Home / Güncel / Erdoğan ve Macbeth Arasındaki Benzerlik

Erdoğan ve Macbeth Arasındaki Benzerlik

Erdoğan’ın tercihi kendi trajedisine gidecek yolu mu açıyor? Gelin, Macbeth’in trajedisini hatırlayalım…

macbeth1Dünya toplumsal mücadeleler tarihinin en büyük olaylarından birini yaşıyoruz. Türkiye açısından yepyeni bir durumla karşı karşıyayız. İlk elden söylenebilecek her şey yazıldı, söylendi. Üzerine araştırmalar yapılacak, tezler ve kitaplar yazılacak elbette. Bununla birlikte yepyeni olan bir diğer şey ise, protestonun dile geliş biçimleri.

Mizah ve esprinin ölçüsü, tüm iktidarı kendi şahsında toplamış olan Tayyip Erdoğan’ın hiç de dokunulmaz olmadığını gösterdi.  Etrafındaki herkesin korkusundan söz söyleyemediği bir kişiliğe entelektüel zekanın toplumsal olarak uygulanması, Weber’in karizmatik lider tanımlamasına yerleştirilen Erdoğan’ı fena hırpaladı.Toparlanması pek mümkün görünmüyor.

“Ben kamyonu sürdüm Leonardo da vinci” esprileriyle beynimizde kısmi felç etkisi yaratan bakanlardan oluşan heyetin ise, kendisine hayat öpücüğü vermesi ihtimal dahilinde bile değil. Doğal sınırlarını düşündüğümüzde, buna üretilen cevabın ne olduğunu zaten görüyoruz. Zor, şiddet, tehditler ve yalanlar…

MACBETH İLE ERDOĞAN’IN ORTAK ÖZELLİĞİ

Peki, Erdoğan’ın bu tercihi kendi trajedisine gidecek yolu mu açıyor? Evet, Macbeth’in trajedisini hatırlamamak mümkün değil.

Konu malumumuz. Bir savaşta büyük başarı gösteren Macbeth, diğer İskoç soylusu Banquo ile gezinirken gelecekten haber veren cadılarla karşılaşır. Cadılardan ilki Macbeth’i Glamis beyi, ikincisi Cawdor beyi ve üçüncüsü ise kral diye selamlar. Banquo’nun ise kraliyet hanedanına babalık edeceğini söylerler. Oysa ortada bir sorun bulunur. Macbeth, hali hazırda Glamis beyidir zaten, ancak; Cawdor beyi hayattadır hala ve geleceğin kralı olmak. Ne kelime! Lakin, cadıların ilk kehaneti tutar. Cawdor beyi savaşta Norveçlilerle girdiği işbirliği sonucunda idam edilir. Macbeth, Cawdor beyidir artık. Ve işte krallığa gidecek o ilk dürtü Macbeth’te yeşerir. Kral olma hırsı, Macbeth’in aklına yavaş yavaş hakim olmaya başlar. Cadıların kehanetini Lady Macbeth’e anlatır. Onu da kraliçe olma hırsı sarmıştır. Macbeth’in izleyeceği yolu ise şu ibretlik sözlerle ifade eder;

“Glamis beyi dediler oldun, Cawdor beyi dediler, oldun; öbür dediklerini de olursun… Yükselmek istemesine istiyorsun; içinde hırs yok değil; taş gibi de bir yüreğin olmalı yanında, o yok sende… Hem dalavere yapmayacaksın, hem de hakkın olmayan tahta oturacaksın.” (Shakespeare; Macbeth; İş Bankası Kültür Yay.; s.18)

Bu andan sonra Macbeth’in adeta canavarlaştığına tanık oluruz. İskoç kralı Duncon korkunç bir şekilde öldürülür, çocukları kendi canlarının da tehlikede olduğunu sezerek kaçarlar ve taht Macbeth’e kalır. Banquo’yu da öldürerek iktidarda tekleştiğini düşünen Macbeth, kötülüğün pençesine düşerek entrikalarını acemice devam ettirir. Gücünü ve kendine güvenini cadıların kehanetinden alan Macbeth, tekrar cadılara gider. Cadılar, bir diğer soylu olan Macduf’a dikkat etmesini söylerler. Macbeth, haksızlık ve zorbalıkla dolu, yalnızlığa itilmiş bir yolu seçmiştir artık. İktidarının devamı için kan dökmeye, entrika çevirmeye mecburdur. Macduff’un karısı ve çocuklarını öldürtür. Macduff, taarruza geçer. Sonunu ise biliyoruz. Macbeth, tatminsizliğin ve tutkularına ulaşabilme arzusunun bedelini öder. Entrika ve zorbalıkla iktidarda tutunmanın mümkün olmadığı görülür.

Şimdi gelelim bizim meselemize. “Bu dünyanın gördüğü en muhteşem, en büyük, en karizmatik lideri” pohpohlamalarının ardından uzlaşmaya yanaşmak zaten pek olasılık dahilinde olamazdı. Her yandan saçan kibir ve vasat olana istenen ayrıcalık, kendisini tehdit ve yalanlarla takviye ediyor. Ancak, vicdan ve özgürlük arayışı üzerinden yarılmış bugünün Türkiye’sinde artık başka gerçekler var: “Öyle büyük bir yalan söyle ki herkes inansın” sözünün bu toplumda artık bir karşılığı yok. Bozulan ezberlerin 60 yıllık anti-komünist milliyetçi-muhafazakar söylemlerle ikame edilmesi mümkün değil. Girişilecek yeni komplolar, tiranlığa gidecek yolun dolayımsız görünümleri olmaktan öte bir anlam taşımayacak. Ve iktidarı korumak için girilecek olan entrika ve zorbalık dolu yoldan çıkış olmadığı anlaşılacak.

Taylan Karslı/ Odatv

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir