Home / Arka Bahçemiz / Erkek Dediğin

Erkek Dediğin

Ataerkil toplumların en önemli sorunu şüphesiz ki, toplumsal cinsiyet ayrımcılığıdır. Erkek egemen bir şekilde yönetilen her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de bu sorun en acı halleriyle var olmaktadır. Bu sistemi değiştirmek için kadınların çabalarının yanında bu sistemin kaynağı olan erkekler de kendilerini değiştirmeliler ve yaptıkları hataları görmeye başlamalılar.çocuklarınıza istemedikleri şeyleri vermek

İlk eğitimlerini ailelerinden alan bireyler, henüz farkına bile varmadan ataerkil düzenin kurallarını öğreniyorlar. Toplumun onayladığı şekilde yaşamayı seçip, verilenin ötesinde olan şeyleri öğrenmeye çalışmadıklarında da hayatlarını bu kurallar içerisinde yaşıyor ve yine bu yapının getirdiği kaba kuvvetle farklı düşünceleri ve kadınları sindiriyorlar. Çocuk büyürken onun için anne kadın, baba erkek modeli oluyor. Ailede yaşanan ve genellikle kadının aşağılandığı, erkeğin baskın olduğu kavgalar, babanın kullandığı cinsiyetçi söylemler, annenin belki korkudan belki doğru olduğunu düşündüğü için gerçekleşen kabullenişleri, çocuğun kadın erkek ilişkilerinde erkeğin daha güçlü olduğunu düşünmesinin başlangıcı oluyor.

“Göster amcalara pipini” ile başlayan, sünnet ve ardından gelen merasimlerle devam eden, sonrasında yine bu sistemin içinde harmanlanan eğitim kurumlarında gerek öğretmenleri gerekse çevresinde kendisiyle benzer durumdaki yaşıtlarıyla olan ilişkileri bu düşüncenin artık normal olan, doğru olan düşünce olarak anlamlandırılmasını sağlıyor. Erkek çocuklarının “penis=güç” ilişkisi ergenlik döneminde daha da tırmanışa geçiyor. Bu çocuklar “penisleri=güçleri” için yaşıyor ve erkeklik taslama derdine düşüyorlar. Ailedeki erkekler tarafından takdir gören sokak kavgalarıyla, edilen küfürlere alınan “aferin”lerle sağlamlaşan erkek adam modeli ilk kız arkadaşlarından başlayarak kadınlara karşı saldırıya geçip kendi düşüncelerini uygulamaya, uygulatmaya koyuluyor.

Az biraz kendini geliştirmiş olanda, hatta kendince çok kültürlü olanda da bu durum söz konusu. Çünkü, artık her yanlış çoktan normalleşmiş oluyor. Bu algı toplumda o kadar normalleşmiş ki, yaptıkları hareketlerin çoğunu farkına bile varmadan yapıyorlar; ettikleri küfürleri, yaptıkları “karı-kız” muhabbetlerini. Hiçbirini bağdaştıramıyorlar bile cinsiyetçilikle. Erkek olmak ve bununla övünmek, sevişmek için kadın kovalamak, kadını aşağılayan küfürler savurmak, erkek adam olmak için uğraşmak son derece doğal şeyler. Yaptıklarının yanlış olduğunu söylediğimizde cevapları “Aman sen de!” den başlayıp kişinin cinsiyetini sorgulamaya kadar uzanan bir çerçevede oluyor genelde ki, ikinci cevapları ve onun türevlerinden bu güç gösterisinin sadece kadınlara karşı olmadığını, kendi normalinin dışındaki herkese olduğunu anlıyoruz.

Erkek egemen toplumlarda, bunu kabul etmiş ve bu şekilde yaşayan bireylerin savaşlarının sadece insanlara karşı olmadığını, bunun yanında farklı gördükleri her şeyle bir savaşta olduklarını söylemek de yanlış olmaz. Sahip oldukları ya da onlara verilen kültür dışındaki kültürlere ve sanata karşı da verdikleri bir savaş söz konusu. Çok kitap okuyan birisi “inek” farklı tarzlarda müzik dinleyen bir erkek çocuğu “top”, sevmedikleri bir toplumla etkileşim halindeki sanatçı “vatan haini” gibi sıfatlarla yaftalanabiliyor.

Bu dokunun daha katı bir şekilde kendini hissettirdiği kesimlerde müzik, sinema, edebiyat ve ya başka bir sanat dalının ağza alınması bile erkeklikle bağdaşmayan şeylerden olabiliyor. Böyle bir durumda da insanları farklı düşünmeye iten sanatın yoksunluğunda, ataerkil düzene bu kadar saplanmış kitleler olası bir çıkış yollarını yine kendileri kapatmış oluyor, yani yine değişimlerini kati suretle engellemiş oluyorlar.

Bu bozuk, ataerkil yapıyı; kaba kuvvetle, hiyerarşiyle, kurnazlıkla, kendini bir şekilde haklı çıkarma çabalarıyla dolu, yüzyıllardır başımızda olan bu yapıyı yıkmak bir ütopya mı? Yoksa ütopya dedikleri şey de esasen bu yapının, başkaldırmaya çalışan insanların heveslerini kırmak adına söyledikleri bir kelime haline mi geldi?

Bu soruların cevaplarını bilmiyor olsak da yapılması gereken çok açık:”Beyinlerimizi açmak”. Bahsi geçen cümleleri, tavırları gördüğümüzde korkmadan cevap verebilmek, sesimizi çıkarmaktır. Aksi halde düşüncelerimizin pek bir değeri kalmayacak ve her şey daha kötüye gidecektir.

Çağlar Kuzucu

Dünyalılar

Rastgele Haber

Geçikmiş Bir Anadil Yazısı

Yedi yaşında okula başladığında anadili Kırmançki(Zazaca) konuşan, Türkçe’yi akıcı konuşamayıp sadece anlayan o çocuk, 40 …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir