Home / Arka Bahçemiz / Derviş ve Ölüm

Derviş ve Ölüm

 

Öykü Denemesi:  Yazarı: Deniz Kartal

Derviş ve Ölüm 
Meşa SELİMOVİÇ’in ‘Derviş ve Ölüm’ kitabını mutlaka okumuşsunuzdur, eğer aranızda okumayanlarınız varsa kesinlikle tavsiye ederim.
O kitabın bir bölümünde, Rumeli topraklarında Padişahın yetkilerini kötüye kullanan zorba bir kaymakam ve bölgenin ileri gelen esnaflarından biri arasında şöyle bir dialog geçer.

Kaymakam savaş vergisinin tahsilatı konusunda esnafa baskı yapıyor ve tehdit ediyor: “bu vergiyi vermem diyormuşsun, vermezsen başına iş alırsın”

Esnaf: “padişahımıza dilekce gönderdik ve bu verginin bizi kapsayıp kapsamadığını kendisine sorduk, eğer müsbet cevap gelirse elbette başımızın üstünde yeri var, vergiyi ödeyeceğiz, adaletli olan budur”

Kaymakam: “ama adalet (elinde bulundurduğu padişahın yetkisi, o günkü hükümler, askeri güç vs.) sizlere çok pahalıya mal olabilir” diyor.

Bunun üzerine esnaf: tehditkar bir tavır ve cesaretle, ADALETSİZLİK de size çok pahalıya mal olabilir ” diye cevap veriyor.

Uzun zamandır bölgede haksızlıklara, adaletsizliklere, adam kayırmacılığa, zorbalığa, insan sömürüsüne göz yuman, emrindeki memurlarla halka yapmadık kötülük bırakmayan kaymakam, bölgede baş gösteren bir ayaklanma sırasında adamlarıyla birlikte kaçmak zorunda kalıyor ve ‘ADALETSİZLİK’ kendilerine gerçekten de çok pahalıya mal oluyor.

Mühendis olarak gazetede çalışan İhsan, bu yazıyı şirketin patronuna ve özellikle seçtiği bazı yöneticilere göndermişti.

Yarım saat sonra masasına İnsan Kaynakları bölümünden şöyle bir evrak geldi. Evrakın üst kısmında yukarıdaki yazı vardı, altında ise şu cümle:
“Yukarıdaki yazıda ne demek istiyorsunuz?  Savunmanızı  bir saat içinde yazmanızı rica ediyoruz.”

Savunma
Derviş ve Ölüm başlıklı yazımda ne demek istediğim gayet açıktı, eğer daha fazla detay istiyorsanız kitabın tamamını okumalısınız.

Karar
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II bendine göre tazminatsız olarak işten atılmasına karar verilmiştir.

Derviş ve Ölüm’den önceki bir yılın özeti

Abdulmahmut (gazetenin siyasi iktidar tarafından atanmış üst düzey yöneticisi) – Gazetenin İzmir Ofisini kapatıyoruz, masraflar çok fazla, derhal işlemlere başlayın.

İhsan- Ulusal bir gazetenin İzmir ofisi kapatılamaz, orada çalışan 10 kişi var, bu en az 40 kişiye ekmek  götürüldüğü anlamına gelir. Ekibin motivasyonunu kazanacak ve verimli çalışmalarını sağlayacak önlemler almalıyız, şuanki halleriyle bile kendi maaşlarını çıkarabiliyorlar, gazetenin bir zararı yok prestij için bile olsa açık tutmalıyız. Kapatmak yerine belli konularda tasarruf yapalım, mesela daha az kirası olan bir yere taşınsınlar. Reklam gelirlerini artırmak için daha fazla çaba göstersinler, gazete yayın çizgisi olarak yandaş medya görüntüsünden ve gerçeğinden hızla uzaklaşmalı, bölgede tiraj kaybediyoruz.

Abdulmahmut  –  Bölümünüzden en az iki kişi çıkmalı, maliyetleri karşılayamıyoruz. Diğer bölümlere de bakacağız, gerekirse onlardan da eleman çıkaracağız.

İhsan – Büyük bir gemi düşünün, açık denizlerde. Üstelik dalgalar var, fırtına da ilerliyoruz. Siz,  geminin tayfalarını atın diyorsunuz, kürekçileri atarsak fırtınalı sulardan nasıl çıkacağız, gemi yoluna nasıl devam edecek. Gemiyi küçültüp, açık denizler yerine iç denizlere çekerseniz veya limana bağlarsanız tayfaların çalışıp çalışmayacaklarına karar verebiliriz, ama şuan size verecek tek bir adamım bile yok.

Abdulmahmut – Seninle iş yapmak güç, herşeye itiraz ediyorsun.

İhsan – Gazeteyi alır almaz brüt maaşları aşağı çektiniz, hem devletin vergisinden çalıyorsunuz, hem de çalışanların geleceğinden. Buna son vermelisiniz, bu maliyete katlanmalısınız. Gazetenin kar edebilmesi için naçizane fikirlerimi sizinle paylaştım, kayıtsız şartsız iktidar yandaşı olmayı bırakın, evrensel değerlere sahip çıkıp bu yönde yayınlar yapın. Kul hakkı yiyemezsiniz.

Abdulmahmut – Gazete her ay 1 trilyon zarar ediyor, çalışanların SSK primlerini tam gösterirsek zarar daha da büyür, o zaman işten adam atmak zorunda kalırız daha mı iyi?

İhsan –  Bilançoyu yanlış yapıyorsunuz, kalemleri alt alta doğru yazarsanız kimsenin zarar etmediğini göreceksiniz. Bu gazeteyi TMSF’yi kullanarak hükümet ele geçirdi. Satınaldığınızda neredeyse ödediğiniz paranın tutarı kadar içeride gazete kağıdı vardı. Üstelik hala TMSF bünyesinde görünen bir derginin baskı işini devam ettirerek baskı maliyetlerinin onlarca katı fiyatları TMSF’ye geri fatura kestiniz. Yani gazeteye beş kuruş para harcamadan sahip oldunuz. Ülkedeki medya gücünü ele geçirerek yandaş kitleler oluşturuyorsunuz, bu gazete silahşörlerin başında geliyor. Gazete ortakları devletten ihaleler alıyor, yatırımlar yapıyorlar. Siyasi olarak iktidarın güçlenmesine ve dolayısıyla rantın içeride kalmasına katkı sağlıyorsunuz. Başbakan her dört ayda bir bu gazeteye yeni patronlar gönderiyor, patronlar diğer işlerde elde ettikleri karlar nedeniyle gazetenin güya zararına talip oluyorlar. Bilançoyu bu gerçeklerle yaparsanız zarar etmediğinizi göreceksiniz. Burada zarar eden birileri varsa o da çalışanlardır.

İhsan –  Biliyorsunuz kısa bir süre önce gazeteyi eski binadan buraya taşıdık. Tüm sistem alt yapısının yeni binada kurulup, kesintiye neden olmadan devreye alınması oldukça profesyonellik gerektiren bir süreçtir. Bunu gerçekleştirebilmek için aylarca çalıştık ve ön hazırlık yaptık. Bu iş için dışarıdan firmalar $100.000 üzerinde paralar istemişlerdi, ben ve ekibim sistemi tanıdığımız ve eksikleri bildiğimiz için kendimiz taşımaya karar verdik ve bunu başardık. Elbette para için yapmadık ancak motivasyon için arkadaşlarıma prim vermelisiniz.

Abdulmahmut –  Herkese 150’şer TL para dağıtın.

İhsan –   Biz profesyonel çalışanlarız, sizden harçlık istemiyoruz, eğer verecekseniz prim talep ediyorum arkadaşlarım adına. Prim maaşın yarısı, dörtte biri, üçte ikisi şeklinde bir orandır. Harçlık veya sadaka gibi verilen parayı istemiyoruz, teşekkür ederiz.

Abdulmahmut – Sen yöneticilerine saygısızlık ediyorsun, verdiğimiz parayı beğenmiyorsun.

İhsan – Saygısızlık etmiyorum, ben profesyonellikten ve motivasyondan bahsediyorum.

İhsan –  Geçen yıl yaptığımız projelerle sadece bizim gazetenin değil sektörün de önünü açacak işler yaptık. Kendi geliştirdiğimiz yazılımları sektörde başka gazetelere satıp para kazanabilecek durumdayız. Bu projelerle hem şirketimize  ve hem de  doğanın korunmasına katkı sağladık. Mesela yaptığımız elektronik dökuman projesi sayesinde yüzlerce ağacın kesilmesinin önüne geçtik.
Diğer bölümlere örnek olacak çalışmalarla, personelin daha verimli  ve mutlu çalışması için gerekli koşulları sağlamayı hedefledik. Kullanıcı anketleri yaparak  hem kendi eksiklerimizi görme şansımız oldu, hem de tüm çalışanlar arasında ortak bir enerji yaratmaya çalıştık. Bütün bu çalışmalarımız sonucunda yalnızca bu yıl aylık 60.000 TL tasarruf ve katkı sağladık. Yılda 720.000 TL. Diğer bölümlerin de bizim yaptığımız çalışmalar gibi böyle tasarruflar ve kar getirici hamleler yaptığını biliyorum. Bu kazanımların bir kısmını çalışanlara maaş zammı olarak vermelisiniz, yıllardır zam yapmıyorsunuz ve üstelik SSK primlerimizi aşağı çektiniz. Biz kendi vizyonumuz ve emeklerimizle şirkete kazandırdığımız veya şirketin kaybetmesini önlediğimiz paraların bir kısmını istiyoruz.

Abdulmahmut – Yönetim kurulundaki arkadaşlarımla konuşup size bilgi vereceğim.

İhsan – Abdulmahmut Bey’le görüşebilir miyim?

Abdulmahmut’un sekreteri  –  Yerinde yok, not bıraktım sizi arayacaktır.

İhsan – Abdulmahmut Bey’le görüşebilir miyim?

Abdulmahmut’un sekreteri  – Yerinde yok, not bıraktım sizi arayacaktır.

İhsan –  Abdulmahmut Bey’le görüşebilir miyim? Zam oranları açıklanmadan önce kendisiyle mutlaka konuşmam lazım, geçen hafta kendisine değerlendirmesi için bazı tablolar vermiştim.

Abdulmahmut’un sekreteri  – Yerinde yok, not bıraktım sizi arayacaktır.

Ama aramadı kimse, zam da yapılmadı. Kendi yaşam standartlarından hiç ödün vermeden, hiç istiflerini bozmadan, şirketin tahsis ettiği pahalı arabalarla işe gidip geldiler, mensubu ve yandaşı oldukları parti iktidara gelmeden önce aldıkları paraların 20-30 katına geldikleri bu gazetede mevcut pozisyonlarını korumak için sömürmeye devam ettiler, kulaklarını tüm haksızlıklara tıkadılar, kadrolaşmalarını sürdürdüler. İhsan, aynı katta ve 20 m ötede çalışmalarına rağmen sekreterleri aşıp siyasi iktidarın atadığı yöneticilere asla ulaşamadı.

Derviş ve Ölüm’den 6 ay sonra İhsan, gazetenin yönetim kurulu başkanına bir mektup yazıyor.

Sayın Nuruyaallah,

Yanlış yoldasınız, kul hakkı yiyorsunuz, emek sömürüyorsunuz, çıkarlarınız için herkesi ve herşeyi yok sayıyorsunuz, yok etmeye çalışıyorsunuz.

Adaleti ayaklar altına alıyorsunuz, vicdansızlık yapıyorsunuz. Bunların bedelini önce vicdanınızda sonra da hukuken birgün mutlaka ödeyeceksiniz, bunu asla unutmayın.

Benim özelime gelirsek, yaklaşık 10 yıl o kuruma hizmet ettim, günlerce sabahlara kadar çalıştığım, karton kutuların üzerinde yattığım oldu. Gazeteyi bir binadan öteki binaya taşıma stratejisini kuran ve uygulayan bendim. Sadece o gazete için değil kendi dalımda sektörün geleceğini belirleyen ve yön veren projeler yaptım, bu projelere öncülük ettim. Şuan gazetenizin çalıştığı teknolojik alt yapının her bir noktasında parmağım, emeğim, vizyonum var. Bugün bile o sistem size hizmet ediyor, gazetenin her gün çıkmasına olanak sağlıyor.

Orada olduğum dönemde size ve atadığınız yöneticilere sorunları göstermeye çalıştım, kurumun, çalışanların ve kendi geleceğim için riskli ve olumsuz gördüğüm konuları medeni cesaret göstererek paylaştım. Diğer yöneticiler midelerinden konuşurken ben bildiklerimi aktardım. Nasıl daha iyi bir gazete oluruz noktasında çok kafa yordum.

En son gönderdiğim “Derviş ve Ölüm” başlıklı yazı artık hiçbir sonuç alamadığım, iletişim yollarının tamamen yüzüme kapandığı bir döneme denk geldi.
O yazıdan önce günlerce çırpındım derdimi anlatabilmek için, ama sekreterlerinizi aşıp sizlere ulaşamadım bile.

İşten çıkmak için özellikle yaptığımı düşündünüz, bunu sizlere yapılan bir hakaret olarak algıladınız ve gücünüzü kullanarak beni oyunun dışına ittiniz. Tıpkı ‘Derviş ve Ölüm’ deki gibi.

Oysa hangi gerekçe benim oradaki emeğimi, en yasal ve anamın ak sütü gibi hak olan tazminatımı gasp etmenizi haklı gösterebilir.

Görevlendirdiğiniz avukatlar ve İnsan Kaynakları Müdürü aracılığıyla yaptığınız haksızlıklara daha ne kadar devam edeceksiniz?

Davayı kaybetmelerine rağmen gereğini yapmak yerine temyize gittiler (gittiniz), amaç ne??

Zaman kazanmak mı? Eminim şöyle demişlerdir ve siz de onaylamışsınızdır.

“Sürünsün şerefsiz”

Öncelikle şunu söylemek isterim, kesinlikle sürünmüyorum, benim dünyamda para ve nesneler yok, vicdan ve adalet var.
Ayrıca işsiz kaldığımda çok daha az paralara çok daha keyifli bir yaşam sürebileceğimi keşfettim, size de tavsiye ederim.

Bir önerim var, bu oyuna daha fazla alet olmayın. Mahkemenin verdiği haksız fesih kararına saygı duyup işe iadeyi gerçekleştirin ya da bütün özlük haklarımı temyiz sonucunu hiç beklemeden (en azından kurumu 1.5 yıllık faiz yükünden de kurtarmış olursunuz) ödeyin ve kendinizi oradaki çalışanlar yerine koyup düşünün. Eğer onlardan bir itiraz gelmiyorsa bu herşeyin mükemmel yapılmasından kaynaklanmıyor, işsiz kalma ve gelecek korkularından kaynaklanıyor.

İktidarın tüm gücüne sahip olabilirsiniz, görece yaşam standartlarınız hayal bile edemeyeceğiniz noktalara ulaşmıştır, üyesi olduğunuz rant cemaatiniz ülkenin bütün kaynaklarını kontrol ediyor olabilir, 10 kişinin sığabileceği makam odalarında yayılmış olabilirsiniz ama bana gücünüz yetmedi sayın Nuruyaallah, yetmeyecek. Çünkü ben, sizin karşısında ibadet ettiğiniz tapındığınız eşyalara ve güce tapınmıyorum. Bunu bildiğiniz için saldırdınız.

Hayatımda yaşadığım en büyük onur, en tepe yöneticisi olduğunuz gazeteden üstelik tazminatsız olarak atılmamdır.
17.02.2011

Rastgele Haber

Dindar Ama Ahlaksız Olmanın Kodları

Dindar bir insan nasıl ahlaksız olabilir? Allah’a ve ahiret gününe inanmaya devam ettiği halde nasıl …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir