Home / Genel / Gezi, Kamuoyu Aktörlerini Nasıl Teşhir Ediyor?

Gezi, Kamuoyu Aktörlerini Nasıl Teşhir Ediyor?

Gezi, aslında mevcut Türkiye’nin kurumlarının, kamuoyu aktörlerinin ne kadar eskidiğini, toplumun dinamizminin, değişiminin ne denli gerisinde kaldıklarını da gözler önüne seriyor. Medya, aydınlar, akademisyenler, sanatçılar, korkularla dolu, biz/öteki ayrımına dayalı eski Türkiye’nin analiziyle meşguller. Pozisyon almak refleksiyle davranıp, gerçeklerin üstünü örtüyorlar. Ama Gezi, toplumun yeraltında uyuyan magmasını bir volkan gibi patlatarak, eski Türkiye’nin kamuoyunu işgal etmiş aktörlerinin peçesini kaldırıyor. İster laik, ister muhafazakar, bu aktörlerin ne kadar arkaik, ne kadar kof, ne kadar gülünç olduklarını teşhir ediyor. Türkiye paslanmaya yüz tutan derisini değiştirmenin işaretlerini verirken, Gezi gençleri, tüm dünyadaki benzer hareketlerde olduğu gibi, “yeni siyasal ve kamuoyu aktörleri” olarak ortaya çıkıyor, değişimin bayrağını ele geçirerek, durağanlaşmış tüm aktörlerin, aydınların korunaklı postlarını silkeliyor.

MEDYANIN TEMEL AÇMAZI
Medyanın büyük çoğunluğu, Gezi’de sınıfta kaldı, hem de sıfır not alarak. Muhafazakar medya, geçmişin travmalarıyla, hareketi hemen darbeleri çağıran 27 Mayıs, 27 Şubat gösterilerine bağlayarak, “Erdoğan’ı yedirmeyiz” vecizesiyle “saf tuttu”. Diğer taraftan Gezi’yi AKP’den kurtulma fırsatı olarak gören, geçmişin despotik Türkiye’sini yücelten islamofobik ulusalcı, laik yazarlar da haykırıyorlardı: “Gezi ileri, Erdoğan devrilmeli!” Ya da daha ılımlılar için, Gezi “laik rejimi koruyan” gençlerdi. Demokrat gazeteci postlarını tutanlar ise, olayı sadece CHP’nin ulusalcı laik tabanına indirgeyerek, analizlerini on yıl öncesinin donmuş şablonları ekseninden sürdürdü.

TMSF’nin eline geçen Akşam-Show Grubu ve Habertürk’ün başına Erdoğan’ın bir arkadaşının geçip, ana akım medyanın dizaynının tamamlanmasıyla, utanç verici bir şekilde, gerçekleri gizleyen, çarpıtan dezonformatif çoğunluktan ise hiç bahsetmiyorum bile.

TOPLUMU STATİK SANMAK
Bu şablon değerlendirmeler, en nihayetinde, demokrasi taleplerini mahkum etmeye ve yeni, farklı sesleri boğmaya hizmet ediyor. Hareketin Türkiye için bir kırılma noktası olduğunu, olayın Gezi’den daha çok değişimin yönü olduğunu görmemek ise onları tarihsel düşünce çöplüğüne fırlatıyor.

Tarafgirliğin ötesinde tüm kesimlerin kaçırdığı nokta, toplumun değişen, dönüşen bir organizma olduğu gerçeği. Oysa tüm yorum, analiz şablonları, 27 Mayıs’tan bu güne son 50 yılda toplumu yaşama biçimleri, ideolojileri aynı, monoblok kitlelerle açıklamaya çalışıp, değişimi, dönüşümü yok sayan mutlakıyetçi bir algıya dayanıyor. Bırakın 50 yılı, son üç yıldaki hızlı bir devinim bile birtakım demokrat kalemlerin Gezi’yi CHP’nin ulusalcı profili şablonuyla açıklamasını anlamsız kılıyor. Bugüne kadar siyasette hep atıl duran bir kitle Gezi ile siyaset alanına girdi. Gerçekten de 2002’de kayıtlı seçmenin yüzde 21’i, 2007’de yüzde 16’sı, 2011’de yüzde 13’ü sandığa gitmedi. Bu kitlenin varlığı hiç bir zaman gündeme gelmedi. Posta212 ve Dunyalılar için yaptığım haber analizde, partilerden, kimliklerden uzak bu kitlenin, toplam seçmenin yüzde 15’ini temsil ettiğini gösteriyorum.

SiYASETTEKI VAKUM
Ancak, kamuoyu aktörleri, monoblok kitleler içindeki değişkenlikleri, akışkanlıkları görmeyerek, AKP ve CHP içindeki huzursuz ve siyaseten boşluktaki kitlenin Gezi ruhuna ekmek gibi su gibi ihtiyaç duyduğunu göremiyorlar. Örneğin AKP’nin yüzde 30’luk merkez sağ seküler kesimi gelişmelerden çok huzursuz. Yine bu partinin yüzde 13’ünü temsil eden demokrat/liberal kitle, Erdoğan tarafından dışlandı. CHP tabanın yarısını oluşturan, ama sesi ulusalcılar tarafından bastırılan, demokrasi özlemini duyan kitle aslında siyaseten boşlukta salınıyor. Kısacası, Gezi, vakumun çeperlerinin genişlediği bir konjonktüre denk geldi. O yüzden, Gezi’nin, akacak kanal arayan bu kitleleri kendine çeken bir mıknatıs işlevi gördüğünü de algılayamadılar kamuoyu kanaat önderleri. İşte bu temele dayanarak yaptığım analizde olası bir Gezi partisinin bir anda kitlesel bir oluşum haline geleceğini öngörüyorum.

GLOBAL MUTSUZLUĞUN PATLAMASI
Hareketin, ekonomik gelişmeyi sadece finans dünyasının soğuk rakamlarıyla ölçen merkezi iktidarlara duyulan global öfkenin parçası olduğunu da kaçırdılar aktörler. Refahın kendi günlük hayatına yansımadığını, metropoller içinde yaşama alanlarının kıstırıldığını, tüm oyunun en tepedeki bir avuç ahbap çavuş etrafında döndüğünü fark eden bu yeni kuşakların global mutsuzluğunu göremediler. Brezilya’da, Mısır’da, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, dünyanın her yerinde, yavaş yavaş global finans dünyasının modern kölelerine dönüştüğünü anlayıp, kendilerini yabancılaştıran bu düzene karşı, karar verme sürecine katılan bireyler olabilmenin tüm dünyada yükselen bir dalga olduğunu da fark edemediler. Gezi’nin, global mutsuzluğun öncü, yaratıcı direnişi haline dönüştüğü bu kafalara çok uzaktı.

Hareketin asıl öneminin siyasal olmaktan çok zihinsel bir devrim olduğu ise bu, biz/ötekicilere çok uzaktı. Bakın, şimdi Türkiye’nin en “Avrupai” semti, Nişantaşı’nda apolitik insanlar, Kürtlerle birlikte yürüyor, “Diren Lice” diyor. Müslüman gruplarla dayanışarak, yüreklerini sıcak bir duyguyla dolduruyorlar. Yeni siyasal aktörler, kendileri gibi düşünmeyen, yaşamayan insanları “ötekileştirme” zihniyetine, kendilerini de dönüştürerek hayır diyorlar. Hareket içindeki çok sesliliği özenle koruyorlar, “çokluktan birlik çıkar” diyorlar. Türkiye’de ilk defa siyasetin eril dilinin zehrini fark edip cinsiyetçilikten uzak, paylaşımcı, empatiyi öne çıkaran “dişil bir dil” geliştiriyorlar. Ataerkil zihniyetin homofobikliğini aşıyor, ırkçılığa dur diyor, yani demokrasinin özüne yöneliyorlar, evriliyorlar. Diğer yandan tüketim dünyasının gösterişçi, hedonist, ezilen ötekilere gözünü kapayan yaşam tarzının ne denli sahte, iğreti olduğunu, mutsuzluk ürettiğini anlıyorlar. Paylaşmanın, dayanışmanın, üretmenin, düşünmenin tüketim toplumunda yok edilmeye çalışılan bireyliklerine ne kadar iyi geldiğini görüyorlar. Herkes kendine bir rol buluyor bu yeni zihin dünyasında. Meydanlardaki gösterilere katılmayanlar, bilgisayarları başında, yazıyor, kaydediyor, çevrelerinde yeni oluşumlar kuruyor; kendi mecralarını daha etkin kullanmanın yollarını buluyor, mesajlarını global köye ileterek, hareketin tüm dünyaya yayılmasını sağlıyorlar. Yeni bir zihin dünyası açılıyor önümüzde. Kendisini çevreci, sol bir etiketle sınırlamayıp, kitleye oynayan bir partisi olsa iktidara yürüyecek bir siyaset seçeneği beliriyor sisler arasından. Laiki, muhafazakarı, sanatçısı, aydını, akademisyeni, harekete eski dünyalarından bakan tüm kamuoyu aktörleri, işgal ettikleri postlarda teşhir olurken…

 

Ahmet Buğdaycı (ahmetbug@gmail.com)

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın diğer yazıları

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin.html

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/islam-demokrasi-misir-turkiye-abd.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

Rastgele Haber

Öldürmenin “Kutsallığı” Üzerine

Yine bir Kurban Bayramı yaklaşıyor. Yine her yer kan gölüne dönecek. Yine nice hayvan acemi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir