Home / Genel / Diktatörlük korkusu toplumsal fayları harekete geçiriyor

Diktatörlük korkusu toplumsal fayları harekete geçiriyor

k-ab-300x126

Topluluklarının davranışları  sosyolojik olarak çok yavaş değişir. Ancak bir derin bir korku, ya da travma, aynen bireylerde olduğu gibi toplumun bildik davranış kalıplarını, inançlarını sorgulatır. 17 Aralık’tan beri rejimin akılmaz çürümüş yüzünün deşifre olması ve en son Twitter’ın kapatılmasıyla Türkiye’yi sarsan travma, laikiyle, muhazakarıyla, MHP’lisiyle, uyuyan toplumsal fayları harekete geçiriyor.

DİKTATÖRLÜK TEHLİKESİ DEĞİŞİME ZORLUYOR

Diktatörlük korkusu, hepimizi köktenci bir şekilde değişmeye zorluyor. En önemlisi, muhalefetin çoğunluğunu oluşturan, siyasetten hep uzak kalmış, tepkici, bölünmüş seküler kesim, şimdi belki bir değişim fırsatı yakalıyor. İktidarın “kötücüllükte sınır tanımayan, ayrım gözetmeyen” nefret dili, kitlelerin geleceğe dönük biraradalığının başlangıcı olabilecek bir etki yaratıyor.

Sadece seküler kesim değil, diğer güçler de bu kırılmayla ruh dünyasını değiştiriyor. MHP’liler dahi “vatan elden gidiyor, geçmişteki suçlamaları bırakıp birleşelim” diyor. Tanımı net yapılmasa da farklı dünyalardan insanlar RTE korkusuna karşı seküler bir zeminde kümeleşiyor.

CEMAAT DE SEKÜLER ALANA SIĞINIYOR

Ayakta kalma içgüdüsü, geçmişteki yüklerinden kurtulmaya çalışan Cemaat’in de can havliyle seküler kesimle yakınlaşmasına neden oluyor.  Devletin ceberrüt yüzüyle yüzleşen, ağır bir ayrımcılığa, nefret diline muhatap alan Cemaat, şimdilerde sivil İslam, sekülerlik vurguları yaparak, hiç akla gelmedik bir şekilde CHP’ye, MHP’ye kayıyor. Bu üç benzemezi bir araya getiren güç, siyasi İslamcılık korkusu. Bugüne kadar onları ayıran ideolojik, inanç bölünmeleri, “can korkusu, hayatta kalma” gibi en temel ihtiyaçlar temelinde buharlaşıyor.

MUHAFAZAKARLAR SUSMAYI TERCİH EDİYOR

Diğer yandan yolsuzluk tapelerine şüpheyle bakan muhafazarlar dini kutsallarının arsızca, kurnazlıkla, kötü niyetle, sadece amaca yönelik bir “pazarlama aracı olarak” kullanılmasına  da ses çıkarmadılar, suskun kaldılar. Ama şurası kesin ki yutkundular.

Yine de müslümanlığın çehresinin bu kadar kirletilmesinden hicap duyuyorlar elbet. Ancak muhafazakarlar, bir yandan dünya nimetleri, diğer yandan, ilk defa diğer sınıflara karşı “inançsal-sınıfsal” iktidarları nedeniyle kendilerini riske atmıyor.

Öte yandan son yıllarda yapılan araştırmalarda, “Türkiye’de sanıldığı gibi dindarlık artmıyor” sonuçlarına, ortalığı bu kadar muhafazakarlarla kaplıyken pek şüpheyle bakıyorduk. Şimdi anlıyoruz ki muhafazakarlıkla gerçek dindarlık aynı şey değilmiş. Ekonomi, kaçınılmaz bir şekilde tepe taklak giderken, sisteme ekonomik getirileriyle bağlanan bu kitledeki çözülme de kaçınılmaz gözüküyor.

Ayrıca AKP’nin muhafazakar kitlesinin bir kısmı, yolsuzluk düzeninin farkında olmanın stresini yaşıyor. Önemli bir kısmı hala Erdoğan’a oy verecek olsa da, bu kitlenin altındaki faylar da kendi içinde titreşiyor, oynaklaşıyor. Çürümüş bir ahlaki zeminde daha fazla yaşanamayacağını herkes gibi onlar da hissediyor.

BİRLEŞTİRİCİ UNSUR YENİ BİR LAİKLİK TANIMI

Yine de tüm olup bitenler, seküler müslümanların da kabullendiği gibi, demokrasinin ancak yeni bir laiklik tanımıyla mümkün olabileceğini gösteriyor. Ama bu halkı küstüren 1930’ların laikliği değil, yaşam tarzlarına, farklı düşünce ve inançlara saygılı, dışlayıcı değil kapsayıcı, eşitlikçi bir sekülerlik tanımı. Eskiden olduğu gibi halk kitlesinin çoğunluğunu kamusal alandan dışlayarak demokrasiyi otomatik olarak imkansız hale getiren katı laikliğin aşıldığının emarelerini, başörtüsünün Meclis’e kavgasız, gürültüsüz girmesinde olduğu gibi, hep birlikte görüyoruz.

İşte ancak bu yeni sekülerlik zemininde demokratik kültür filizlenebilir. Bugüne kadar demokrasi değil, demokrasi kültürü oluşmadı bu topraklarda. Önemli olan o kültürü üretmek, bunun da giderek sona yaklaşan Erdoğan sonrası dönemde harcı mutlaka sekülerlik olacak. Bunu sindiren bir anlayışın yeni bir anayasa yapması zor olmayacak.

TEK ENGEL: KÜRT GERÇEKLİĞİYLE YÜZLEŞMEK

Sekülerlik etrafında kümeleşen kitlelerin  barışçı bir demokrasi modeli kurmasının önündeki tek engel Kürt sorunu. Tüm seküler kesimler, Erdoğan’ın elinde kalan tek kartı alarak Kürt barışı için gerçeklikle yüzleşebilecekler mi… Can yakıcı olduğu kadar, kendi varoluşları için de kritik bir soru bu.

Kümeleşen sekülerliğin Kürtleri dışlayan milliyetçi bir dalga içermesi ise, barışı, demokrasiyi ötelemesi, hatta Erdoğan’ın biraz daha tutunmasına yol açması olasılığı göz ardı edilmemeli. Kürtlere kapalı bir demokrasi, seküler de olsa barışı getirmeyecek. Oysa Kürtlerin eşitlikçi haklarının tanınması, seküler kesimle liberalleri ayıran temel çizgiyi de ortadan kaldıracak bir potansiyel barındırıyor.

ASIL CANAVAR KUTSAL MERKEZİ DEVLET

Yeni bir sekülerlikle inşa edilecek demokraside adem-i merkeziyetçi bir yapıyı korkmadan düşünmenin zamanı geldi. Bugünkü ana sorunların, çürümenin temelinde, tüm gücün en tepede  toplanması ve bunun kolaylıkla kötüye kullanıma açık olmasının yattığını hepimiz anladık. Bu şekilde, demokrasi seçimlere indirgeniyor, tüm yönetim merkezde toplanıyor, hesap sorabilme mekanizmaları, yerel talepler, kentler kararlarda devre dışı kalıyor.

Sadece Kürtler değil , tüm Türkiye halkları da, önce askeri vesayet, şimdi sivil diktatörlüğü yaratan asıl canavarın “kutsal merkezi devlet” olduğunu artık görüyor, görmeli!

Dünyalılar

Rastgele Haber

Türkiye’de kadın olmak

9 Mayıs Dünya İstatistik Günü. İstatistikler kadınlar için ne gösteriyor dersiniz? Sadece rakamları paylaşalım yorum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir