Home / Arka Bahçemiz / Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev

Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev

Ünlü deneme yazarı Michel de Montaigne’in arkadaşı olan Etienne de la Boetie (1530- 1563) Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev adlı yazısını yaklaşık 22 yaşında, Fransa ’da University of Orleans’ta bir hukuk öğrenciyken kaleme aldı.

Etienne de la Boétie

Bu deneme ölümüne kadar yayımlanmadan kaldı, ki o vakte kadar çok daha muhafazakâr görüşlere sahip bir kraliyet memuru olarak kendisini kabul ettirmiş, Protestanlığın, Katolik Kilisesinin lehine, zorla din değiştirme ya da sürgün yoluyla baskı altına alınmasını savunmuştu. Bu deneme ironik bir biçimde, ilk kez 1574’te, bir radikal Fransız Protestan kitapçığının bir bölümü olarak yayımlandı ve daha sonraları Gustav Landauer ve Leo Tolstoy’un da içinde bulunduğu çeşitli yazarları etkiledi.

Biz de bu denemeden kısa bir bölümü sizlerle paylaşmak istedik.

Küçük bir kıvılcımdan çıkan yangının, yakacak ağaç bulduğu sürece, büyüyüp eskisinden de çok alevleneceğini herkes bilir; ama, suyla söndürülmeyip, sadece beslenecek yakıt bulamadığında kendi kendini tüketir, yatışır ve bir alev olmaktan çıkar. Benzer şekilde, tiranlar ne kadar çok yağmalarlar, iştahlan ne kadar çok açılırsa, ne kadar çok yakıp yıkarlarsa insanlar onlara o kadar çok boyun eğip, itaat eder ve bu böyle oldukça, onlar da daha güçlü, daha aşılmaz, yok etmeye ve yıkmaya daha çok istekli hale gelirler. Ama kimse onlara boyun eğmezse, şiddet olmaksızın, sadece itaat edilmezlerse, çıplak ve perişan bir hale gelip bir hiçe dönüşürler, nitekim, kök beslenmediğinde dal kuruyup ölecektir…

Yoksul, perişan ve akılsız halklar, uluslar, kendi bedbahtlığınızı tayin eden, kendi hayrınıza olanı görmemekte direnen sizlersiniz! Kendi gözlerinizin önünde gelirinizin en iyi kısmından mahrum bırakılıyorsunuz; tarlalarınız yağmalanıyor, evleriniz soyuluyor, ailenizden yadigar kalanlar alınıp götürülüyor, öyle bir hayat sürüyorsunuz ki kendinizin olduğunu iddia edebileceğiniz bir tek şeyiniz yok; görünen o ki, malınız mülkünüz, aileniz ve bizzat hayatınız size ödünç verildiği için şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bütün bu zarar ziyanı, bu bedbahtlığı, bu yıkımı üzerinize salan yabancı düşmanlar değil, bir tek düşman, sizin sayenizde o kadar güçlü olan, onun için kahramanca savaşmaya gittiğiniz, onun azameti için kendi canınızı ölüme atmayı reddetmediğiniz. Üzerinizde bu yolla tahakküm kuran bu düşman iki göze, sadece iki ele, sadece bir vücuda sahip, şehirlerinizde yaşayan sayısız insan içinden en önemsizinin sahip olduğundan daha çoğuna değil; sizi yıkması için ona bağışladığınız güçten daha fazlasına sahip değil gerçekten de. Eğer siz kendiniz vermiyorsanız, sizi gözetlemeye yetecek kadar gözü nereden buldu? Eğer sizden ödünç almıyorsa onları, size vurmak için nasıl o kadar kolu olabilir? Nereden buluyor şehirlerinizi ezip geçen ayakları, onlar sizin kendi ayaklarınız değilse eğer? Sizin üzerinizde nasıl bir güce sahip olur, sizin vasıtanızla gelen güç haricinde? Size saldırmaya nasıl cüret edecekti, siz ona hiç destek vermeseydiniz eğer? Ne yapabilirdi size, sizi yağmalayan bu hırsıza siz kendiniz göz yummuş olmasaydınız, sizi öldüren katilin suç ortaklan olmasaydınız, siz kendiniz olmasaydınız kendinize ihanet edenler? O yağmalayabilsin diye ekininizi ekiyorsunuz, ona talan edeceği mallar vermek için evinizi kurup döşüyorsunuz; kızlarınızı onun şehvetini tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz; bildiği en büyük ayrıcalığı belki onlara bağışlar diye büyütüyorsunuz çocuklarınızı – onun savaşlarına sürülmeleri, mezbahaya götürülmeleri, onun hırsının kölesi, onun intikamının aracı olmaları için; o keyfine baksın ve iğrenç zevkleri içinde kendini sefahate versin diye bedenlerinizi ağır işlere teslim ediyorsunuz; onu sizi frenleyecek kadar güçlü ve zorlu kılmak için kendinizi zayıf düşürüyorsunuz. Meydandaki en kaba sabasının bile katlanmayacağı bütün bu hakaretlerden kurtarabilirsiniz kendinizi, denerseniz eğer, eyleme geçerek değil, sadece özgür olmayı isteyerek. Artık hizmet etmemeye karar verdiğinizde hemen azad olacaksınız. Ellerinizi tiranın üstüne koyup onu devirmeniz değil sizden istediğim, onu artık desteklememeniz sadece; o vakit, onu seyreden siz olacaksınız, tabanı kopmuş, kendi ağırlığından düşüp parçalara ayrılmış azametli bir heykel gibi.

Peki Etienne de la Boetie’yi bu kadar çok kızdıran tiran kim acaba?

220px-Clouet_atelier_Henri_II_Roi_de_FranceGörünen o ki adamımız  II. Henri. (31 Mart 1519 Paris yakınları – 10 Temmuz 1559 Paris), 1547-59 arasında Fransa kralı. Huguenot’lara (Fransız Protestanları) uyguladığı yoğun baskılarla ülkesini iç savaşa sürüklemiştir.

Babasıyla Kutsal Roma-Germen imparatoru V. Karl arasında başlayan savaşı da sürdüren Henri, Protestan Alman prensleri ve Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman’la ittifak yapmış.

 

 

 

 

Kaynak: Anarşizm – Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi Anarşiden Anarşizme M.S 300 -1939  Yazarı: Robert Graham Çeviri: Nil Erdoğan – Mustafa Erata, İstanbul, 2007, Versus Yayınları.

Deniz KARTAL

Dünyalılar

 

 

Rastgele Haber

Nazi kampında bir çadır: Stuthofluların Çadırı

İnsanın insana yapabildikleri bazen zulmün ötesine geçer. Soğukkanlı bir katilin duygusal katılığının ve tepkisizliğinin çok …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir