Home / Güncel / Gezi’yi, CHP Analiziyle Açıklamanın Yanlışlığı

Gezi’yi, CHP Analiziyle Açıklamanın Yanlışlığı

 

Etyen MAHÇUPYAN’a ve Markar ESAYAN’a cevabımdır:
Laik azınlığın bilinen zaafları analizlerinizi haklı kılmıyor sayın Esayan ve Mahçupyan.
Neden mi? Benim gibi pek çok insanın altına imzasını atacağı bu analizler toplumun hep aynı yerde durduğunu baz alıyor. Evet, 10 yıl once, beş yıl, hatta üç yıl önce bu analizler bir ölçüde doğruydu. Ama 2011’den beri, üç yıl gibi kısa bir süredeki toplumsal ve siyasi değişimi neredeyse yok sayan bir bakış açısı bu.

Gezi’yi laik etiketi ile analiz etmenin yanlışlığı

Peki, habire tekrarladığınız AKP toplumun yarısını temsil ediyor savına bakalım. AKP 2011’de geçerli seçmen oyunun yüzde 40’ını almıştır. Sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 16,8, oyları geçersiz sayılanların oranı yüzde 1.8’dir. barajı geçemeyen partilere oy verenlerin toplamı 3,6, bağımsız adaylara oy verenlerin oy oranı da yüzde 5.6’dır. Bunların toplamı da yüzde 27.8’dir. CHP’nin geçerli oylar içindeki oranı yüzde 21’dir. CHP’yi de içine alırsanız yüzde 49 eder.

Sakın Gezi Direnişi, bu güçleri bir araya getirmiş olmasın, ki Gezi’ye destek veren MHP’lileri hiç saymıyorum. Hepsi sokağa dökülmese de, “otoriterliğe hayır” ortak paydasında birleşen bir paydaşlık yok mudur. Bu yüzde 28’lik “otoriteye dur diyen” cephe, CHP’nin ulusalcı kanadının temsil ettiği laik etiketin çok dışına çıkarıyor hareketi.

Bırakalım oy oranlarını, Gezi, hiçbir zaman politikaya bulaşmamış futbol takımı taraftarlarını bile içine alıyorsa, kimlikler arası bu direniş koalisyonunu katı laik kesimle açıklamak iyice anlamsızlaşır. Eğer Gezi’yi sadece laik etiketiyle tanımlamak mümkün olsaydı, neden tam anlamıyla “laik” kesimin katıldığı Cumhuriyet Mitingleri yaygınlık kazanamadı o zaman? Birincisi bu mitinglerin, aynen bu analizlerinizde dile getirdiğiniz, kibirli, hazımsız tavır içindeki kesimin demokrasi dışı güçlere mesaj veren, bildik Türkiye’nin bildik analiz şablonlarına uyan bir niteliği vardı. İkincisi de Cumhuriyet Mitingleri meşru bir haklılık taşımıyordu. Meşru olmayan hiç bir şey kitleselleşemez öyle değil mi Sayın Mahçupyan, hep vurgularsınız. Gezi Direnişi’ni böylesine yaygınlaştıran ve sürekli hale getiren güç, laiklerin şablona uygun kitlesi ve davranışları değil demek ki.

Farklı kimlikleri, içeride ve de dünyada bir araya toplayan, arkasına alan hareket, meşru bir temele, -polis şiddeti- dayanarak doğdu. Bunda hepimiz hemfikiriz zaten. Aralarına, ulusalcı, Kemalist, laik kesimin sızması, bu hareketin Erdoğan’ın otoriterliğine birikmiş tepkisinin üstüne atlamaları, bugün de Gezi’nin klasik laik olmayan cephesinin meşruiyetini değiştirmez. Sayın Esanyan, hareketi bir cemaat olarak kurgulamaya çalışanlar, CHP’nin oylarının ancak yarısını teşkil eden ulusalcı kanattır. Diğer yarısında da, Mahçupyan’ın gayet doğru olarak işaret ettiği gibi, demokrat, ama partisiyle bir siyaset ilişkisi olmayan, laikliğe inansa da CHP’nin önce demokrasi diyen yeni bir parti, yeni bir sivillik anlayışına evrilmesine inanan, ama partinin fosilleşmiş bürokratik yapısı içinde sesi bastırılan/duyulmayan bir kitle var.
Gezi hareketinin tepkisi AKP’ye, tabanına değil, Başbakan üzerinde toplanıyor. Değil mi? Aman dikkat, Erdoğan’ı geçmişten bu yana hazmedemeyenler falan derken. Yine aynı hatayı yapıyorsunuz, olayı CHP ulusalcı kanat profiline indirgiyorsunuz. Bu kesimin dışında demokratikleşme adımlarına destek veren geniş kesimleri unutuyorsunuz. Hükümetleriyle, medyalarıyla, kamuoylarıyla Avrupa ve Amerika’nın, Erdoğan’ı “İslamla demokrasinin mükemmel karışımı”nın temsilcisi olarak tüm Müslüman alemine örnek olarak, gurur duyarak sunduğunu da unutmayalım..
Tek adam üreten zihniyet

Erdoğan’ın otoriterleşme eğilimleridir Gezi etrafında, o laik dediğiniz kitlenin kendisinin birkaç misli daha fazla kalabalığı toplayan, Türkiye’nin tümüne yaygınlaştıran, sürekli kılan. Küçümsediğiniz, ama dünyada hayranlık uyandıran ultra pasifist, barışçıl, Duran Adam’larıyla, ne eski ne mevcut, Yeni Türkiye’ye duyulan bir özlemin haklı çığlığının kitlelerin kalplerinde yer bulmasıdır Gezi.

2011 seçimlerinden sonra, Erdoğan tüm demokrasi sözlerini rafa kaldırdı. Parti hala kendi tabanıyla ilişkideydi, ama milletvekili delege nezdinde tek adam kültü yaratıldı. Bir zamanlar devlete muhalif Erdoğan hızla devletle özdeşleşmeye başladı. Önce medya sahipliği dizayn edildi. Sonra medyada tüm muhalif sesler susturuldu.

Geçmişe değil şimdiye bakalım

Hala mı ikna olmuyorum diyorsun Markar Esayan. Bir kere, analizinizin temel noktası hala Erdoğan ve tabanının mazlum olduğu üzerine kurulu. Bu belki hala üç yıl önceye kadar doğruydu. Şimdi beyaz Türk iş dünyasının korkuyla etrafında kenetlendiği, yargının, tüm bürokratik kademelerin, polisin, askerin, tüm devletin AKP’nin değil, tek adamın demir pençesinde olduğunu da inkar ediyorsunuz. Mazlum kim, geçmişte değil, şimdi kim? Şu ana bakın, geçmişe takılmayın. Tüm meydanları, kentleri kendi tasavvuruna göre, sembollerine göre dizayn eden, insanların nasıl giyineceğinden, ne içmeleri gerektiğine kadar uzanan yaşam tarzı müdahalesinin artık apaçık dinsel motiflerle vaaz edildiğine ve yaptırımlarının pratiğe geçtiğini de mi inkar ediyorsunuz. Böylesine ancak 1930’ların köylü toplumuna zorla klasik müzik dinletmeye çalışıp, onlardan hayal edilen resmi Türk kimliği yaratmaya çalışan bir dönemde rastlandı. Ama bakın olmadı, yapamadılar. Şimdi de tam tersi yönde, ama özünde aynı zihniyet iktidarda.

BBC’nin Gezi olaylarında içerik ortağı NTV’nin tutumunu kınayarak ortaklığı sona erdirmesi, CNNTürk penguenleri gösterirken, CNNInternational’in olayları göstermesi de mi ifade özgürlüğünün acıklı durumuna dair size bir şey anlatmıyor. Ya da tüm dünyanın fark ettiği gibi, aslında birkaç yıl öncesine kadar yumuşamaya başlayan, Türkiye’nin temel fay hattı olan laik/dindar ikileminin –Başbakan’ın hızla direksiyonu İslamın modern sekuler yorumundan sünni mezhepçi yoruma kırmasına paralel olarak- şimdi bizzat Başbakan tarafından kaşınmaya başlaması da mı sizi ikna etmiyor. “Kitlemi zor tutuyorum” derken bunun bir iç savaşa götürebilecek bir zinciri tetikleyeceğini de mi görmüyorsunuz. Ya da aynen Mübarek’in yapmaya çalıştığı gibi sosyal medyayı yasaklayarak, ifade özgürlüğünü tümden kaldırma çabalarını da mı. Erdoğan’ı destekleyen global resimde sadece Müslüman Kardeşler ve Mısır’ın şeriatçı rejimin kaldığını da mı farketmiyorsunuz.

“Yeni olan çoğunluğun baskısıdır”

Peki ya siz, Türkiye’nin en derin analizlerine imza atan, hepimizin saydığı Mahçupyan. Eleştirilerinizden otoriterleşmeyi inkar etmediğiniz açık. Satır arasında diyorsunuz ki “Yeni olan çoğunluğun baskısıdır.” Ama ilginç değil mi Gezi üzerine yaptığınız tüm analizler, Gezi gençliği ve temsil ettiğini düşündüğünüz kitle üzerine. “Onların bir partisi de yok” diyorsunuz . Evet yok. Çoğu düzenden umudunu kesmiş, mevcut tablo içinde sandığa inanmayan, gitmeyen veya bugüne kadar apolitik olanlar. Yani CHP de bu hareketi temsil etmiyor. Kalkıp bu gençlerin bir anlam, bir siyaset ahlakı, düzeni üretemediğini söylemek, parti kursaydınız o zaman demek, sizce ne kadar adil? Post modern dünyanın kendi içinde çelişen, bölünen, anlamlar dünyasını çeşitlendiren amorf yapısını çok iyi bilirsiniz, işte ahlak ve siyaset dersi verdiğiniz gençler o kitle. Sadece İstanbul’da değil dünyanın her tarafında ayağa kalkan gençlere bakın. Kendilerine dayatılan kentlerin boğucu yaşam dünyasında sıkışan, boğulan, başarıyı sadece finans dünyasıyla ölçen iktidarların aldığı kararların kendi bireyliğini yok ettiğini kavrayan, yeni dünyanın yeni siyasi aktörleri olarak değerlendiriliyor bu kuşak tüm dünyada.

Her düzende, her ülkede mutsuzluk var. Mutsuzluğun global patlamasını temsil ediyor onlar. Siyasi parti kurmak gibi onlara eski gelen bir mekanizmanın bile çok uzağında, sanal ağlarla kendi mecralarında, anında cevap, tartışmaya dayalı yeni bir “online demokrasiyi” yayan, yeni, kavranmaya ihtiyaç duyan bir kitle bu. Evet, cep telefonlarının bilgisayar, TV haline geldiği bir çağda klasik siyaset yapma biçimleri de eskiyor. Ya buradan tartışa tartışa yüzleşe yüzleşe yeni bir zihniyet çıkacaksa. Hiç kestiremezsiniz neye dönüşeceğini. Siz bu gençlerin kendi içinde neler tartıştığına bakıyor musunuz, hayal bile edilemeyecek demokratik tartışmalar yaşanıyor online platformlarda.
Hangi tehlike daha büyük?
AKP İstanbul İl Başkanı’nın “Evet, demokrat ve liberallerle işbirliği yaptık, ama artık bu ortaklık bitti, gelecek on yılda onların düşündüğü gibi bir Türkiye olmayacak” derken ne kastettiğini hiç kaçırmamışsınızdır. Demokratlar, demokraside başka bir şey istemediğine göre nasıl bir Türkiye olacak?
Tüm muhalifleri, yalanlanmış haberlere dayanarak, ahlak düşkünü göstererek, topluğun bir kesimini diğerine karşı şeytanlaştırmaya yönelik söylemin, ulusalcıların daracık kitlesiyle yaratacağı tehlikeden kat be kat daha büyük olduğu çok açık. Ya da bir zamanlar Erdoğan’ın demokrasi rüzgarını arkasına aldığı AB ile ilişkilerini kopararak, seçim kazanmak uğruna, Batı’dan izole edilmiş, yüzünü sunni Ortadoğu’ya dönmüş bir Türkiye’nin ne anlama geleceğini herkesten daha iyi kestirebilirsiniz. Aslında, sizi bu denli taraf olmaya itenin, Esayan gibi haklı olarak genlerinize işlenmiş İttihatçı/Kemalist travması olduğunu düşünmek istiyorum. Oysa bu gençler “Hepimiz Ermeniyiz” yürüyüşlerinde ön saftaydı. Yıldız Ünivesitesi’nin AKP’li Profesörü Ahmet Atan’ın “Gezicilerin kökenine bakmalı, Rum mu Ermeni mi bunlar” sözlerine tepkiler, bu cephede çığ gibiydi. Ya taraf olduğunuz cepheden bir ses geldi mi.

Böyle işte sayın Mahçupyan, bir zamanlar, generallerin demokrasiye her müdahalesinde, adresin eksenini kaydırarak eleştiri oklarını mağdurlara yönelten laik gazetelerin yazarlarını tefe koyardınız. Devir değişti, şimdi sizlerin de onlarla aynı reaksiyonu göstermesi ne hazin. Bu toprakların “zihniyeti” nasıl bir Frankeştaynmış ki, kendisini kavramsallaştıran zihni bile tarafgir yapabilmiş (çünkü süreci okuyamadığınızı söylemek sizin gibi bir duayene ayıp olur).

Hele şiddete karşı aralarına mesafe koymadığını söylediğiniz, iletişim kurmuyorlar dediğiniz gençlerin, ölen dört arkadaşlarını anmak için toplandıkları Taksim’de polise uzattıkları karanfilden daha anlamlı bir barışçıl iletişim simgesi ne olabilirdi. Uzattıkları karanfil karşısında her zamanki gibi acımasızca gaz ve ilaçlı su şiddeti görseler de…

Ahmet Buğdaycı (ahmetbug@gmail.com)

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın diğer yazıları

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin.html

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

 

 

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir