkokulda bir arkadaşım, camdan bakıyor diye annesinden azar işitmişti mesela. Bir baba, yolda sınıf arkadaşına selam verdiği için evde kızının sırtında oklava kırmıştı da, bir iki gün okula gelememişti arkadaşım.

Biliyorum canım. Sizin ailede gelinliğiyle çıkan ancak kefeniyle döner evine. Dayaktan etleri mosmor olsa da baban içeri almaz kızını. Ya da yavrum biliyorum, annenin sabah uyandığından akşam yatana kadar sırtı koltuk yüzü görmez de, yine de akşam işten yorgun argın gelen baban kadar yorgun olmayı hak etmez ve o baban var gücünü yatak odasına saklar.

Doğar doğmaz sana mavi bana da pembe giydiren toplumu ben yaratmadım. Aynı, senin eline silahlar benim elime de bebekler veren toplumu yaratmadığım gibi. Senin pipin kesilirken erkekliğe ilk adımın kutlanıyordu da ben regl olurken kadınlığa açılan yolum, “Ayıptır, günahtır. Sus kız, kimseler duymasın,” diye köşe bucak saklanıyordu. Sen pipini sıraların ardına dayarken, bazı kızlar memelerine tülbent bağlıyordu, belli olmasın diye.

Sen mesela, yeni terleyen bıyıklarını gururla salarken ortalığa, ben şekle giren kalçalarımı nereye oturtacağımı şaşırıyordum. Sabahları kendini koşar adım banyoya atman sizin evde normaldi de, bizim regliyken attığımız her adıma günah yazılıyordu.

Sınıfta yine çok konuştuğum bir gün, “Sen erkek misin de bu kadar konuşabiliyorsun!” demişti bir hocam. Çok konuşan bir erkeği de, “Yavrum ayıptır. Hiç yakışıyor mu mahalle karısı gibi dır dır,” diye uyarmıştı. Senin ben aklını seveyim hoca efendi!

♀ Ne diyordum; bu toplumu ne ben ne de sen yarattın. Biçilen rollerimizi de öyle.

Bazılarımız mesela, oyunlarda başlayan annelik rollerini hayatının bütün dönemlerine katlayarak taşıdı. “Ah bir büyüsem, sonra evlensem, bir yuva kursam, şu kadar çocuğum olsa, çocuklarıma baksam, kocama hizmet etsem,” diye hayaller kurdu.

Bazılarınız ise, “Bir büyüsem, hemen bir milli olsam… Evlilik mi, dur önce bir hayatı yaşayayım. Sonra olur,” dedi. Yetişkin olup, mesleği eline-koluna alınca da kuvvetle muhtemel şunu söyledi: “Yeter bu düzensiz hayat. Evlensem de işten eve gelince yemeği yapan biri olsa. Ütüm yapılsa, karnım doyrulsa,”

Gıyabında diyorum, fakat abilerden, kardeşlerden biliyorum. -Bazılarınız diyorum, okumuyor musun!

♀ Bak canım,

Ben 15 yaşımda bavulumu valizimi toplayıp memleketten gidince arkamdan “orospu olur bu,” demişlerdi, ki orospuların onlar gibi çocukları yoktu.  Sen 15 yaşında memleketten gidecek olsan, bavulunu valizini en fazla annen yerleştirirdi.

‘Genç bir kızın’ sokaklarda ne işi vardı denilen sokakları hep sizler mesken tuttunuz da, ara sokaklarda ‘başımıza bir şey gelmesin’ diye yine hemcinsleriniz aldı bizi köşebaşından. Çünkü biliyor, eksik olmasın dün gece o da bir kadını kıstırmıştı araların arası bir sokakta.

Bazı arkadaşlarım vardı, “Erkek gibi kız” diye yetiştiriliyordu. Sonra bana gelip eteğimin boyu hakkında ahkâm kesiyordu da, şimdilerde bir tekmeyi vuran da kendisi oluyor bize.

15 yaşında evlendirilen, 17’sinde evlenmek zorunda kalsın diye tecavüz edilenlere hiç girmeyeceğim bile. Tecavüz edenden hamile kaldı diye bebeğiyle beraber öldürülenleri ise okuyorsun bir yerlerde -ki, bazı haberciler bunu “tecavüzcüsü” cümlesiyle verip, bir aidiyetlik katıyor. Hızlıca bitsin-

♀ Bak yavrum,

Ben kimilerine göre, dekolte giyindim diye tecavüze uğraması farz edilen bir cinsiyetim. -Toplumsal cinsiyeti öğren- Sekiz yaşında regl olduysam, daha fazla evde tutulmamam gerekirmiş, ki orospu olmayayım. Orospular duysa güler.

Kimi ülkelerde, sırf daha çok zevk verdiği için klitorisleri kesilen bir çocuğun, boşanmak ya da ayrılmak istediği için öldürüldüğü temsiliyetiyle karşında duruyorum. Bana masal anlatma. Gerçekler bir kulağından girip bir kulağından hızla çıkarken, bak bir adam çükünü dayadı bir kadının ağzına.

Baban anneni çok dövdü. Hiiiç uzatmaya gerek yok, tam da çorbanın tuzu çok olmuş diye dövdü üstelik. Dövmese de laf etti, azar çekti, aşağıladı, beğenmedi, mırın-kırın etti. Ne fark eder yavrum, ne fark eder!

Çok görev bildin ya, “Ne bu paranın azlığı?” desem ben sana, “Bir işi de beceremedin, hâlâ yanmıyor ampul” desem ya da, ne çok dır dır ederim değil mi ama! Suratın dağılır, yüzünün-gözünün şekli değişir, ‘nasıl olur da laf söyler’ gibi gibi nedenlerle yediremediğin gibi kendine, bahanesi dır dırım olur, cezası ise  susmam yahut susturulmam. E ama hani çorbanın tuzu çok diye büzüşen suratın, hani çift çizgi olmuş pantolonun? O suratı yerler canım, yerler!

♀ Hukukçu bir tanıdığım var, o olsa, “Eşitlik diye bir şey yoktur, denklik vardır” derdi. Editör dayanamadı ve baktı tabii,

  1. Destekleri paralel, yönleri aynı, şiddetleri eşit bulunan güçler.
  2. Ağırlık bakımından eşit olan.
  3. Uygun, nitelik yönünden eşit.
  4. Aynı yaş ve değerde olan.
  5. Yük hayvanlarının sağ ve soluna konulan iki yük parçasından her biri.

Bir de balya gibi bir anlamı var da, o da buna dahil olabilir. Her denkin sonu en az eşite çıkıyorsa, denklik de diyelim biz ona eşitlik de. Yine ne fark eder, konunun öznesi al ile kırmızı gibi.

f1

♀ Bak yavrum,

Şimdi bana oradan, “İnsan gücü en fazla işlerde hep erkekler çalışıyor ama,” gibi cümleler kuruyorsun da, erkeğin gücüyle övünmeyi de pekâla eksik etmiyorsun. Henüz sokaklarda belli vakitlerde dolaşmasını bile engelleyen, kadının görevini ince işlerle sınırlı kılan sen ve içerisinde bulunduğun toplum, bize böyle cümlelerle gelince en fazla kendinle çelişiyorsun.

Hem sokağı dar ediyorsun, hem ellerime hamur veriyorsun, hem ofiste önemli işleri elimden alıyorsun, hem de çıkmış “e yapsana!” diyorsun.

Ay sen şimdi metrobüste verdiğin yeri de başıma kakıyorsun. Ah canım, çok teşekkürler fakat otururken de bacaklarını sürtmeyi ihmâl etmiyorsun. Hem önce o bacağı topla bir, yer vermek inceliktir, inceliğin herkese olsun, fakat bir görev değildir. Bunu ben sana söyleyeyim, başında konuşanlar olursa unutma, e mi?

Hukuk beni hiç sevmiyor, tayt giyinmemi bir tahrik meselesi yapıyor ve dayakçı yahut katil kocama iyi hâl indirimi veriyor. On üç yaşındaki çocuğa 34 erkek tecavüz ederken, rıza falan arıyor.

Hukuk işçiyi de sevmiyor. Dur, bir dakika. Erk dediğin ezilenleri ve ötekileri hiç sevmiyor zaten. Bu daha doğru.

♀ Şimdi güzel erkek,

Söyler misin bana, tüm bunlar, fakat tüm bunlar olurken sessiz kalmamanın neresi kötü? “Bir dakika canım, sen öyle istediğinde sayıp, canın çektiğinde öldürüp, kasıkların şiştiğinde sevişip, omuzların kabardığında paranla dövemezsin beni,” demenin neresi tu-kaka allasen? Allah mısın sen!

Seninle ben eşit doğduk. Fakat toplum buna izin vermedi yavrum. Sana “evin reisi” gibi görevler biçerken, bana da “bir şeylerin bir şeyi olarak” görevler dizdi. Sen eve para getir kuzum, kadın sana yatakta orospu, mutfaktı aşçı, dışarıda da hanımefendi olur! Bittabi!

♀ Bak yavrum, feministan denilen cennet, toplumun sana verdiği görevleri elinin tersiyle itti ve dedi ki,

“Seninle ben bir elmanın diğer yarısıyız. Kadın dediğin kadındır, öyle senin bildiğin gibi şöyle böyle değil. -bütün o okumaları Bilal seviyesine indirdiğim için bağışla beni feminizm- ‘Toplumsal cinsiyet’ diye bir şey vardır ve asıl olarak kadın ve erkek eşitliğini biyolojik ve sosyal cinsiyetler arasındaki farklarla anlatır.” Senin için en kolay tercih olarak Vikipedi’yi açtım. Kendisi benim için tercih sebebi değildir, fakat sen yine de en yalın buradan oku:

“Feminizm, bir teori olduğu gibi aynı zamanda da ‘hak eşitliği, insanlık şerefi ve kadınlara karar verme özgürlüğü’ amaçlarıyla, politik bir harekettir. Feminizm, kadınlara cinsiyet hiyerarşisi baskısının sona ermesi ve toplumsal cinsiyet tutumlarının aynı değerde olması için toplumun değişimini amaçlar.”

♀ Yani güzelim,

Ben, toplumun bana biçtiği rolleri sorguladım ve reddettim de, sen; o güçlü, o kudreti erkek niçin edemedin? Dürüst ol yavrum bize. Yapamadın değil mi? Çünkü o kadar gücü kendinde bulamadın. Yani sen, biraz da şişirilmiş balon gibi süzülürken göklerde, hep korktun “ya patlarsam” diye. Oysa ben yalınım ve rica ederim sen de ol. Seninle ben bir elmanın diğer yarısı gibiyiz. Nereden kestiğinin önemi var, ama meyve aynı meyve be yavrum.

♀ Özetle canım,

Feminizm, sana yemek yapmayayım diye var olmadı. Gülünç olma, rica ederim! İstersek evi bok da götürür, istersek bal dök yala da yaparız. Yaparsak ikisini de yaparız. “Bu feministler de anca dır dır ediyor. Politika böyle mi yapılır, ne çok bağırdın be!” diyorsun ya… geleceğim oraya.

Feminizm, seninle benim aramdaki eşit ve ortak ve denk bir hakkın mücadelesidir. Biz tacize, tecavüze, dayağa, bedenimizden ve ruhumuzdan girip akan her türlü şiddete,  susturulmaya, cinsiyetçi küfürlerle tecavüzün bile mizah konusu yapılmasına karşı mücadele veriyoruz yavrum. Buna da bağırırım ve politikasını yaparım, yok etmeye çalışana mı soracağım!

Hâlâ memleketin bütün eylem ve boylamlarında kadınların ara elemancasına muamele görmemesi için her şekilde verdiğim mücadele, dün ben fakat bugün sen işten geç saatte ve yorgun geldiğin için seni düşünerek yemek yapmamın ardından, “Feminizm kocayı bulana kadar” cümlesiyle yok edilemeyecek kadar gerçek ve büyüktür canım. Ve zoruna gidiyor biliyorum, gitsin, gitsin; ki haddine hiç değildir. Gerçekler acıdır, acıyı bal eyleyenler bilir.

f3

Gerçekten güçlü ol ve yere in. Az önce bir kadın öldürülürken ‘kadın hakları’ diye başlayan cümleni, feminizmin asıl mücadelesi olarak bil ve ardından sana öğretilmiş bütün çaresizlikler gibi yıllardır yanlış bildiğin ‘kafandaki’ feminizmi de bir çöpe at.

Bu o kadar ucuz değil. Güçsüz hiç değil.

♀ ♀ Bu yazı, feminizmi politik olarak anlatmanın ötesinde, ‘neden ve nereden çıktığını’ anlatabilmek için yazıldı. Sana birkaç feminist yayın önerebilirim fakat. Lâyıkıyla anlatıyorlar. Ben eril politikaları okumaktan ve duymaktan çok sıkıldım, sence de biraz değişiklik iyi olmaz mı?

Sosyal medyada paylaşılan, toplumsal cinsiyet konulu PDF kitap dosyaları için: PDF 1 ve PDF 2

Sibel Yükler

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

İktidar ve Özgürlük Kavramlarına Dair Düşünceler

Mevcut iktidarları eleştiriyor olmanız, baskılara karşı çıkmanız, düşünceyi ifade özgürlüğünden, demokrasiden bahsediyor olmanız sizi gerçek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir