Home / Genel / Diktatörlük Hayaleti Türkiye’nin Üstüne Çöküyor

Diktatörlük Hayaleti Türkiye’nin Üstüne Çöküyor

Hükümetin üzerinde çalıştığı internet sansür yasasının ilk cüretkâr provası yapıldı. CHP’li Umut Oran’ın “Sabah-ATV” satışı için Başbakan Erdoğan tarafından havuz kurulduğu iddialarına karşın Meclis’e sunduğu yazılı soru önergesinin T24 internet sitesinde yayınlanmasına sansür getirilmesi, yeni gündemin internet ve sosyal medyayı da kontrol altına almak olacağını tescilliyor. Bu öylesine bir dönüm noktası ki, yasa çıktığı anda Türkiye’de kör topal, özellikle sosyal medya ve internet üzerinden yürüyen ifade özgürlüğü kelimenin tam anlamıyla zincire vurulacak.

Her türlü eleştirel içerik yayan sitelere anında müdahale edilecek, daha sonra da bireysel profillerin izlenmesine geçilecek. İnternette ifade özgürlüğü İran ve Çin seviyesine getirilince, zaten ortada açık açık tartışılacak bir mevzu da kalmayacak. Hala “Erdoğan’a darbe yapılıyor” diyen aydınlar da, darbenin kime yapıldığını görecekler.  Sorunu iki güç çatışması olarak görmek ise, bir kesimin hala Erdoğan’ı ezilenlerin yanında halkçı bir kimlikle algılıyor olmasından  kaynaklanıyor. Faşizm her zaman halkçı ve popülisttir, unutmayalım.

AMERİKA’DAN NASIL GÖRÜNÜYOR?

AKP’nin darbecilerin arkasındaki asıl güç olarak takdim ettiği ABD’den ise Türkiye şöyle görünüyor: AKP tüm gücüyle yolsuzluk soruşturmalarını ve bunların kamuoyuna sızmasını engellemeye çalışıyor. Bunun için de yargı, medya ve iş dünyasını Cemaat’i bahane ederek kuşatıyor ve hızla kendi paralel devletini oluşturuyor.

Aslında konu AKP de, her dönem olan yolsuzluklar da değil. Artık tüm dünya asıl meselenin tek bir kişi etrafında dönmeye başladığının çok iyi farkında. Erdoğan’ın giderek kendisine ve ailesine yaklaşan kapsamlı yolsuzluk dalgasından korunmak için sınır tanımayacağını göstermesi Amerikan yönetimini de ürkütüyor.

Bu kargaşada ABD iddia edildiği gibi Erdoğan’a darbe mi yapıyor?

Washington için mükemmel bir ortak olan Türkiye, Gezi’den sonra yedi ayda bu pozisyonunu kaybetti. Temkinli davranan Obama yönetimi, Erdoğan’a karşı daha kararlı davranılmasını isteyen neoconların baskısını giderek hissediyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda bu çevrelere yakın iki eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman, Washington Post’ta yayınladıkları makalede, ABD yönetimini, Erdoğan’ın Türkiye’nin siyasi kurumlarını yok eden, ABD-Türkiye ilişkilerine zarar veren tavrı konusunda, sert bir tonla sesini yükseltmeye davet ediyorlar.

Ancak tüm uyarılar, işleri daha da karıştıracak bir darbeyi değil, Türkiye’nin demokrasiden uzaklaşmasından duyulan kaygıları yansıtıyor ve Erdoğan’ın bir an önce demokrasiye dönmesiyle Türkiye’nin ara verdiği bölge gücüne geri dönebilmesinin mümkün olduğunu belirtiyor. Amerikan yönetimi ise açıkça önceliklerinin İran ve Pasifik olduğunu ve Ortadoğu’da bu kadar sorun varken, Türkiye’deki istikrarsızlığın artmasının çıkarlarına ters olduğunu ısrarla vurguluyor.

AMERİKAN MEDYASINDA BAŞLIKLAR DEĞİŞTİ  

Diğer yandan darbe yapıyor denilen ABD’de daha bir yıl öncesine kadar medya Türkiye’yi şu başlıklarla manşetlere çıkarıyordu: “Türkiye Arap dünyası için bir model olabilir”, “Türk demokrasisi: Diğer ülkeler için bir model”; “Türkiye demokrasi ve Batı ile yeni ilişkiler için bir modeldir.” “Obama Erdoğan’ı en yakın uluslararası beş lider arasında gösteriyor.”

Şimdilerde başlıklar şöyle değişti: “Erdoğan: Türkiye’nin diktatörü”, Türkiye’nin Erdoğan’ı: Otokrat İslamik Yobaz”, “Erdoğan Türkiye’nin laik demokratik geleneğine büyük zarar veriyor”, “Erdoğan’ın demokrasi tiyatrosu”, “Türkiye’nin demokratik kuruluşları kuşatma altında”. “

Medya Türkiye’nin demokrasi düzeyi olarak 1990’ların bile gerisine düşmeye başladığını,  siyasal iktidarın iş dünyasını kontrol altına almasıyla da 2001 krizini yaratan nedenleri  hortlattığını işaret ediyor. Amerikalı yatırımcılar,  iktidarın özel sektörün yatırım sürecini kendisine direkt olarak bağlamasının ülkeyi çökertebilecek bir gelişme olduğunu söylüyor.

YOLSUZLUK İDDİALARI HALKI ETKİLEMEYE BAŞLADI

Bu arada, medyanın tüm kontrolüne rağmen yolsuzluk iddiaları halk arasında yavaş yavaş kök salıyor. Metropoll araştırma şirketinin yaptığı son araştırmaya göre de halkın yüzde 60’ı yolsuzluk operasyonlarını haklı görüyor. Bu iddiaların doğru olduğunu düşünenlerin oranı da yüzde 70 dolayında. Üstelik AKP tabanının yarısı da aynı görüşü paylaşıyor. Toplumun yüzde 60’ı da yolsuzluk iddialarının üstünün kapatılmaya çalışıldığını düşünüyor.

Diğer önemli aktör Kürt hareketi bu süreçte daha çok kendi pozisyonunu kolluyor. Hükümetin zor durumda kalması, PKK’nin elini hiç olmadığı kadar kuvvetlendiriyor. Ancak Kürt hareketi de olup bitenleri “AKP’den milletvekili istifa ettirilip, ekonomiye müdahale edilip çökertilerek Erdoğan’ın tasfiyesi” olarak görme şablonunun dışına çıkamıyor.

Bu şablona göre tepede iki güç çarpışıyor; sosyal dinamikler, Gezi ile ortaya çıkan halkın demokrasi talebi hiç önemli değil. Oysa bu mücadele aynı zamanda dünyadan kopuk yerel muhafazakârlıkla küresel dünyaya açık kitlelerin, İslam’ın sivil yorumlarıyla siyasal İslamcılık arasında devleti ele geçirme mücadelesinin, açık demokratik bir toplum olmakla kapalı otoriter bir toplum olma arasındaki bir savaşı temsil ediyor. Derin devleti arkasına alsa da, interneti, hatta meclisi sansürlemeye kalksa da  Erdoğan’ın elde kılıç kalkan  bu mücadeleyi kazanması kolay değil. Artık günümüzde hiçbir ülkenin ulusal siyasetini, ekonomik bağlantılarının, güvenlik anlaşmalarının ve Avrupa yönelimli politikalarının tam aksi istikamete çevirmesi gibi bir lüksü yok. Erdoğan’ı götürürse darbeciler değil demokrasiden uzaklaşması götürecek. Ama bu arada yaptığı her umarsız atak, politik istikrarı yok ederek uluslararası zincirin zayıf halkası ekonominin temellerini dinamitlemekten başka bir şeye yaramıyor.

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir