Home / Arka Bahçemiz / Fransa Cumhurbaşkanı’nın aşkı ve bizim aşksızlığımız

Fransa Cumhurbaşkanı’nın aşkı ve bizim aşksızlığımız

Ben diyorum ki sana: Adam âşık…

Sen bana cevap veriyorsun: Adam cumhurbaşkanı…

Ben diyorum ki sana: Adam sırılsıklam tutulmuş kadına…

Sen bana cevap veriyorsun: Ama adam dünyanın en büyük devletlerinden birinin lideri… 

Ben diyorum ki sana: Adam belki gün içinde en kritik siyasi ve ekonomik kararları alırken bile, aklında “Akşam olsa da sevgilime gitsem” düşüncesi var…

Sen bana cevap veriyorsun: 66 milyon insanın hayatından sorumlu olan bir cumhurbaşkanı herkes gibi davranamaz, herkes gibi sevemez…

Adamın hali ortada, basın yazıyor: L’amour be! Aşk bu, aşk!..

* * *

Ah şu Fransız liderler! Siyasi mücadelelerinin yanı sıra aşk hayatlarıyla da gündem yaratan cumhurbaşkanları Valéry Giscard d’Estaing, François Mitterrand, Jacques Chirac ve Nikolas Sarkozy’den sonra, şimdi de François Hollande’la karıştı kafalarımız.

 Yıllardır gazeteci Valérie Trierweiler’le evlilik dışı birlikteliği olan Hollande, şimdi de aktris Julie Gayet’yle gizlice görüşüyormuş. Elysee Sarayı’ndan çıkınca motosikletine atlayıp kaskını taktığı gibi soluğu sevgilisinin evinde alıyormuş…

Fransa ile, Avrupa ile, dünya ile birlikte bir parça da biz anlamaya çalışıyoruz olan bitenleri. Ayıplayanlarımız da var, hoşgörenlerimiz de.

Tabii bu işin okulu ve diploması yok! Ve malum, masaya birilerinin özel hayatı yatırılınca hepimiz uzmanı oluruz gönül işlerinin. Aşkın çok da sık ve kolay yaşanmadığı memleketimizde, elimize geçirdiğimiz neşterlerle kurcalarız yabancı duyguları.

Herkese kolay gelsin o zaman. Hayat Hollande’ın hayatı; sizin sözünüz sizin; eh, benimki de benim.

* * *

Bazen sadece aşktır elinizde kalan.

Bazen o da kalmaz. Ya da hiç uğramamıştır sizin durağınıza. O zaman hiçbir şeyiniz yok demektir.

Elbette ki görüntü böyle değildir. “Toplumda bir yeriniz” olabilir. Hatta müdür bile olabilirsiniz bir yerlerde. Ya da daha mühim bir yönetici.

Aileniz olabilir. Eşiniz, çocuklarınız, başka akrabalarınız. Ve arkadaş çevreniz.

Ha, eviniz, arsanız falan da olabilir tabii. Mal canın yongası, değil mi?

“Normal”dir her şey. (Ne tuhaf bir kelime: normal!) Herkesin hayatı gibidir sizinki de. Hatta, bardağın dolu tarafından bakınca, sizin sahip olduklarınızı hayal bile edemeyenler vardır, şükredersiniz Allah’a!..

Ve tıkır tıkır geçer günleriniz…

Geçer geçmesine de…

Bu tıkırtı ne işe yarar?..

Durun, dinleyin bir, saatin tıkırtısını. Nereye kadar sabredebilirsiniz? Hep aynı, hep o bildik, hep o “normal” tık:

 Tık… Tık… Tık…

 * * *

Boş verin siz eve, arabaya!

İşe, mevkiye de boş verin!

Aileniz ve çevreniz de bir kenarda dursun!

Ne kadar iktidar ve prestij biriktirdiğiniz, hal ve gidişinizle konuşma tarzınızdan, bakışınızdan belli zaten. Onları da çıkarıp bir yana fırlatın şimdilik.

İyice bir soyunun bakalım.

Ne kaldı şimdi elinizde?

Sizi siz yapan gerçek sermaye ne?

 * * *

Kaç aşkın izi var yüreğinizde?

Kaç aşktan geride kalan hüzün dolu külleri gizli bir özen ve inatla süpürmüyorsunuz onca zamandır?

Belki de tam şu anda yanıyor (veya sönüyor) kalbinizdeki yangın?..

Ya da daha yeni parladı bir kıvılcım?.. (En coşkulusu da budur; kıvılcımın ateşe dönüşme aşaması.)

Uzun lafın kısası: Aşktan haber verin siz! Tattınız mı bu duyguyu hiç olmazsa bir kez? Yandınız mı? Coştunuz mu? Uçtunuz mu? Çakıldınız mı sonra? Dünyanın en mutlu insanı oldunuz mu hiç değilse bir günlüğüne? Uykularınız kaçtı mı? “Vücut kimyanız” bedeninizi ve aklınızı ezip geçti mi? “Mantıksız” hareketlerin esiri oldunuz mu? Kendinizi “çok saçma”, hatta “yanlış” bulup da yine de bu “saçmalık” ve “yanlışlık”tan inanılmaz bir mutluluk duyduğunuz oldu mu? Bütün ümidinizi bir tek şiire bağladığınız anlar yaşadınız mı?

 * * *

Yoksa “zamanı geldiğinden dolayı” ve “herkes öyle yaptığı için” mi evlendiniz? Pek tanımadığınız engin denizlerdeki küçücük bir dalgayı fırtına işareti sanıp aşkın etiketini oraya mı yapıştırdınız telaşla? Ya da sizi “kızlı-erkekli evlerin ve yurtların şerri”nden kurtarmak isteyenlerin “kötülüklerden uzak tutma planı” mı etkili oldu kaderinizde? Yabancı bedenlerin karanlık kıvrımlarında gizlenen tutkuya ve gelecek garantisi olmayan maceralara kapılmaktansa, fazla heyecanı ve aşırı duygusal sarsıntısı olmayan, ancak “toplumdan kolay vize alabilecek”, düzenli, öngörülebilir ve “uygun düşen/yakışıksız kaçmayan” seçeneklerde sükûnet bulmayı mi tercih ettiniz?

Öyleyse eğer… Ne diyelim, hayırlı olsun. Sizin hayatınız sizindir.

Ama seçtiğiniz hep “huzur”, hep “imkânlı” ve hep “doğru” olansa, laf kalabalığıyla Ferhat ile Şirin’in başrolünü kapmayın hemen!

Ve adamın biri cumhurbaşkanı olmuş ve 60’ına merdiven dayamışken gönlünü kaptırdı diye, hemen infaz etmeyin onu. Belki de sizin hiç tanıyıp yaşamadığınız bir şeyler vardır o adamın yüreğinde…

Hakan Aksay

Dünyalılar

Rastgele Haber

Nazi kampında bir çadır: Stuthofluların Çadırı

İnsanın insana yapabildikleri bazen zulmün ötesine geçer. Soğukkanlı bir katilin duygusal katılığının ve tepkisizliğinin çok …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir