Home / Genel / Erdoğan direksiyonu Çin’e mi kırıyor?

Erdoğan direksiyonu Çin’e mi kırıyor?

ERDOĞAN DİREKSİYONU ÇİN’E Mİ KIRIYOR?

Türkiye uzun mesafeli füzeler, hava savunması gibi unsurlardan oluşan dev askeri ihaleyi Çinli bir firmaya verdi. T-Loramids kod adlı 4 Milyar dolarlık ihaleyi, 1 milyar dolarlık indirimle Çinliler 3 milyar dolara yapacak.

Çinliler sistemleri teslim etmenin yanı sıra, Sabiha Gökçen Havaalanı’nın yanına dev bir teknoloji parkı kuracaklar ve uzun mesafeli füze-hava savunma sistemleri alanında Türkiye’ye teknoloji transferi yapacaklar.

Dev ihaleye, Çinli devlet firması CPMIEC’in FD-2000 sisteminin yanı sıra, Amerikan Raytheon ile Lockheed Martin şirketlerinin ortak yapımı Patriot, Fransız-İtalyan ortak şirketi Eurosam’ın SAMT/T sistemi bazlı Aster 30 ve Rus devlet şirketi Rosoboronexport’un S-300 sistemleri katıldı.
Amerikan şirketinin güvenlik riski nedeniyle teknoloji paylaşımına sıcak bakmaması, Avrupalıların teklifinin pahalı olması, ihaleden elenmelerinde temel neden oldu. Rus tarafı ise Rusya’nın Suriye’ye verdiği destek ve Suriye füze sistemlerinin mimarı olmasından ötürü, siyasi nedenlerle ihale dışı bırakıldı.

NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’nin kendi askeri teknolojisini üretme arzusu Çinliler’in seçiminde etkili olurken, diğer yandan NATO’nun patronu ABD, ihalenin Çinli bir firmaya gitmesinden son derece rahatsız. Üstelik ABD, Çinli CPMIEC firmasını, İran, Kuzey Kore gibi ülkelere askeri teknoloji transferi yaptığı için, kara listeye almış durumda.

Batı tarafından terorist sınıflamasında yer alan ülkelere yardım eden bir şirkete hava savunmasını teslim eden Türkiye’nin bu kararına ABD’nin nasıl bir tepki vereceği henüz belirsiz.

FD-2000 teknolojik açıdan Amerikan Patriot füze sistemine şaşırtıcı derecede benziyor. Hatta bu benzerliğin, Çinlilerin bu teknolojiyi Amerikalılar’dan hacklediği söylentilerine yol açtığını ekleyelim.
FD_2000’in kağıt üzerinde teknolojik olarak mükemmel durmasına karşın, henüz bir savaşta test edilmemesi sistemle ilgili en büyük soru işareti. Çin hükümetinin, belki de bu sistemi gerçek bir savaşta denemek ve elde edeceği datalara göre teknolojisini güncellemek amacını da –açıkça olmasa da- taşıyor olması muhtemel. Çin açısından bu ihale, dolaylı olarak Pekin’e yönelecek uzun erimli füzeler için de test anlamına geliyor.
Fiyat, teknoloji paylaşımı gibi unsurlar açısından bakıldığında Erdoğan’ın seçimi akılcı gözüküyor. Ama bir yanıyla da Türkiye’nin NATO ve ABD’ye askeri bağımlılığı açısından bu karar bir kırılma noktası. Üstelik halen altı Amerikan Patriot bataryasını topraklarında barındıran Türkiye’nin bu kararının Suriye iç savaşının ortasında gelmesi, ABD’ye ve NATO’ya bir tür meydan okuma anlamına da geliyor. Her zaman NATO’nun en sadık müttefiklerinden biri olarak addedilen Türkiye, ilk defa NATO’nun iradesine karşı geliyor.
İki yıldır Esad rejiminin bir an önce devrilmesini isteyen Başbakan Erdoğan’ın, ABD’nin Suriye ile ilgili müdahale isteksizliğinden ötürü son derece hayal kırıklığına uğramış olması da işin başka bir cephesi.

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik agresif tavrının, aynı zamanda Suriye’den gelebilecek bir kimyasal saldırı tehdidini de hep canlı tuttuğunu bir köşeye yazmak lazım. Ayrıca, Türkiye’ye yerleştirilen NATO anti-füze savunma sistemlerinin (Patriot) etkinliği konusunda da ciddi şüpheler var. Bu konunun uzmanlarından Sait Yılmaz, Today’s Zaman’a yaptığı açıklamada Patriot’ların Suriye’den yöneltilecek kısa mesafeli füzelere karşı etkin olamayacağını ileri sürüyor ve Türkiye’ye yerleştirilen altı Patriot bataryasının NATO’nun Türkiye’ye sembolik bir desteğinden öteye geçmediğini söylüyor. Diğer yandan, Suriye aslında Türkiye’nin füze savunma oyununda minör bir role sahip. Türkiye asıl tehdidi İran’ın uzun menzilli füzelerine karşı hissediyor.

İhale kararının arkasında yatan nedenleri derinlemesine anlamak için 2011’e geri gitmek gerekiyor. 2011’de Obama yönetimi, Türkiye’nin NATO/ABD balistik füze sistemindeki rölünün sadece Malatya’da kurulacak bir radar istasyonuyla sınırlı olduğunu açıkladı. Tabii, radar istasyonunun temel işlevi İran’ın nükleer ve askeri haraketlerini izlemekti. İran, kendisini izlemeye yönelik bu istasyonla, Türkiye’nin İran tehdidine karşı kendi kaderine terkedildiği şeklinde sert bir açıklama yapmaktan geri kalmadı. Daha da geriye, 2006’ya gidersek, Türkiye’nin ABD ile sürtüşmesi netleşiyor. 2006’da Türkiye 50 saldırı amaçlı helikopter için ihale açtı. ABD şirketlerinin spesifik yazılım kodlarına israrla erişim isteyen Türkiye, güvenlik riski nedeniyle ABD tarafından reddedilince, 3 milyar dolarlık proje bir İtalyan firmasıyla ortaklaşa yapıldı.
İşte, son iki yıldır tartışılan ihale sürecinde, Türkiye’yi FD-2000 sisteminin satın alınmasına getiren dinamikler böyle işledi. Türkiye böylece, radar istasyonunda NATO ile beraber hareket ederken, Çin füze sistemi ile de NATO’lu olmayan, İran açısından daha az rahatsız edici olabilecek bir stratejiye oynuyor. Rusya’nın BM yaptırımları nedeniyle İran’a S-300 sistemini vermekten vazgeçmesi ve İran’ın da FD-2000’i değerlendirmeye alması işi daha da ilginç hale getiriyor.

Çin füze sisteminin NATO’nun mevcut sistemleriyle uyumsuz olabileceği tehlikesine dikkat çekenler, yine NATO’ya bağlı Yunanistan’ın Ruslardan satın aldığı S-300 sistemini sorunsuz bir şekilde entegre ettiğini gözden kaçırıyorlar. Uzmanlar işin bu kısmının ek yazılımlarla çözülebileceğini söylüyor. Erdoğan bu adımıyla kendisini savunmaya (Suriye’ye) isteksiz ve yakın tehlikelere (İran) açık bırakan NATO veya ABD’den bağımsızlaşmak istediğini açıkça gösteriyor.

Askeri taraf böyleyken, AB’ye tam üye olma düşünü de bir kenara bırakan Erdoğan, artık Türkiye’yi Orta Doğu’da Avrupa’nın ön cephesi olarak konumluyor ve kendi savunma sistemlerine sahip olarak İran ve Suriye ile ilişkilerini ikili bir eksene çevirmek istiyor. Tabii, Çin de bu hamlesiyle Türkiye’nin NATO’nun füze sistemine entegrasyonunu engelliyor ve belki de orta dönemde siyasi olarak Avrupa’nın ve Orta Doğu’nun ön kapısını kendine yakınlaştıracak bir satranç oyununda taşları sabırla oynuyor.

Direkt Amerikan çıkarlarını karşısına alan stratejik bir adım atıyor Türkiye.

Ancak bu ihale bir savunma teknolojisi satın almanın teknik analizinin ötesinde, Türkiye’nin siyasi yörüngesini de yakından ilgilendiren bir sürecin kapılarını açacak anlamları taşıyor. Erdoğan’ın bir süredir, Batı’nın dışında Çin ve Rusya eksenli otoriter bir dünyaya yönelebileceğinin işaretlerini vermesi önceleri pek ciddiye alınmamıştı. Şimdi, ABD’nin ve NATO’nun süreçteki yanlışlarla dolu payının inkar edilemeyeceği, bu askeri adımın siyasi açılımları da gündeme getirebileceği bir döneme giriyoruz.

Gezi direnişleri sırasında önce Batı’yı direkt, sonra ABD’yi dolaylı olarak karşısına alan Erdoğan, Türkiye’yi bambaşka bir yöne götürebilecek bir yolculuğun altyapısını mı oluşturuyor? Giderek otoriterleşen rejim, liberal Batı’dan vazgeçerek otoriter bir dünyaya doğru mu yelkenlerini açmanın hesabını yapıyor? Acaba Erdoğan’ın demokratik dünya açısından sağduyudan uzak bulunan Gezi’deki otoriter tavrı, önceden tasarlanan bir sürece yönelik bilinçli bir tutum muydu?

Üzerinde durulması, tartışılması gereken, Türkiye’nin yeni bir yöne girebileceğinin belki de en somut adımıyla karşı karşıyayız.

Dünyalılar

Rastgele Haber

Öldürmenin “Kutsallığı” Üzerine

Yine bir Kurban Bayramı yaklaşıyor. Yine her yer kan gölüne dönecek. Yine nice hayvan acemi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir