Home / Arka Bahçemiz / Grup Narsisizminin “İnsan Doğası” Yalanı

Grup Narsisizminin “İnsan Doğası” Yalanı

Bazı istisnalar dışında “zihin mantıklı, duygular ise yaratılışları gereği olarak mantıksızdır” düşüncesi Freud tarafından açık biçimde belirtilmiş ve “sevginin yapısının nevrotik, çocuksu ve mantıksız” olduğunu söylemiştir. Onun bunu söylerken amacı, insanın mantıksız duygularını akıl yoluyla kontrol edebilmesine yardımcı olmaktır.

Grup Narsisizminin “İnsan Doğası” Yalanı
Duygu ve düşüncelerin bölünerek ayrılması insanın gelişiminde büyük bir engeldir. İnsanın varoluşunda sahip olduğu duygu ve düşünce bütünselliğinin geri verilmemesi insanın kendisiyle barışını imkansız kılar. İnsanın sevgi ve sağduyu için temel eğilimlerini geliştirme yeteneğine sahip olduğunu söylemek, insanın iyiliğine ilişkin saf inancı tek başına açıklamaya yetmez. Yıkıcılık da insanların varoluşunda sevgi ve sağduyu kadar eğilimli olduğu duygulardır. Ancak, Erich Fromm insana dair bitmek bilmez umuduyla şunu savunur: “Yıkıcılık, ancak yaratıcılığın yokluğunda bir seçenektir”. Fromm’a göre, yıkıp yok etme isteği, ancak yaratma isteği karşılanamayınca ortaya çıkar. “Yaratma ihtiyacının tatmini mutluluğuğa, yıkmanınkiyse acı çekilmesine (en çok da yıkıcının kendisi tarafından) yol açar”.
20. yüzyılda sistemli olarak, insanın özgür iradesine müdahale edilmiş, Freud’un ifadesiyle “üst ben” ataya veya otoriteye itaat etme güdüsü kitlesel olarak yönlendirilerek yeni insan türü “homo consumens” (tüketen insan) oluşturulmuştur. İnsanın yaratmaktan aldığı mutluluğun yerine tüketmek yani yıkıcılık konmuştur. “İnsanlar gibi davranan nesneler ve nesneler gibi davranan insanlar üretir olduk” denilebilir.
Peki “Üst Ben” ataya ya da otoriteye itaat etmek, bu yıkımın bir parçası olmak kaçınılmaz mıdır? İnsanlık tarihi, bir itaatsizlik eylemi ile başlar. Adem ile Havva’nın boyun eğmeme hareketi, onları özgür kılar ve gözlerini açar. “İlk günah” insanı bozmak şöyle dursun, onu azad eder ve tarihin başlangıcı olur. Çünkü kendi yeteneklerine güvenmek ve tümüyle insan olmayı öğrenmek için Aden cennetini terk etmek zorundadırlar.

Grup Narsisizminin “İnsan Doğası” Yalanı (2)
Hiç kuşku yok ki itaatsizlik ve mevcut otoriteye karşı isyan etmek, insanı varoluşunun temeline, sevgi ve barışa ulaştırmıyorsa bu bir devrim değildir. Otoritenin oluşturduğu “otoriter vicdan” ( bir ulus-devletin vatandaşı olmak, bir dinin mensubu olmak gibi), “insancıl vicdan”dan ( sevgiden ) üstün geliyorsa, insan kendi olma ve kendini yargılama yeteneğine ulaşamaz.
Kitlelerin sahip olduğu grup narsisizmi, sistem onlara zarar verse, mantıklarının ve topluma bağlılıklarının onlara zararlı olduğunu söylese bile üyelerinin çoğunun desteğini kazanmayı başarır. Buna neden olan gücü “bir toplum, ortalama bir kişinin karakter yapısını, yapmak zorunda olduğu şeyi sevecek şekilde etkilemeyi bir kere başardı mı, o kimse toplumun ona sunduğu koşullarla tatmin olur” şeklinde açıklar Fromm.
Ölüm korkusundan bile baskın olan, bir gruba ait olamama ya da toplumdan dışlanma korkusuyla, her türlü yıkıcılığın yanında yer almayı göze alma isteğiyle nasıl baş edilebilir? Fromm’un tanımındaki “ortalama bir kişinin karakter yapısı” nın oluşturduğu ortalama karakterdeki bir topluma razı gelmeli miyiz? Bir çok yöneticinin kendi yöntemlerini ve yasalarını kabul ettirmek için değişmez olduğunu ilan ettikleri “insan doğası”na en uygun olan düzenin bu olduğuna inanmalı mıyız? İnsan doğasının temeli sevgi ve sayduyu iken, yıkıcılık da insan doğasının bir parçası deyip, yıkıcılığın panzehiri yaratıcılığa şans vermeyecek miyiz? Marx, “insanın, her kültürün üzerine kendi metnini yazacağı boş bir kağıt parçası olduğu” yolundaki görece yaklaşıma karşıdır. İnsanın, toplumun onu sokmaya çalıştığı varoluş kalıplarına itiraz edecek gücü vardır. “Bozulmaya uğramış insanı” doğasındaki sevgi ve sağduyuyu destekleyecek yaratıcılığa ulaştırmak barışın tekniği ve stratejisidir.

Derleyen : Seyhan Başkaya
Erich Fromm’un “Barışın Tekniği Ve Stratejisi” kitabından alıntılar yapılmıştır.

Dünyalılar

Rastgele Haber

Geçikmiş Bir Anadil Yazısı

Yedi yaşında okula başladığında anadili Kırmançki(Zazaca) konuşan, Türkçe’yi akıcı konuşamayıp sadece anlayan o çocuk, 40 …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir