Home / Arka Bahçemiz / Gezi Parkı’nın Değiştirdikleri

Gezi Parkı’nın Değiştirdikleri

Hayat sinemaya fena halde benzer. Sanırız futboldu o benzeyen ama olsun varsın, sinema daha çok benziyor bizce…

 

The Matrix’i “Hapçı bir adamın maceraları”, Fight Club’ı “Bir herif herkesi dövüyor ama aslında kendini dövüyormuş mal”, The Birds’ü “Kuşlar filan var işte, korkutuyorlar sağı solu”, American Beauty’yi “Kas çalışmak şart. Bak The Usual Suspects’teki sahtekar spora yazıldı, American Pie’daki kızın aklını aldı” diye okuyan yüzeysel insanlardık, Tuna Erdem’den Film Grammar dersini aldık, algımız şaştı. Ne kadar dersin konusu sinema olursa olsun, genel olarak hayata alternatif bir okuma getirilebileceğini öğreten güzel insanı son bir ayda anamızdan, babamızdan çok gördük.

Kulaktan bir şişe lavaboaç dökmüşçesine kafa açan Erdem’i; Gezi Parkı’nda, forumlarda, yürüyüşlerde, kısacası herkesin olması gerektiği yerlerde uzaktan gözümüz ısırdı, konuşmalarını dinledik, rahatsız etmeyelim dedik.

Biraz nefes alınıp sağlıklı düşünülecek bir ortam oluştuğunda, kendisine Gezi Parkı Olayları’ndan sonra ülkemizde değişen değerleri sorduk, felaket güzel cevaplar aldık.

GEZİ PARKI’NIN DEĞİŞTİRDİKLERİ

1-Devrim.

Gezi memlekette ne değiştirdi diye düşünüp taşınmak, sayılarının kabarıklığı, aradan ilk beşin seçilebileceği varsayımından bile anlaşabilecek değişiklikleri sıralamaya tabi tutmaya çalışmak yerine, “herşey kökten değişti” diye kestirip atmak ve “devrim oldu” diye iddia etmek pekala mümkün. Tabii ki, “öyle devrim mi olur” diyenler çıkacaktır. Onlara “bal gibi olur” demek, itirazlarının gerekçelerini dinlemek, bu gerekçelerin tümünün mekan ve zamanın darlığına dair olduğunu tespit etmek ve cevabı yapıştırmak gerek: kapsama alanı ve süresi işin aslını, özünü, ruhunu değiştirmez. Nitekim 31 Mayıs gecesi sokaktaki herkes de devrim olduğunun farkındaydı. Ağzım burnum sarılı, gözümde gece vakti güneş gözlükleriyle (ilk gece hepimiz acemiydik), o hengamede beni nasıl tanıdığını bile anlamadığım eski bir öğrencim bana “apolitik gençlik devrim yapıyor hocam” dedi. Sadece onu yalancı çıkarmamak için bile, gönül rahatlığıyla “devrim oldu” derim. “Devrim olacağını mı sanıyordunuz” diye başlayan ve sözde hayalkırıklığını önlemeyi amaçlayan paylaşımlara bu yüzden prim vermemek lazım. Çoktan olmuş bitmişi, geleceğe ışınlayarak yok etmeye çalışıyor “devrim mi bekliyordunuz”cular. Kimse, devrim olacağını sanmadı, beklemedi, planlamadı; sadece bazı bedenler, bir süreliğine, kendileri devrim oldular. Keskinliklerden kaçınıp, mümkün olduğunca içerici olma adetini forumlardan içselleştirdiyseniz eğer, o halde Gezi parkındaki bir afişte ifade edildiği gibi söyleyelim biz de: “devrim sanki bir göz kırptı”. Ee biz de eşek değiliz ya devrim göz kırpmış, ilk hareketi yapmış, ilgisini açıkça belli etmiş, “gönlüm var” demişse, biz de illa ki vuslatı tamama erdirmişizdir herhalde.

 

2-İade-i İtibarlar.

Herşeyden önce “ayol” kelimesine ve bununla birlikte lezbiyen, gay, biseksüel ve transeksüel bireylere (lgbt) itibarları iade, hakları teslim edildi. Direnayol tweet’i bir numaraya yerleşti, bu yılki eşcinsel onur yürüyüşüne 50 bin kişi katıldı, üniversite mezuniyet törenlerini “ayol”lu pankartlar şenlendirdi. Bunda barikat kurmak için elden ele taş geçirirken bir yandan da “bak biz ibneyiz, bunlar bittikten sonra bizi unutmak yok, ona göre ha” demeyi ihmal etmeyen lubunyaların, daha Gezi de bayrak-flama tartışmaları çıkmadan çok önce, barikatın tepesine gökkuşağı bayrağı ile sıçrayıp fotoğraf çektiren geylerin ve Gezi’nin açık ara en şenlikli kısmı olmayı başaran ‘lgbt blok’un katkısı büyük. Lakin Gezi parkının, tüm bu tantana başlamadan önce aslen eşcinsellerin partner bulma mekanı olduğunu da unutmamak gerekiyor zira kendi mekanına sahip çıkmak, bu hareketin temelini oluşturuyor. Yıllarca küçümsendiği halde aniden değeri anlaşılıp, kıymete binen tek “azınlık” lgbt’ler değildi ama. “Kimi kesimler”in yıllarca “holigan” diye burun büktüğü, Gezi sürecinde kahraman ilan edilen taraftar grupları, bambaşka bir itibar iadesinden nasiplerini aldılar. Çarşı’dan koca isteyen kadınlar, kızlar ve geyler sıraya giriyor, girmişken barikat kuruveriyordu. Ne yalan söyleyeyim ben de, yıllarca futbol kitleleri uyutmak için var sanırken, “herşeye karşı Çarşı”yı baya siyasi pusulam beller oldum. Bu da bana kapak olsun.

 

3-Foyalar, Keller, Çıplak Krallar.

Şahsen 15 yıldır ne bir gazete okudum, ne de televizyon izledim. Medyadan bilmek istediklerimi öğrenmenin mümkün olmadığını öğreneli yıllar oluyor. Daha da önemlisi, bilmesem çok daha iyi olacak bir takım yalan dolan sözde bilgileri kafama sokarak beni umutsuzluğa sürükleyeceğini, enerjimi emeceğini biliyorum, zararlı bir madde gibi uzak duruyorum medyadan. Gezi sayesinde, en sonunda herkes benim kafama geldi. Önce yaşadıklarının medyada yok sayıldığına şahit oldu Gezi’ciler sonra da, çarpıtılıp yalana dönüştürüldüğüne. Benzer biçimde, neredeyse kendimi bildim bileli, siyasetçi denen meslek erbabının asli işinin yalan söylemek olduğunu düşünmüşümdür. Artık, Gezi’ye bir ucundan bulaşıp da, bu konuda benle hemfikir olmayacak kimse düşünemiyorum. İki konuyu birleştirmek gerekirse: gözaltına alınanalara zorla televizyonlardan yayınlanan AKP mitingleri seyretilerek işkence yapıldı. Bu noktadan sonra, açıp medyadan siyasetçi nutku dinleyen herkes, kendi kendine işkence ediyordur bence. Kesin bilgi.

4-Zincir.

Gezi sayesinde öğrendik ki, zincirlerini kırmak için zincir oluşturmak gerekiyormuş. Gerek sokakta direnirken gerek parkta takılırken, sık sık zincir oluşturduk, elden ele kaldırım taşı, çöp, ilaç, su, yemek geçirdik durduk. İlla bir sembol seçmem gerekse sürece, zincir oluşturmayı seçerdim herhalde. Direnişçi olmak demek, zincirin tek bir halkası olarak orada bulunmak demek. Zincirde kim olduğunun, becerilerinin, eksikliklerinin, kimliklerinin hiç önemi yok. Tam da bu yüzden, en iyisi açıkça kendin olman zira halkalarının her biri kendi nevi şahsına münhasır olduğunda, çok daha güçlü oluyor zincir. Zincirin başını ve başlatanını, sonunu ve amacını bile bilmiyorsun çoğu zaman ama parçası olmaya değer bir sürecin içinde olduğuna güvenin tam. Misal tek bir adam meydanda gidip duruyor, ülkenin dört bir yanında başka adamlar, kadınlar durmaya başlıyor. İlk duran adam ne zaman durmaz oldu farkına bile varılmıyor zira onun tüm gücü, tam da ikame edilebilir oluşu. Ve tabii zincir demişken, Tünel’den Meydan’a uzanan yeryüzü sofrasında mütevazi bir iftara oturanların oluşturduğu, şaşaalı zinciri de unutmamalı.

5-Bu Daha Başlangıç.

Direniş, işgal ve sivil itaatsizlik, “bir ileri, iki geri” mehter marşı ritminde bir mücadele tarzı. Gaz gelir kaçarsın ama önemli olan kaçman değil, duman dağılır dağılmaz geri dönmendir. Son sanılan noktayı, başlangıç kabul etmekten başka bir şey olmayabilir, direnmek. O yüzden gece boyunca yüz kez yediğin gaza doğru geri giderken, “bu daha başlagıç” diye haykırmak pek anlamlı gelir. Sen ne kadar uzun süredir direniyor olursan ol, daha başlangıçtır. Direnmek herşeyi bir başlangıç eylemektir. Gezi’nin memlekette asıl neyi değiştirdiğini henüz bilmiyoruz: hem Gezi sırasında ekilen tohumlardan ne filizler çıkacağını bilmek için henüz erken olduğundan, hem de, kimi değişimlerin gizli kapaklı kapıların ardından günışığına çıkması zaman alacağından. Meğer ki “Gezi olmayaydı Suriye ile savaşa girecektik” diye bir durum vardı ise bile, bunun ortaya dökülmesi yıllar alır. Keza, sokağa dökülmenin tadını, komün hayatının hazzını Gezi de tadanların, yarın öbür gün ne yapacaklarını da kimse bilemez, öngöremez. Ama her ne yapacaklarsa bu, Gezi’nin değiştirdikleri listesine yazılacak. O halde hep beraber canı gönülden: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

TUNA ERDEM

Bu yazı ilk olarak Play Tuşu’nda yayınlanmıştır.

www.dunyalilar.org

 

Rastgele Haber

EĞİTİM MÜFREDATINDA EVRİMSEL BİYOLOJİ

Evrimsel biyoloji hem kendi başına hem de başka konuların parçası olarak örnek olarak İngiltere, ABD, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir