Home / Genel / Dışlayıcı Siyaset Türkiye’yi Nereye Götürüyor?

Dışlayıcı Siyaset Türkiye’yi Nereye Götürüyor?

Ülkeler arasındaki kişi başına gelir farkı bundan 200 yıl önce bire dört-beş oranındaydı. Bugün en yoksul ülkeyle en zengin ülkeler arasındaki gelir farkı bire kırk oranına fırlamış durumda. Peki, uluslar arasındaki bu muazzam zenginlik ve yoksulluk farkını oluşturan nedenler nedir? Pek çok araştırmacı iklim, coğrafya, din ve geçen yazıda açıkladığımız gibi sosyal sermaye gibi kültürel faktörlerle gelişmişlik farkını açıklamaya çalışıyor. Daron Acemoğlu ve James Robinson, iki saygın ekonomist, son yılların en çok ses getiren kitabıyla bu konuya yeni bir yaklaşım getirdi: “Why Nations Fail (Neden Uluslar Başarısız Olur?). Acemoğlu ve Robinson, formel ve informel kuralları koyan, ekonomik ve sosyal hayatımızı düzenleyen kuruluşların doğası üzerine kuruyorlar teorilerini. Bu kuruluşları da “kapsayıcı” ve “dışlayıcı” olarak ikiye ayırıyorlar. Yazarlara göre kapsayıcı ekonomik kuruluşlar, mülk hakları, sözleşmeler, adil yargı gibi altyapı temelinde, en iyi yeteneklerinin, becerilerinin istihdam edilebildiği bir yaratıcı, yenilikçi bir oyun alanı yaratıyor. Dışlayıcı kuruluşlarda ise tam tersine, ekonomik kuruluşların sağlıklı gelişmesini sağlayacak yasaları gücü elinde bulunduran elitler ya da liderler, kendi çıkarlarına göre eğip bükebiliyorlar. İşte bu yüzden bu toplumlarda siyasi gücü elinde bulunduran zümreler, toplumun ekonomik kaynaklarını, kendi çıkarlarlarını gözeten dışlayıcı ekonomik kuruluşlar ve altyapı yardımıyla, kendilerine transfer ediyorlar.

Bu noktada söyle bir soru ortaya çıkıyor: Bu dışlayıcı kuruluşların ortaya çıkma sebebi nedir ve neden inatla varolmaya devam ederler?

Burda denkleme siyaset dahil oluyor. Politik gücü dar bir kesimin elinde monopolize eden bu güçler, ekonomik büyüme için gerekli motivasyonları sağlamada başarısız olsalar bile, iktidarlarını sürekli kılacak bir sistem yaratıyorlar. Acemoğlu ve Robinson tarih boyunca pek çok ülkedeki zenginlik veya yoksulluğa dair örnekler vererek, geçmişin veya coğrafyanın uluslar için bir kader olmadığını gösteriyor, asıl meselenin politik kurumlarda yattığını, hatta çok akıllı bir şekilde düzenlenmiş ekonomik politikaların etkilerinin, fundemental politik değişiklikler mümkün olmadan çok sınırlı kalacağını ekliyorlar. Buradan da otoriter rejimlerin, Çin dahil olmak üzere, toplumun yaratıcı sinerjisini dışladığı ve sadece bir avuç elitin yönlendirdiği merkezi gücün, kapsayıcı bir demokrasiye geçmeden elde edeceği başarıların sürdürülemez olduğu sonucuna varıyor. Siyasi gücün hep tartışmalı olduğu Türkiye’nin bu bakış açısından analizini yaptığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

AKP gelir dağılımını değiştirdi
Türkiye 2000’lere kadar ekonomide devlet kapitalizminin ağırlıklı olduğu klasik bir dışlayıcı ekonomik ve politik sisteme sahipti. Bürokrat, asker, yargı ve bu sistemin ürettiği az sayıdaki işadamı gibi elitlerden oluşan dar bir kesim, tüm pastanın kendi tasarımlarına göre dağıtıldığı dışlayıcı bir sistemi yönetiyordu. AKP dışlayıcı siyasi ve ekonomik sistemden umudunu kesmiş kesimlerin tepki oylarıyla bir koalisyon olarak iktidara geldi ve hızla yoksulluğu azaltacak ekonomik ve sosyal politikaları devreye soktu. 10 yıllık süreçte gelir dağılımı tablosu şöyle değişti: Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (WDI) 2012 Raporu’na göre, Türkiye’de kişi başına milli gelir itibarıyla; birinci ve en fakir yüzde 20’lik kesim tüm gelir ya da tüketimin yüzde 5,7’ini alıyor (2000 yılı yüzde 4,9). İkinci yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 22,4’ünü (2000 yılı yüzde 8,6), üçüncü yüzde 20’lik kesim gelirin 15,9’unu (2000 yılı yüzde 12,6) alıyor. Dördüncü yüzde 20’lik kesim yüzde 10,9’unu (2000 yılı yüzde 19,0) alırken, toplumun beşinci yüzde 20’lik (en zengin elit tabakası) kesimi ise Türkiye’deki gelirlerin yüzde 45’ini (2000 yılı, yüzde 54,9) alıyor. Verilerin açıkça gösterdiği gibi AKP döneminde tabandaki üç gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay 12 yılda ciddi bir şekilde yükseldi. AKP kapsayıcı ekonomiyle başarıyı yakaladı

Bu noktada tekrar Acemoğlu ve Robinson’un tezine tekrar dönersek, Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen dışlayıcı bir ekonomik sistemin  AKP ile yapısal bir dönüşüme uğradığını ve kaynak dağıtımının elit güçlerin elinden çıkarak daha geniş kesimleri içine alan “kapsayıcı” bir niteliğe dönüştüğü her türlü önyargıdan uzak bir şekilde görülüyor. 2007 seçimleri sonrası oy oranını artıran AKP’de bu dalga yavaş yavaş hız kesmeye başladı. Önce parti içinde tam bir lider kültü yaratıldı. Bir koalisyon niteliğindeki parti hızla tek adam partisi haline geldi. Devlet aygıtının sivilleştirilmesi ise sadece partinin İslamcı kanadına ait taraftarlarına açık bir yörüngede ilerleyerek, kapsayıcı olmak yerine toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı bir niteliğe büründü. Ekonomi üzerinde merkezi devletin tehdit edici gücü sadece kılık değiştirmişti. Daha önceki rejimin izlediği dışlayıcı politikayı bu kez siyasi çoğunluğuna dayandırarak bizzat Erdoğan benimsemeye başlamıştı.

Acemoğlu’nun pek çok toplum örneğinde gösterdiği gibi, dışlayıcı, otoriter rejimler, belli bir dönem ekonomik zenginleşmeyi sağlasalar bile bu sürdürülebilir olmuyor. Geçen yıl ekonomik büyümenin nerdeyse durmasından sonra bu yıl da büyümenin çok düşük bir seviyede gerçekleşeceği tahminleri, ekonomik zenginleşme sürecinde sarkacın geriye doğru hareketine başladığını imliyor. Disiplinli para ve maliye politikalarıyla erişilen başarı, siyasi kurumların dışlayıcı karaktere bürünmesi nedeniyle, ekonomide katma değer üreten yapısal, yenilikçi bir dönüşüme yol açamıyor. Geleceğin dünyasında yer alacak, toplumun tüm kesimlerini içeren, adil, yaratıcı, yeteneklerin yarıştığı ekonomik bir oyun alanı yaratılamıyor. Kısacası rejim otoriterleşip gücü kendi çıkarları ve toplum tasarımı doğrultusunda monoblok hale getirdikçe, ekonomik zenginleşme, yoksul sınıfların AVM’lerde tüketici orta sınıf haline gelmesinin ötesine geçemeyecek.

Kültürel DNA’lar devreye giriyor
Peki, kapsayıcı olarak başlayan bir sistem nasıl dışlayıcı hale gelerek kendini inkar eden, eleştirdiği rejimle aynılaşan bir çizgiye savruldu. Burada geçen yazımızda üzerinde durduğumuz kültürel faktörlerin devreye girdiğini düşünüyorum. Kendi taraftarları ya da takipçileri dışındaki toplum kesimlerine derin bir güvensizlik duyan, onların da kendilerine güvenmediğini hisseden, tarihsel kökenli bir ötekileştirici kültür, uzlaşma, hoşgörü, çoğulculuk gibi değerlere soğuk bakan bir zihniyet, zamanla demokrasinin temel ilkelerine aldırmaz bir hale gelebiliyor. İktidar gücünü sistem içinde dengeleyecek kurumların yine merkezi güce bağlanarak demokrasinin balans mekanızmasının devreden çıkarılmasıyla da, 80 yıl önceki rejimin dışlayıcılığına geri dönülüyor. Ülkeler arası gelişmişlik farkını kültürel sosyal sermaye kavramı ve dışlayıcı poltik sistemle sentezleyen  yaklaşımı sürdürsek karşımıza şu çıkıyor: Bir ülkenin ekonomik yönden zenginleşmesi için bu amaç doğrultusunda “birlik” olabilmesi veya uzlaşabilmesi lazım. Birlik olabilme ya da gelişme sürecinde kenetlenebilme ise, dünyadaki örneklere bakıldığında, siyasi bir huzur ve barış ortamını sağlayacak kapsayıcı bir siyasi otoriteye ihtiyaç duyuyor. Oysa Gezi sonrası Türkiye’yi, çatışmaların, gerginliklerin derinleşeceği bir “fasit daire” tuzağı bekliyor. Acemoğlu’nun da belirttiği gibi toplumların tarihinde birkaç yüzyıl çok da uzun bir süre değil. Ortadoğu’nun kültürel bazlı despot lider geleneği, kendi tasavvuru toplumun hayaliyle, dışlayıcı karakterine geri dönüyor.

 

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın www.dunyalilar.org’ta yayınlanan diğer yazıları

http://dunyalilar.org/kimsenin-birbirine-guvenmedigi-bir-ulke.html

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

Rastgele Haber

Başkaya: Büyük insanlık elini çabuk tutmalı

1930 ve 1980’den farlı olarak ‘nihai bir kriz’ yaşandığını belirten Doç. Dr. Fikret Başkaya “Kapitalist …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir