Home / Güncel / Güle Güle Mehmet Pişkin, İnce Keder!.

Güle Güle Mehmet Pişkin, İnce Keder!.

Bir intihar notu-videosu izledim az önce…

Dışarıdan bakıldığında burjuva bir şımarıklık gibi gözüken bir intihar…10734078_10203802299112199_8977317893800983808_n

Müntehir Mehmet Pişkin genel geçer ölçülere göre bir “kaybeden” değil. Tam tersi, ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun bir bilgisayar yazılımcısı ve özel bir şirkette yönetici. Nişantaşında yaşıyor.. Belli ki hayat ona oldukça cömert davranmış. Henüz daha 36 yaşında ve gönlünce bir hayat sürebilmesi için önünde hiçbir engel yok. Yani, intihar etmesini anlaşılır kılacak hiçbir nedeni yok…

Ama Mehmet Pişkin, gözümüzün içine baka baka “Merhabalar, Mehmet Pişkin ben. Doğrudan konuya gireyim, bu bir intihar mektubu. Bu sabah bana ayrılan sürenin sonuna geldik..” diye başlayan son cümlelerini söyleyerek, kesinlikle bir mezar istemediğini, cesedinin ya kadavra yapılmasını ya da denize, balıklara atılmasını vasiyet ederek ve bir kadeh şarap eşliğinde en sevdiği şarkıyı dinleyerek-dinleterek bir video dolduruyor, onu vimeo’ya yüklüyor ve sonra gayet soğukkanlı bir şekilde yerinden kalkarak kendini asıyor.

Konuşmasının bir yerinde “korkuyorum” diyor.. Ah umutlanıyoruz bir an, belki vazgeçer diye… Ama hayır, o “sadece girişiminin başarısız olmasından korktuğunu,” söylüyor aynı soğukkanlı ifade ile… Umudumuz sönüyor…

Tıpkı onun gibi, umudumuz sönüyor.. İntiharına temel gerekçe olarak şunu söylüyor Mehmet Pişkin çünkü: “Umudumu kaybettim!”

Mehmet Pişkin’in gözlerinin içine şu an ölü bir adam, kendini öldürmüş bir adam olduğu bilgisiyle bakarak son sözlerini dinlerken, bu son derece rafine, hiç kimseyi ama hiç kimseyi suçlamadan, anlatılmaz bir hüzünle hayata veda edip gitmiş olan adamın vakur yüzüne bakarken gözlerimden ip gibi yaşlar süzülmesine, sonrasında sarsıla sarsıla ağlamama engel olamıyorum….

Simone De Beauvoir’in sözleri çınlıyor beynimde..”bir intihar olayı okuyunca insana buz gibi ter döktüren şey, pencerenin demirlerinde asılı duran narin ceset değil, intihardan hemen önce o kalpte olan biten şeydir,” diyor Beauvoir bir yazısında…

Ve karşımda o kalp bütün kederiyle çırılçıplak duruyor…Mahrem bir fotoğraf gibi… Bakmak istemiyorum, ama alamıyorum kendimi o hazin görüntünün girdabından… Onunla birlikte dönüyorum, helezonik bir kederin içinde düşüyor, düşüyorum…

Ah “intihardan hemen önceki o kalp!” Çok uzun zamandan beri o kalple yaşayan, ama bir türlü son adımı adam gibi atmayı becerememiş biri olarak düşüyorum…

Ve şunu söylüyorum bir yandan da acı acı ona: “Ah be dostum, ah! Ölmeden önce defalarca intihar etmeyi düşündüğünü söylediğin en yakınlarının anlamadığı gibi, gene kimse anlamayacak ki seni…

İçinde kopan tüm fırtınalara rağmen gülümsemeye çalıştığın, insanlara mutluluk vermeye, hayatı güzelleştirmeye çabaladığın için nasıl ki onları inandıramadıysan, seni ölümünün ardından tanıyacak olan milyonları da inandıramayacaksın…

Ki zaten ölüm nicedir bir kutunun içinden izlenmeye başlanalı beri, ucuz bir illüzyon şovu gibi yitirdi inandırıcılığını.. Toplu katliamları, savaşları, en vahşi cinayetleri bile tatlılarını yerken izleyen insanlar için ölüm bir hiç artık, kaldı ki senin nahif intiharın…

Hani bir manifesto gibi yayınladığın bu veda, ruhunun olanca nezaketiyle sergilediğin ince kederi ve umutsuzluğu, biliyor musun ki nasıl da onu daha da yaralayacak cümlelerle taçlandırılacak.. En hafifinden diyecekler ki: “şımarık zengin züppesi, biz bir kuru ekmeğin peşinde ölüm kalım mücalesi verirken, sen keyfine intihar etmişsin.. geber..”

Evet, evet, böyle diyecekler sevgili dostum… Sen de biliyorsun böyle söyleyeceklerini.. Herkes kendi meşrebince bir laf edecek ardından… Ki birçokları kendilerini sözde toplumsal mücadeleye adamış insanlar olacak.. Sanki toplumlar insanlardan oluşmuyormuş gibi… Sanki insanın yaşamla ve varoluşulla iligili en temel, en öz açmazları sorgulanmadan toplumlar adına en ufak bir yol alınabilirmiş gibi…

Hiç kimse bilmiyor ki, yaşam başka yerde, insan olmak başka yerde….

Ah diyorum Ah! Ah! Ah! Keşke o yer Kaf Dağı’nın ardı kadar erişilmez olmasaydı… Keşke biz intihar kuşlarının kanatları oralara uçabileceğimiz kadar geniş olsaydı… En fazla ölüme kadar uçabiliyoruz… Ne yazık..

Kalbimin en ince kederiyle güle güle diyorum sana.. Güle güle dostum! Biliyorum ki artık sonsuz bir kalabalığın içinde hissettiğin o tarifsiz yalnızlık içinde değilsin… Görüşmek üzere…

Rabia Mine

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir