Home / Güncel / Doğu ve Güneydoğu Anadolu Nasıl Kalkınır?

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Nasıl Kalkınır?

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin çeşitli problemleri ve çözüm önerileri bu güne kadar oldukça yoğun bir şekilde yazıldı, çizildi ve çeşitli uygulamalara konu oldu. Bu konuda neler yapılması gerektiğine dair tartışma ve analizler de devam ediyor. Doğal olarak bize konunun ekonomik yönü üzerinde durmak düşüyor.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin problemlerine ekonomik açıdan baktığımızda, bölgede öncelikli olarak bir “bölgesel kalkınma” sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Gerçi bölgesel kalkınmayı gerçekleştirebilmenin ekonomik olduğu kadar ekonomi dışı pek çok yönü de bulunmaktadır. Bölgesel kalkınmanın ekonomik olduğu kadar sosyal, siyasal, eğitim, güvenlik ve hukuki boyutları da bulunmaktadır.

Ayrıca küresel kriz veya Arap Baharı gibi uluslararası ekonomik veya siyasal gelişmeler de bir yandan ulusal kalkınmayı, diğer yandan bölgesel kalkınmayı etkileyebilmektedir. Bu bağlamda, örneğin komşu ülkelerle olan uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi ve tıkanıklıkların giderilmesi bölgenin ekonomik olarak kalkınmasına katkı sağlayacak önemli faktörler arasında yer almaktadır.

O halde değinilen bütün boyutların birbiriyle karşılıklı ilişkileri bulunmaktadır. Sadece bir boyutuyla ele alınarak bölgesel kalkınma problemlerinin çözümlenebilmesi mümkün değildir. Bu anlamda ekonomik boyutu ihmal ederek bölgenin huzur, barış ve güvenliğini tam olarak sağlamak da mümkün değildir.

Öte yandan ulusal düzeyde kalkınma ile bölgesel düzeyde kalkınma da birbirinden bağımsız olmayıp, birbiriyle karşılıklı ilişkileri olan süreçlerdir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinin kalkınmasına yönelik atılması gereken adımların tüm ülke düzeyinde kalkınmayı geliştirmede önemli katkıları olacağı bilinmelidir. Benzer şekilde ulusal düzeyde büyüme ve kalkınma hamlelerinde elde edilecek başarılar, bölgesel kalkınma problemlerinin daha kolay çözülmesine katkı sağlamaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ekseninde bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi ve yoksullukla mücadele edilebilmesi için, gerek kamu gerekse özel sektör tarafından yürütülen ekonomik faaliyetlerin coğrafi bölgeler arasında dengeli bir şekilde dağılmasını ve dengesizliklerin giderilmesini sağlayıcı politikaların izlenmesi gerekmektedir. Kalkınma politikası olarak hedefte ilk sırada işsizlik sorununun çözülmesi yer almaktadır. Bunun gibi bölgede kamu ve özel sektör yatırımlarının artırılması, üretim ve ihracat potansiyelinin geliştirilmesi, turizm ve enerji sektörlerinin performanslarının artırılması gibi çeşitli sorunlara yönelik izlenmesi ve geliştirilmesi gereken çok sayıda politika alanı bulunmaktadır. Bunların en önemlileri aşağıda kısaca gözden geçirilmektedir.

İşsizlik

Bölgede işsizlik ve istihdam oranları diğer bölgelere oranla çok daha fazla olumsuz tablolar sergilemektedir. Güvenlik sorunları, bölge içinde ve bölge dışına doğru yoğun bir göç, yatırım yetersizliği ve mesleki bilgi eksikliği gibi çok sayıda nedenin bir araya gelmesiyle bölgede ciddi bir işsizlik ve istihdam sorunu yaşanmaktadır.

İşsizlik, beraberinde yoksulluğu getirmekte ve diğer birtakım sosyal sorunların artmasına gerekçe teşkil etmektedir. Bu yüzden diğer bölgelere göre daha yüksek olan işsizlik oranlarının azaltılması ilk etapta ele alınması gereken temel bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bölgede üretime sokulamayan alanlar yüzünden, bölge insanı başka bölgelerde (mevsimlik veya sürekli) işçilik yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar. Bu yüzden insan kaynaklarının yerinde değerlendirilmesi ve özellikle tarımsal alandan kopuş sürecinin tersine çevrilmesi önemli gözükmektedir.

Bölgede hayat pahalılığı diğer bölgelere göre daha düşük olduğundan, işgücü göreli olarak daha ucuzdur. Bu durum bölgede yeni yatırımların yapılması ve işsizliğin azaltılması için bölgenin bir rekabet gücü olarak bilinmelidir.

Bölgede bir yandan büyük işsizlik oranları varken, diğer yandan iş adamları ve esnaflar nitelikli eleman bulamamaktadırlar. Bu yüzden işgücü piyasasının talep ettiği mesleki eğitim ve mesleki beceri kazandırma kurslarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bunun gibi geleneksel el sanatları, turistik eşya üretimi ve diğer zanaatların geliştirilmesi yanı sıra vatandaşların kendi işlerini kurabilmesi de sağlanabilmelidir.

Bölgede kadınların işgücüne katılma düzeyi de diğer bölgelere oranla oldukça düşüktür. Bu bağlamda kız çocuklarının, bölgede istihdam edilebilmeleri için, iyi bir eğitim imkanlarına kavuşturulabilmeleri önemlidir.

Kalkınma ve planlama çalışmalarında emek-yoğun ve sermaye yoğun üretim tekniklerinden hangisinin daha yararlı olacağı öteden beri tartışılan bir konudur. Acil işsizlik problemi olduğu durumlarda, belirli bir yatırım düzeyi ile istihdama daha kısa sürede ve daha fazla katkı sağlamak amacıyla, emek-yoğun üretimin daha yararlı olduğu kabul edilmektedir. Bu yüzden emek-yoğun iş kollarında üretim yapan işletmelerin bölgede kurulması desteklenmelidir. Bu bağlamda bölgedeki esnaf ve sanatkarlar da daha geniş teşviklerden yararlandırılmalıdır.

Özel karın düşük, sosyal karın yüksek olduğu tüm alanlarda özel sektör yerine devletin yatırım yapması gerektiğini biliyoruz. Kar oranlarının düşük olması nedeniyle özel sektörün emek-yoğun üretim alanlarını tercih etmeyeceği durumlarda, sıfır karla veya makul kabul edilebilecek zararlarla bile olsa, bu nitelikteki iş kollarında devlet fabrika açabilmelidir. Bu tür yatırımlar “sosyal amaçlar” nedeniyle devletin ekonomiye “müdahale”de bulunabileceği nadir alanlardan biri olarak kabul edilmelidir.

Ancak zaman içinde sermaye-yoğun ve teknoloji yoğun üretim olanaklarını geliştirerek, mevcut veya yeni kurulacak olan işletmelerin üretim ve rekabet kapasitelerinin geliştirilmesi de ihmal edilmemelidir. Bu aşamada bölgenin gelişmesi için kamu ve özel sektör yatırımlarının rolü üzerinde durmak gerekmektedir.

Kamu ve Özel Sektör Yatırımları

Bölgede sadece kamu yatırımları değil, özellikle özel sektör yatırımları da diğer bölgelere göre oldukça düşük düzeylerde kalmıştır. Uzun zamandır güvenlik ve diğer nedenlerle bölge özel sektör yatırımlarını çekme açısından cazibesini önemli ölçüde kaybetmiştir.

Günümüzde birçok ilde (Denizli, Kahraman Maraş, Çorum ve Bilecik gibi) yeni kalkınma hamleleri özel sektör yatırımları tarafından gerçekleştirilmekte ve önemli başarılar elde edilmektedir. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi için de aynı yolu izlemek esas olmalıdır. Özellikle “bölge insanımız” yatırımlarını batıda yer alan illerimiz yerine doğudaki illerimizde yapmayı tercih etmeliydiler. Böylece hem kaynakları yörelerini zenginleştirmek için kullanmış olacak ve hem de ülke düzeyinde daha dengeli bir kalkınmanın gerçekleşmesine katkı sağlanmış olacaktı. Bu konuda başarısız olunmasının önemli bir gerekçesi olarak güvenlik problemleri ileri sürülmektedir.

Özel sektör yatırımlarını çekebilmek için, güvenlik problemlerinin çözümlenmesi yanı sıra, devletin yapması gereken başka önemli hamleler de bulunmaktadır. Bugüne kadar üniversite, tıp fakülteleri, yol ve su gibi çeşitli alanlarda küçümsenemeyecek önemli hamlelerin yapıldığı belirtilmelidir. Ancak bölgede birçok yerleşim biriminde hala ciddi altyapı sorunu bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak kamu yatırımları ile özel yatırım arasındaki ilişkiyi, bölgesel kalkınmanın sağlanması için birbirini tamamlayıcı nitelikte hamleler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Kamunun varlığı ve altyapı yatırımlarını yapması yerli yatırımcıların yanı sıra, özellikle Ortadoğu kaynaklı olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden önemli yatırımcıların bölgeye çekilmesine de katkı sağlayacaktır.

Öte yandan, bölgeye daha fazla yatırım çekebilmek için, kamusal olarak çeşitli “kümelenme” alanları üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Örneğin organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri ve serbest bölgelerin daha da geliştirilmesi sağlanmalı, bunların altyapı sorunları giderilmeli; buralarda faaliyet sürdüren firmalar için özellikle finansman ve -yurt içi ve yurt dışı (ihracat)- pazar bulma sorunlarına katkı sağlanabilmelidir.

Devletin bir başka politika alanı girişimcilik yeteneğinin ortaya çıkarılması için çaba sarf etmektir. Örneğin girişimcilik teşviklerini arttırmalı, mevcut teşvikleri geliştirmeli ve yaygınlaştırmalı; istihdam “kahramanı” olan KOBİ’lerin finansman sorunlarına daha fazla destek olmalıdır. Yatırımcıların önündeki bürokratik engelleri kaldırmalı ve çeşitli işlemlerin hızlanmasını sağlayabilmelidir. Bir yandan bölge insanları arasından girişimcilik yeteneği olanlara verilen desteklerin artırılması ve öte yandan da verilen desteklerin sonuçlarının izlenmesi/takip edilebilmesi sağlanmalıdır.

Tarihsel olarak Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizin gelişmesi için verilen pek çok kredi ve diğer teşviklerin çoğunlukla “çar-çur” edildiğini, bu bölgeler için alınan kredilerin başka bölgelerimize aktarıldığını, bölgede temeli atılmış ama hiçbir zaman tamamlanmamış yığınla metruk inşaat kalıntısı olduğunu ve birçok yatırımın yarım kaldığını biliyoruz. Hatta yarım kalmış yatırımlar için ilave ayrı teşviklerin çıkarıldığını da biliyoruz. Böylece bölgede bitmek tükenmek bilmeyen bir “sürekli yardım bağımlılığı” hastalığını en açık bir şekilde görüyoruz.

Oysa her türlü teşvik ve yardımların geçici olması esas olmalıydı. Sürekli yardımın devam etmesi yardıma muhtaç olmanın devam etmesi ve geri kalmışlğın sürmesi demektir. Bundan sonra yapılacak takiplerle, belli bir aşamadan itibaren bölge insanının yardım almadan kendi işini yürütebilecek bir aşamaya gelmesine çalışılmalıdır. Kendi yağıyla kavrulabilen ve başarılı olan yeni girişimcilerin ortaya çıkmasına katkı sağlanabildiği ölçüde, bölge halkı da birçok şeyin devlet yerine özel sektör tarafından yapılabileceğini görebilir, girişimcilik konusunda “kendine güven” gelişebilir ve vergi mükellefiyeti ve sosyal sorumluluk gibi çeşitli sorumluluk alanlarında daha duyarlı bir bireysel ve toplumsal yapı geliştirilebilir.

İhracat

Bölgede komşu ülkelerle yürütülebilecek ve bugünkü düzeyinin çok üzerine çıkarılabilecek bir dış ticaret potansiyeli bulunmaktadır. İhracat bakımından, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye’nin Ortadoğu’ya ve Asya’ya açılan kapısı olduğu görülmelidir. Gelişmiş ülkelerin (AB kendi içinde, Meksika-ABD ve Kanada veya Japonya-gelişmiş Asya ekonomileri gibi) ihracatlarının büyük bir payını hemen yanı başındaki komşu ülkeleriyle yaptıkları düşünülürse, komşularla yapılan ticaretin önemi daha iyi anlaşılabilir.

Bölgede faaliyet yapacak KOBİ’lerin petrol zengini Ortadoğu ülkelerine yakın olması, ihracatta ciddi bir talep desteği olarak düşünülmelidir. Bu potansiyelin ilk etapta değerlendirilmesi gerekmektedir. İhracat artışları ilk etapta İran, Irak, Suriye, Lübnan gibi yakın ülkeler için düşünülebileceği gibi, sınırların ötesinde tüm Ortadoğu’ya, Hindistan gibi Asya ülkelerine ve Afrika’nın tüm bölgelerine yönelik olarak da düşünülmelidir.

Bölgede sınır ticaretinin geliştirilmesi için sınır kapılarının kapasitelerinin artırılması ve bölgede bir ihracat kültürünün geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda bölgede ihracata odaklanan firmaların yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bölge illerinin irili ufaklı miktarlarda ihracat yaptığı, ama bunun yetersiz olduğu vurgulanmalıdır. Bölgenin güneyde yer alan ülkelere yönelik olarak Türkiye’den yapılan ihracata nakliyatçılık şeklinde belirgin bir hizmet verdiği; ancak bunun tam olarak bölgenin üretimi, ihracatı ve istihdamı anlamına gelmediği ve bu yüzden bölgede ihracata dayalı bir üretimin başarılması gerektiği belirtilmelidir. Böyle bir başarı bölgedeki işsizliğin önlenmesi için de hayati bir öneme sahip olacaktır.

Türkiye’nin hemen güneyinde yer alan komşu ülkelerin yüksek teknolojili ürünler yerine ağırlıklı olarak düşük teknolojili malları tercih ettikleri görülmektedir. Bu durum, ileri teknoloji gerektiren yatırımları zamana bırakarak, komşu ülkelere acil bir şekilde çoğunlukla emek-yoğun denilebilecek sınai ürün ihracatının artırılabileceğini göstermektedir. Ancak zaman içinde teknoloji içeren ürünlerin de üretimine ve ihracatına geçilmesi planlanmalıdır.

Özetle bölgenin, tüm değinilen ülke ve bölgelere ihracat yapan bir üretim merkezi haline dönüştürülmesi gerekmektedir. Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin yaşandığı ülkelerde, ekonomik ve siyasal istikrar “gerçekleştiği ölçüde” ekonomik ilişkilerimiz artacaktır. Bu süreçte sadece Akdeniz Bölgesinde yer alan illerimiz değil, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan illerimiz de rol oynamalıdır.

Tarım ve Hayvancılık

Ekonomik kalkınma için sınai yatırımlar önemli olmakla beraber, kalkınmanın temelinde tarım ve hayvancılığın yattığı hiçbir zaman gözden ırak tutulmamalıdır. Ne var ki, bölgeden göçlerin yoğun olması nedeniyle uzun zamandır tarım ve hayvancılığın önemli ölçüde zayıfladığı bilinmektedir. Oysa bu konuda “arıcılıktan-dericiliğe” çok geniş bir yelpazede bölgenin geniş bir potansiyeli bulunmaktadır. Özellikle birçok ürüne yönelik potansiyeller Türkiye’nin tüm ihtiyacını karşılayabilecek bir düzeyde olduğu gibi, ihracata da konu olabilecek düzeydedir. Bu konuda bölgede yapılması gereken birinci iş tarım ve hayvancılığa ilişkin üretim potansiyelini değerlendirmek ve üretim kapasitesini artırmaktır. İkinci iş olarak tarım ve hayvancılığa dayalı sanayinin geliştirilmesini sağlamaktır.

 

Bölgede besi ve süt sığırcılığının teşvik edilmesi, hayvan cinsi konusunda yardımda bulunulması, hayvan ıslahı ve nitelikli damızlık hayvanların elde edilmesi yoluyla daha verimli üretimin teşvik edilmesi gerekmektedir. Öte yandan bölgede tarımda bilinçli sulama yapılması ve sulamanın da yaygınlaştırılmasına yönelik eksiklikler devam etmektedir. Ayrıca bölgede tohum, gübre, ilaçlama ve diğer alanlarda çiftçilere verilecek bilgi ve destekler ile bu desteklerin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Bunun gibi, organik tarım ve güvenli gıda üretiminin teşvik edilmesi, üretiminin çeşitlendirilmesi ve yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Böylece tarımda verimlilik arttıkça tarımsal kesimde işgücüne olan talep artacaktır. Bu süreçte toprak sahiplerinin köye dönüş eğilimlerinin desteklenmesi ve köye dönüş projesinin sürdürülmesi gerekmektedir.

 

Önemli bir önerimiz organize tarım ve hayvancılık bölgelerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Bu çabalar üretimin daha toplu yapılması ve kitle üretimine dönüştürülmesi için önemli görülmektedir. Böylece küçük ölçekli üretimin verimsizliği giderilmiş ve geniş ölçek sayesinde elde edilen daha verimli bir üretim imkanı yakalanmış olacaktır. Ayrıca şehir içindeki küçük ölçekli üretimden kaynaklanan kentleşme ile ilgili problemler de en aza indirilmiş olacaktır.

Son olarak, bölgede kurulmuş enstitülerin daha verimli bir şekilde işletilmesi sağlanmalıdır. İlgili bakanlıkların bünyesinde çok değerli kurumlar ve uzmanlar mevcut olup, bunların bilgi ve projelerinin daha verimli bir şekilde ve daha acil bir şekilde hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Turizm

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde tarih boyunca oluşan medeniyetler, kültürel mimari, bölgeye has el sanatları ve mutfak kültürüne kadar çok sayıda alanda önemli bir turizm potansiyeli bulunmaktadır. Kış ve kuş turizminden inanç turizmine uzanan geniş bir yelpazede turizm çeşitliliği potansiyeli değerlendirilebilmelidir. Bölgede turizm sektörünün geliştirilebilmesi için güvenliğin sağlanması ve bölgenin turistik potansiyelinin reklam ve tanıtımının daha etkin bir şekilde yapılabilmesi de gerekmektedir.

Bu aşamada turizm amaçlı tesislerin yeterli olmadığını belirterek, gelişmeye paralel olarak bu açıkların da giderilmesi üzerinde durulmalıdır. Bu konuda ilk yatırımları kamu sektörü yapabilecek ise de, uzun vadeli büyük yatırımlar için özel sektörün bölgeye çekilebilmesi ve bu yolla turizm tesisi sayısı ve yatak kapasitelerinin arttırılması gerekmektedir.

Bir kısım ulusal ve uluslararası organizasyonların ve çeşitli kamusal toplantıların bölgede yapılması; fuar, kongre gibi çeşitli organizasyonların bölgede gerçekleştirilmesi ve bölgenin önemli bir kongre ve ticaret merkezi haline getirilmesi için çaba sarf edilmelidir.

Enerji ve Diğer Sektörler

Her şeyden önce bölgede petrol, doğal gaz ve diğer yer altı madenlerine ilişkin potansiyelin daha fazla kullanılması gerekmektedir. Bu konuda son yıllarda bir kıpırdanma görülmesine rağmen, araştırma ve işletme düzeyinin oldukça yetersiz düzeylerde olduğu bilinmektedir. Bu konuda elde edilebilecek başarılar enerji ve hammaddelerin daha ucuza elde edilebilmesine ve bölgenin ekonomik olarak daha hızlı bir şekilde gelişmesine (özellikle sanayileşme ve ihracatına) tartışmasız bir şekilde katkı sağlayacaktır. Yapılması gereken ilk iş, bölgede (ve aslında tüm ülke genelinde) her türlü maden rezervleri araştırma ve tespit faaliyetlerinin daha fazla artırılması ve üretimin artırılarak bir an önce ülkenin kendine yeterli bir düzeye gelmesinin sağlanması olmalıdır.

 

Doğal olarak en önemli enerji üretimi petrol alanında olmalıdır. Ancak sadece petrol üretimi değil, petrol yan sanayilerinin geliştirilmesi için de çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Öte yandan bölge enerji çeşitliliği açısından da önemli bir potansiyele sahiptir. Bu bağlamda yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi yanı sıra jeotermal enerji ve rüzgar enerjisi de dikkate alınmalıdır. Her türlü maden ürünlerinin bölgede üretilmesi sağlanmalı ve üretimin yurt içi katma değerinin artırılmasına katkı sağlanabilmelidir. Bu şekilde ithalatçısı olduğumuz çok sayıda maden (altın, gümüş, krom vb.) ülke içinden karşılanmış olacaktır.

Son olarak, bölgenin ekonomik kalkınması için dikkate alınması gereken çok sayıda sektör bulunmaktadır. Özet bir değerlendirmenin sınırları içinde bunlara yer verilememiştir. Daha ayrıntılı bir çalışma içerisinde, gıda ürünleri, su dahil olmak üzere içecek imalatı, tekstil ürünleri, makine ve diğer teçhizat üretimi, bitkisel üretim, kentsel altyapının geliştirilmesi, bölgede ulaştırma altyapısının daha da geliştirilmesi ve lojistik merkezlerin kurulması gibi alanlarda atılması gereken önemli adımlar bulunmaktadır.

Değerlendirme: Kalkınma Aktörlerinin Rolü

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kalkınmasında atılacak adımların hangi alanlarda olması gerektiğine dair yukarıda bir kısım özet değerlendirmeler yapılmıştır. Bu aşamada söz konusu adımları kimlerin atacağına dair “sonuç niteliğinde” kısa bir değerlendirme yapılmasında yarar görülmektedir. Öncelikle, ayrıntıya girmeden, teorik olarak durulması ve hareket edilmesi gereken yerin belirlenmesiyle başlayalım:

Geleneksel bölgesel kalkınma anlayışına göre, bölgeler arası ekonomik gelişmişlik farklılıklarının giderilmesi ve bölgesel gelişmenin sağlanabilmesi için, ülkenin veya dünyanın başka yerlerine göre sahip olunan önemli rekabet avantajlarının bazen bölge düzeyinde bazen de il ve ilçe düzeyinde ortaya çıkarılması ve ekonomik potansiyellerin harekete geçirilmesi gerekmektedir.

İlave olarak, bölgesel kalkınma anlayışındaki gelişmelere göre, bölgesel avantajların ortaya çıkarılması ve potansiyellerin harekete geçirilmesi sadece devletin merkezi organlarının sorumluluğunda değil; aynı zamanda yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplumun, girişimcilerin, ihracatçıların ve diğer tüm yerel aktörlerin ortak sorumluluğunda yürütülmesi gereken bir işbirliği çabası olarak başarılmalıdır.

Buradan hareketle söz konusu avantajların ortaya çıkarılması için bugüne kadar Türkiye’de çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Örneğin devlet tarafından ülke düzeyinde sektörel teşviklerin yanı sıra bölgesel teşvikler de verilmiş ve Kalkınmada Öncelikli Yöreler (KÖY’ler) gibi uygulamalara gidilmiştir. Kurumsal düzeyde Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) kurulmuş, GAP benzeri başka organizasyonlara (Zonguldak Bartın Karabük Plan Bölgesi ve Yeşilırmak Havza Plan Bölgesi gibi) yer verilmiş; organize sanayi bölgeleri gibi kümelenme çabaları sergilenmiş, son olarak kurulan Bölgesel Kalkınma Ajanslarıyla bölgesel kalkınma çabaları kurumsal düzeyde yeni bir çerçeveye kavuşturulmuştur.

Bu bağlamda 2006 yılından itibaren kurulmaya başlayan Kalkınma Ajansları, bölgesel kalkınmaya yerel aktörleri de dahil ederek önemli bir bölgesel kalkınma ümidi olarak faaliyetlerine başlamıştır. Bu noktada, Kalkınma Ajansları’nın sadece projelere kaynak bulma rolü oynamanın ötesinde, böyle bir ümidin odak noktasında yer aldıklarının bilincinde olmaları gerektiği belirtilmelidir. Bununla birlikte, bölgesel kalkınmanın sadece Kalkınma Ajansları’ndan beklenmesi de doğru değildir. Ajanslar sonuçta kendilerine tanınan imkanlar, sınırlar, projeler ve bölgedeki diğer aktörlerin destekleri ölçüsünde faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Tarihsel olarak bugüne kadar yapılan önceki çalışmaların ve kurumsal faaliyetlerin bölgesel kalkınma üzerinde şüphesiz yararlı katkıları olmuştur. Ve yukarıda saydığımız pek çok öneriye yönelik olarak bugüne kadar önemli adımlar da atılmıştır. Bugüne kadar yapılanları küçümsemiyor ve görmezden gelmiyoruz. Ancak çeşitli nedenlerle bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını ortadan kaldırabilecek düzeyde bir sonucun henüz alınamadığını ve yoksullukla mücadelenin tam olarak başarılamadığını da önemle vurguluyoruz.

Bu yüzden bölge, il ve ilçeler düzeyinde valilik ve üniversitelerden köy muhtarlarına kadar her kurumun, ticaret/sanayi odaları, iş dünyası dernekleri ve büyük şirketlerden en küçük sivil topluma kadar her girişimin ve tek tek her bir bireyin önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Bütün bu aktörler bulundukları bölgenin sahip olduğu kaynaklarını değerlendirmeye, yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyi ve yaşam kalitesini artırmaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya ve böylece hem bölgesel hem de ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmaya azami çaba sarf etmek durumundadırlar. Teşviklerle ilgili çalışmalar ve kurumsal düzenlemeler de yerel aktörlerin çabalarını ortaya çıkarabildiği ve sonuçlarını alabildiği ölçüde başarılara katkı sağlamış olacaktır.

Doç. Dr. Şevket Tüylüoğlu

Kaynak : Ankara Strateji Enstitüsü

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir