Home / Tarih / Domates, Biber, Patates…

Domates, Biber, Patates…

Bugün kime sorsanız bu gıdalar olmadan yemek kültürü diye bir olgudan bahsedilemeyeceğini söyleyecektir size. Salçasız, acısız yemek mi olur?
Patatesin içine katılmadığı yemek var mıdır? Öyle ya, bu üçlüden herhangi biri olmadan nasıl yemek yapılır?

Madem öyle Türk ve dünya yemek kültürünün yüzlerce yıllık parçası olmalıdır bu besinler. Ama tarihe baktığımızda apayrı bir gerçekle yüzleşiriz. Mesela Fatihler, Kanuniler bugün her yemekte kullandığımız domatesi hiç tadamamıştır.

Büyük İskender patatesi hiç duymamıştı tıpkı Sezar gibi. Bugün Anadolu insanının acı biberin memleketi olarak bildiği güneydoğuda, bundan birkaç yüzyıl önce yaşayanlar insanlar hiç görmemişti biberi.

Siz domates, biber ve patates olmadan nasıl yemek yapıldığını, insanların neyle beslendiğini düşüne durun, biz bu üç besinin tarihini 3 ayrı ayrı paylaşalım sizlerle.

Domates

Azteklerin tomoti dedikleri domatesin ana vatanı Amerika kıtasıdır.
Kristof Kolomb’un Amerikayı keşfinden sonra, İspanyol gemileriyle Avrupa’ya gönderilen domatesi tüketmek, ilk başlarda zehirli sanıldığı için yasaklanmış, 1500’lü  yıllarda zehirsiz olduğu anlaşılsa da, pişirilerek ve ya kızartılarak tüketilmiş ama tadı pek beğenilmemiş, bu sebepten yaygınlaşmamış bir sebze.

Fransa ve İngiltere’de süs bitkisi olarak saksılarda yetiştirilmiş, İtalya’da ise ilaç olarak hastaların vücuduna sürülmüş. Domatesin kaderi ise 1700’lü yıllarda, Fiorentinalı bir aşçının ellerinde şekillenmiş, aşçı domatesi çiğ olarak salatasında kullanınca domatesin önlenemez yükselişi başlamıştır.

Domatesin Türk mutfağı ile tanışması ise 18. yüzyılda gerçekleşmiş, ancak Anadoluya gelen bu domatesler, bugün bildiğimiz boyutlardaki domatesler değil,dolması, çorbası zeytinyağlısı yapılan kiraz domates dediğimiz küçük domatesler.

İlerleyen zamanlarda ise malumunuz, domates yemeklere tat vermesi için kullanılmaya başlanmış, salçanın yaygınlaşmasıyla da Türk mutfağındaki neredeyse her yemekte kendine yer bulmuştur.

Biber

Biberin  ana vatanı Güney Amerikadır, bugünkü Meksika, Şili ve Peru’nun olduğu bölgelerde yaşayan Azteklerin yazıtlarında da bu bitkiden beiberaxql” olarak  söz edildiğine rastlanmıştır.

Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb’un gemisiyle birlikte Avrupa’ya getirilen biber, buradan Anadolu ve Hindistan’a ulaşmış ancak Osmanlı Mutfağı ile  16 – 17. yy da buluşabilmiştir.

Patates

Patatesin tarihi aslında insanlığın açlık yıllarının, hayatta kalma mücadelesinin, kuraklığın tarihidir.

Patatesin ilk yetiştirildiği yer bugünkü  Peru‘dur. İspanyol istilacılar da Peruyu işgal ettiklerinde patatesle tanışırlar ve bu bitkiyi İspanya kralına takdim ederler. Ancak  kralın pek hoşlanmadığı bu bitki  pek rağbet görmez. Sadece hayvanlara yem olarak verilmesi için yetiştirilir.

Britanya Adasında ise çok farklı bir tablo görülür. İngiliz soylusu Sir Walter Religh, patatesi İngiltere’ye getirmiş, halkta bu yeni besin kaynağına ciddi bir ilgi göstermişti.  Ancak patatesin yaygınlaştığında takvimler 18. yüzyılın ortalarını gösteriyordu.

Fransız ordusunda subay olan kimyacı Antoine Agustine Parmentier‘in yaptığı araştırmalar, patatesin sağlığa yararlı olduğuna dair yayınladığı yazılar, Fransız ihtilali sırasında yaşanan açlıkla birleşmişti. Halk yiyecek ekmek bile bulamazken hayvanlara verdiği patatesin çok sağlıklı bir besin olduğuna daha çabuk ikna olmuş ve patatesin tüketimi önce Fransa’da daha sonra da Tüm Kıta Avrupa’sında yayılmıştı.

Yine bu yıllarda baştan beri patates tüketiminin çok yoğun olduğu İrlanda’da, patates bitkilerinde buluşan bir hastalık sonucu üretim çok azalır, açlık baş gösterir. 1 milyona yakın İrlandalı açlıktan yaşamını kaybederken, 1 milyonun üzerinde İrlandalı ise Amerika’ya göç etmek zorunda kalır. Bu göç dalgası patates üretiminin olmadığı Kuzey Amerika topraklarını da patatesle tanıştırır.

Osmanlı topraklarında ise 1850’li yıllarda egzotik bir yiyecek olarak İstanbul’da satılmaya başlanan patates, 1890’ların sonunda iyice tanınır olmuştur. Bu tarihe kadar patates üretimi yapılmayıp ithal edilse de ithalatın büyük bir yük oluşturmaya başlaması ile, ilk defa 1895 yılında Sakarya Nehri vadisinde üretimi başlamıştır. 1910 yılında, Marsilya’dan sağlam hastalıksız tohumlar getirilmesi ile patates üretimi Anadolu topraklarına yayılmıştır.

Kaynak: http://bugraderci.blogspot.com

Dünyalılar

 

Rastgele Haber

Bir kenti hayata döndüren müzik

Bir kenti hayata döndüren müzik: Leningrad Senfonisi II. Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir