Home / Çevre / Dünyanın suyu nasıl şirketlerin oldu?

Dünyanın suyu nasıl şirketlerin oldu?

Dünyanın suyu nasıl şirketlerin oldu? Dünyanın suları ve ekilebilir topraklar aynı merkez tarafından nasıl ele geçiriliyor…

“Önce kravatlı, çantalı insanlar geldiler ciplerle. Gizli gizli çalıştılar. Jandarmayı çağırıyoruz gelmiyor. Çok zoruma gitti, aldım baltayı, nacağı elime…”

Water-Wars-Logo

Araştırmacı Erhan Ünal, tarım ve gıda konusundaki çarpıcı yazılarının ardından bu kez de dünyanın dört bir yanında sürdürülen su savaşlarını yazdı. 

İşte suyun devletler eliyle küresel şirketler tarafından nasıl gasp edildiğini ve yeryüzünün kaynaklarını kullanarak küresel diktatörlüğün adım adım nasıl inşa edildiğini gözler önüne seren çarpıcı yazısı…

NEHRİ TELLE ÇEVİRİP ETRAFINA ÖZEL GÜVENLİK KOYDULAR

“Yer, Hindistan. Federal Eyaleti Chhattisgarh’da Sheonath Nehri. Bilindiği gibi Hindistan kırsalında yaşayan halkın yaşamında, nehirlerin yaşamsal önemi vardır. Yüzyıllardır yakındaki nehrin suyunda yıkanılır, onun suyundan içilir, balık tutulur ve yemek pişirilir. Doğal olarak da bahçeler ve tarlalar da yaşadıkları bölgedeki o nehirden sulanır. Chhattisgarh Federal Hükümeti 1998 yılında nehrin 23.6 kilometrelik bölümünü Radius Water Limited’e 22 yıllığına kiralar. Radius Water Limited suyu nehrin iki yakasındaki endüstri tesislerine satmak istemektedir. Radius halkın nehirden su almasını yasaklar. Bununla da yetinmez nehri her iki kıyısı boyunca kafes telle emniyet altına alır. Nehir boyunca güvenlikçileri görevlendirir. Genelinde suyu bol bir bölge olan Chhattisgarh’da halk, kelimenin tam manasıyla susuzluktan kıvranmaktadır. Çevre köyler durumu protesto eder, hükümete şikâyetlerde bulunur fakat netice alamaz. Sonunda protestolar sertleşir ve sert çatışmalara döner. Hükümet, 2003 yılında kararı geri almak zorunda kalır. (1*)

2

2 DOLAR KAZANAN HALKTAN 445 DOLAR SU BAĞLAMA PARASI İSTEDİLER

Yer, Bolivya. Uluslarüstü ‘su konzern’leri (holdingler) Bolivya’da iş başındadırlar. ABD’de yerleşik ‘Bechtel’, Cochabamba şehrinin su dağıtım sistemini almıştır (özelleştirilmiştir!). Daha baştan su fiyatlarını öylesine arttırmıştır ki halkın önemli bir bölümü için faturaların ödenmesi imkânsızdır ve bu durum sonuçta susuz kalmak demektir. Halk önceleri barışçıl bir şekilde protesto eder. Fakat polisin sert müdahalesi ile olaylar çığırından çıkar. Ülkenin başkanı olağan üstü hal ilan edip halkın üzerine askeri sürer. Ölenler ve yüzlerce yaralı vardır. Lakin çatışmalar Bechtel için rahatsızlık verici boyutlara vardığından (!), Bolivya’yı terk etmek zorunda kalır. Yaşananlar 2003 yılında El Alto’da tekrarlanır.

Bu kez sahneye başka bir uluslar üstü kuruluş ‘Suez’ çıkar. Fakir halkın günlük, 2 dolar kazandığı şehirde su bağlanma parası olarak 445 dolar talep eder. Protesto ve çatışmalar bu kez uzar. Suez’in yanında Dünya bankası ve ‘Alman Teknik İşbirliği Cemiyeti’ (GTZ) sahneye çıkarlar. Özelleştirmelerin devamı ve genişletilmesi yönünde baskılar arttırılır. Şimdilik halkın direnişi 2006 da hükümetin düşmesi ile sonuçlanır. Yeni başkan Güney Amerika tarihinde ilk defa bir yerli (indigen) olan Evo Morales’tir. Özelleştirme anlaşmaları iptal edilir.(2*-1)

1

ÖNCE KRAVATLI, ÇANTALI İNSANLAR GELDİLER, ALDIM NACAĞI ELİME…

Yer Türkiye. Doğu Karadeniz vadileri… Görmemiş olana anlatması zor doğa güzellikleri diyarı. Doğanın kendi kendine hayran olduğu bu benzersiz vadilere birileri gözünü dikmiş. Hidroelektirik Santralleri kuracağız; şehirlerin, fabrikaların, enerjiye ihtiyacı var. Enerji olmadan kalkınma olmaz diyorlar. Söylemedikleri ise, gözlerini aslında suya dikmiş olmaları. Suyu paraya çevirip küresel merkeze pompalayacaklar. Bütün bölgeyi planlamışlar, hesaplamışlar ve binbir oyun ve çakallıkla insanların ve diğer tüm canlıların elinden yaşam ortamını çalmakla meşguller.

Hürriyet’ten bir alıntı: “Sinan Akçal 54 yaşında. 14 HES projesinin olduğu, mücadelenin çok sert geçtiği, mahkemelerin peş peşe durdurma kararları verdiği Çayeli Senoz Vadisi’nde yaşıyor. Ortaokul mezunu bir çiftçi: Önce kravatlı, çantalı insanlar geldiler ciplerle. Ellerinde cihazlarla ölçüm yaptılar. Nabız yokladılar, son derece saygılılardı, köyünüze baraj yapılsa istihdam sağlanır filan… Korkut Özal oğluyla geldi, derelerin kullanım hakkını alıp sattı. Bizim eski muhtara dört katlı bina yaptılar, anahtar teslim. 10 bini bir arada gören yok, insanlar arazisini satıyor, kandırdılar bizi. Fitne sokup birbirine düşürdüler insanları. Bir eylem yaptım, HES karşıtlarını topladım. Şirket eski muhtarla adamlarına, ‘Biz HES istiyoruz’ pankartı açtırıp eylem yaptırdı. Mahkeme yürütmeyi durdurdu, onlar durmadı, gizli gizli çalıştılar. Jandarmayı çağırıyoruz gelmiyor. Çok zoruma gitti, aldım baltayı, nacağı elime, kovalamaya başladım bu adamları…”(6*)

Nacakla nöbet tutarak HES şirketine karşı sularını korumaya çalışan Rizeli Sinan Akçal, Gezi eylemlerine de destek vermişti.

3

TÜM DÜNYADA AYNI ANDA DÜĞMEYE BASILMIŞ GİBİ…

Sanki birileri gizli bir düğmeye basmış gibi, üç beş uluslar üstü konzern tüm dünyada ve aynı zamanda, su kaynaklarının yönetimini ele geçirme savaşına girişmiş durumda. Savaşın ilk safhasında sahnedeki aktörler yerli girişimciler olabiliyor. Halk ile sorunları onlar göğüsleme durumunda; ayrıca halkın reaksiyonunun yüksek olduğu bu hassas safhada yabancıların ortada fazla görünmemesi taktiksel açıdan daha uygun bulunmakta. Daha sonra finans dünyasının kurallarına hakim dev kuruluşlar bu yerli “girişimcilerin” ellerindeki su kaynaklarını kolayca toplayabiliyorlar. Süreci biraz daha irdeleyerek yakından görelim.

su

KÜRESEL OLARAK MUTLAK HÂKİMİYETE ULAŞMADA SON AŞAMA

Su hak mıdır, ihtiyaç mı?
Pek çok insanın üzerinde uzun boylu düşünmeye gerek görmeden cevap verebileceği basit bir soru gibi görünse de bu sorunun ardında, sonuçları insanlık ve tüm doğa açısından felaketle bitecek bir oyun gizlenmekte. İnsanlık; ne kurallarını belirlemede, ne de sürecin içerisinde yer alıp almama konusunda hiçbir girişimi olamadan, bu karanlık oluşumun sonucuna katlanmak durumunda kalacaktır.

Su, “yaşamsal bir hak” olarak görüldüğünde, bütün canlılar (ve tüm doğa) için dokunulmaz dır. Doğada var olan hiç bir canlının suya ulaşma hakkı kısıtlanamaz. Kısacası su hakkı, kutsaldır!

Eğer su “ihtiyaç” olarak nitelendirilirse, bakış açısı değişmektedir. İhtiyaç; insanlar için para ile elde edilebilecek bir şeyi, yani satın alınabilir bir nesneyi ifade eder. Evrensel bir hak olan suyun, ihtiyaç olarak tanımlanmasıyla, ticari bir meta haline getirilmesinin ve buna bağlı olarak da var olan hâkim ekonomi sistemi içerisinde, kitlesel olarak alınıp satılmasının önü de açılmış olmaktadır.

Suyun, 2000 yılında Den Haag’daki “2. Dünya Su Forumu”unda ticari bir meta olarak nitelendirilmesi, müthiş küresel bir bürokratik mekanizmayı harekete geçirmiş ve bu yapı dünyamızdaki yaşamı bir daha geri getirilemeyecek şekilde değiştirmeye başlamıştır. Konu, hiç de bir kelime oyunu olarak görülemeyecek kadar ciddidir ve tüm yaşam için boyutları önceden kestirilemeyecek olumsuzluklar içermektedir.

Yazının devamını için: http://dunyalilar.org/dunyanin-suyu-nasil-sirketlerin-oldu-2.html

 

Rastgele Haber

Mercanlar artık rengarenk değil

Ekolojik dengesizlik mercanları da etkiledi, artık rengarenk değiller… Sen tut 400 milyon yıl boyunca her …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir