Home / Arka Bahçemiz / Ete giren bıçak…

Ete giren bıçak…

“Dersim’in Kayıp Kızları” belgeselini izlemeyenler için bu söylenenler çok anlaşılır olmayacaktır. O belgeseli izleyenler içinse üzerinde konuşmaya bile gerek olmayacak ölçüde açık ve benzer bir hikâyeyle karşı karşıya kalacaksınız…page_bakan-sahin-kayitlarimizda-39dersim39in-kayip-kizlari39-yok_671940405

Bir mail aldım geçenlerde. “Bunu ancak size anlatabilirim.” “Buyrun” dedim “Nedir konu?”. Hiç görmediği ve babasının da kendisine hiç bahsetmediği babaannesinden bahsetti biraz. Bu meselenin kendisi için bir tabu olduğunu anlattı. Hakkında hiçbir şey bilmediği ve kimsenin de bir şeyler anlatmaya yanaşmadığı babaannesinden, babasına defalarca sorduğu sorulardan, alamadığı yanıtlardan söz etti. Kimdi bu kadın? Neden hakkında çok az şey söyleniyordu ya da susmayı tercih ediyordu insanlar. Kendisine söylenenlerden çıkardığım sonuç çok netti. Babaannesinin kökeni Dersim’di ve katliam sırasında kaçırılan, alıkonulan ve Anadolu’nun değişik bölgelerine gönderilen kız çocuklarındandı. Yazışmayı derinleştirdiğimizde babaannesinin kendisini götüren askerle evlendirildiği ve sonra da götürüldüğü yerde kaldığını anladık. Başka yerlerden duydukları da bunları destekliyordu.

Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın “Dersim’in Kayıp Kızları” belgeselini izlemeyenler için bu söylediklerim çok anlaşılır olmayacaktır. O belgeseli izleyenler içinse üzerinde konuşmaya bile gerek olmayacak ölçüde açık ve benzer bir hikâyeyle karşı karşıyaydık. Dersim Katliamı yalnızca bir katliam değil aynı zamanda bir kavimkırım olarak yeniden önümüzdeydi. Dersim Katliamı bir sözde “isyanın” bastırılması değil, bir kültürün, bir kavmin ve bir dilin sonsuza kadar yok edilmesi için gereken neyse onun yapılmasıydı. O nedenle bugün Muğla’da, Tekirdağ’da, Malatya’da Dersim’in kaybedilmiş kız çocuklarının evlatları köklerini bulabilmek için yollardaydı.

Dersim Katliamı’nın ardından dikkatimi en çok çeken şey şu olmuştur. O katliamı yaşayanlar, katliam hakkında neredeyse hiç konuşmaz, konuşmak istemezler. Bin bir zorluk ve ısrarla konuşanlar ise konuşmalarının kayıt altına alınmasından epeyce rahatsız olurlar. Hatırlamak acı verir. Hatırlamak ve yüzleşmek ete giren bıçak gibi derinlere işler. Onun acısından hatırlamaz, konuşmaz olursunuz. Dersim’in acısı da tıpkı böyle bir şey. Orada yaşanılanları okuduğunuzda ya da dinlediğinizde dehşete kapılmıyorsanız zaten sizin insanlığınız için yapılabilecek bir şey kalmamıştır. Katliama bizzat katılan subayların kendi anılarında söz ettiği “yere vurula vurula öldürülen çocuklar” eğer sizin çocuklarınız değilse söylenecek bir şey yoktur.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun İhsan Sabri Çağlayangil’le yaptığı röportajda Çağlayangil Dersim’de olan biteni net biçimde özetlememiş miydi? “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu.” Olay bu kadar netti. Devlet kayıtları bile katliamın büyüklüğü hakkında vicdanı hâlâ kararmamış olanlar için yeterince veriyle dolu. Bunlarla insanları ikna etmeye çalışmayı bile kendime zûl sayıyorum. Bütün coğrafyada ele geçen silah sayısının çoluk çocuk demeden öldürülen insanların sayısının kaçta kaçı olduğunu merak edenler araştırıp bulsun ve oturup bir daha düşünsün.

Ailelerinden koparılıp askerlere, beylere, paşalara peşkeş çekilen, küçük yaşta evlere hizmetçilik için Anadolu’nun her yerine gönderilen ya da evlendirilen, böylece “medenileştirilmeye” çalışılan Dersim’li küçük kızların, Dersim’in Kayıp Kızları’nın hikâyeleri hâlâ anlatılmakta. İnsanlar halen köklerini arıyor. Bu ülkede yaşayan büyük bir kesim için katliam hiç bitmedi. Katliam hâlâ sürüyor. Tam da bu sırada Davutoğlu Dersim Katliamı için özür diliyor.

AKP Alevi sorununu ikiye ayırıp öyle müdahale ediyor. Bir yanda rahatça at koşturup istediklerini söyledikleri Dersim, “inanç özgürlüğü”, “tekke ve zaviyeler” meselesi diğer tarafta kendileri yapamadığı için İzzettin Doğan’a yaptırtmaya çalıştıkları “Dedelere maaş”, “Cami-cemevi projesi” ve “Diyanet İşleri Başkanlığı” meselesi. Devlet Alevi sorununu çözmek istemiyor, aksine, bir sorun olarak gördüğü Aleviliği çözmek ve yok etmek istiyor. O nedenle dört elle iş başına geçmiş durumda. Dümenin başında ise 12 Eylül faşist zindanlarında devrimci kadınlara tecavüz edenleri savunan Turgut Sunalp’ın partisinin kurucu üyesi İzzettin Doğan var. Karşılarında ise hâlâ köklerini arayan Dersimliler, inançlarına sahip çıkan Aleviler. Dersim hâlâ kanıyor, Aleviler hâlâ direniyor.

Ali Murat İrat

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

siyasal islam

Siyasal İslam ve Sefalet

Siyasal İslamcılık veya olağanüstü hali olağan hale getirebilmek! Fikret Başkaya Şimdilerde devlet ve toplum, dinci …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir