Home / Kültür-Sanat / Eğer Bir Ağaç Devrilirse

Eğer Bir Ağaç Devrilirse

Daniel McGowan Brooklyn doğumlu, orta sınıf ve apolitik bir aileye mensup, üniversite yılları esnasında katılım göstermeye başladığı bir ekoloji derneğiyle beraber yavaş yavaş öfke ve adalet duygularıyla güdülenmeye başlayan bir genç. Kendisini 1999’da ülkenin kuzeybatı ucundaki Oregon eyaletinin Eugene kasabasına ve çeşitli kundaklama eylemlerine sürükleyen süreç, yönetmen Marshall Curry’nin Oscar adayı belgeseli ‘Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikâyesi’nde terörizm konusuyla yan yana irdeleniyor.Eğer Bir Ağaç Devrilirse

Earth Liberation Front (ELF), 1990’larda doğa saldırılarına karşı sivil itaatsizlik eylemleri düzenleyen aktivist bir örgüt. Ortaya koydukları eylemler ise çoğunlukla slogan atmak, kendilerini ağaca zincirlemek ya da oturma protestoları gibi barışçıl eylemler. Bu barışçıl mücadele anlayışına karşı inancın sarsıldığı olay ise Symantec şirketi için bir otopark yapılması amacıyla kesilecek tarihi ağaçların korunmasına yönelik bir eylem oluyor. Sabah erken saatte ağaçlara tırmanan aktivistler, polisin acımasız biber gazı saldırısına ve şiddetli dayağa maruz kalıp tutuklanıyor. Bu olay bölgedeki çevreci hareket için radikalleştirici bir kırılma noktası. McGowan da bölgeye böyle bir ortamda geliyor ve başka türlü direniş pratikleri geliştirmek isteyen çevrecilerin arasına dâhil oluyor. Amaç kerestecilik ya da et kesimi gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere zarar vermek.

Bu şirketlerin tek güdüsünün para olduğu fikrinden hareketle mülk saldırıları düzenlenmeye karar veriliyor ve 1996’da yakılan iki Orman Hizmetleri istasyonu sonrası, kereste fabrikaları, cip satıcıları ve orman arazisini yok eden bir kayak merkezi gibi hedeflerde kasıtlı yangınlar çıkarılıyor. McGowan bu eylemlerin bir kısmına gözlemci, bir kısmına da bomba yerleştirici olarak katılıyor. ELF, merkezi bir liderliği olmayan, birbirinden bağımsız ve otonom hücrelerden oluşan bir örgüt olduğundan kundaklama vakaları ülkenin dört bir yanına yayılıyor ve Bush yönetimi tarafından ABD’nin en büyük yurt içi terör örgütü olarak isimlendiriliyor.

İlgili bölümü izlemek için:

McGowan’ı hareketten uzaklaştıran unsur, yanlış giden iki eylem. Birincisi, Washington Üniversitesi’nde hayvanlar üzerinde etik dışı deneyler yapılan bir laboratuvara yapılan saldırıda kütüphanenin yanması. İkincisi ise genetiğiyle oynanmış tohumlarla üretim yapıldığı düşünülen bir çiftliğe yapılan saldırının yanlış istihbarata dayandığının ortaya çıkması. McGowan yaptıkları eylemlerin esas mesajı gölgelediğini ve çevre hareketinin meşruiyetini yok etmeye başladığını düşünüyor ve bazı aktivistlerin insanları da hedef almayı telaffuz ettiğine tanık olunca New York’a geri taşınıyor.

Bu noktada dönemin siyasal ve sosyal arka planını unutmamak gerekli. 1999, yine ülkenin kuzeybatısında bulunan Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü toplantısı esnasında şiddetli sokak çatışmalarının yaşandığı sene. Aktivistliğin önem kazandığı, insanların sokağa çıkarak bir şeyleri değiştirebileceklerine inanmaya başladıkları bir dönem. Aynı zamanda 2001’deki Dünya Ticaret Merkezi saldırısı ile terör kavramının devletlerin bir numaralı fetişi haline geldiği zamanlar. ABD kundaklama eylemlerini ekolojik terör olarak isimlendirmekte zaman kaybetmiyor ve FBI kararlı bir şekilde olayların faillerini yakalamak için çabalıyor. Bir ipucu, bir işbirlikçi derken olaylar çorap söküğü gibi ilerliyor ve ülke genelinde yapılan eş zamanlı baskınlardan birinde McGowan da çalıştığı ofiste yakalanıyor. Hakkında istenen hapis cezası anti-terörizm kanunları çerçevesinde 300 seneden fazla. (Mahkeme sonucu McGowan yedi sene hapis cezası aldı ve şu an terörizm suçlusu sayıldığı için dış dünyayla irtibatının çok zayıf olduğu bir federal hapishanede).Eğer Bir Ağaç Devrilirse1

 

Belgeselin düşündürdüğü en can alıcı soru ise terörizmin ne olduğu.

Yüzlerce kundaklama eylemi yapan ancak aldıkları önlemler ve kullandıkları taktikler sayesinde kimsenin burnunun kanamasına sebep vermeyen bir örgüt terörist midir?

Eğer kanunlar siyasi kariyerlerin inşası için araç olarak görülüyorsa ve devlet görevlileri şirketlerin kuklaları haline gelmişse, şiddet eylemlerinde bulunmak terörizm midir?

Atılan çığlıklara kulaklar kapanıyor ve tepkiler acımasız bir şekilde susturuluyorsa kanunların içinde kalarak anlamlı bir mücadele verilebilir mi?

Barışçıl bir şekilde oturma eylemi yapan birinin üzerine biber gazı sıkan polisin yaptığı da bu tanıma uymuyor mu?

Maaşa bağladıkları politikacılar vasıtası ile kolluk güçleri üzerinde etki sahibi olan ve toplumun kolektif bir şekilde sahip olduğu kaynakları zapt eden şirketlerin yöneticilerinin yaptıkları da korkutmak ve yıldırmak değil mi?

Bu sorular daha da arttırılabilir, bazı tanımları tekrar sorgulamak gerekir, ne dersiniz?

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Demiryolu Çocukları

Demiryolu bize özgürlük duygusu veriyordu, çünkü raylar hep uzaklara akıyor, düşlerimizi birlikte götürüyor ve uzaklara …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir