Home / Arka Bahçemiz / Henüz Geç Değil

Henüz Geç Değil

​​​​Henüz Geç Değil

​“Ruanda Soykırımı, Ruanda’da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu’nun, aşırı uç Hutular (Interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır.”

Ruanda soykırım affettikçe

“Bizi palalarla parçalayan insanlar komşularımızdı, bizi tanıyan insanlardı.” Katliamdan sağ çıkan birinin sözleri…

“Çocukluğumda Tutsilerle hiçbir problemim yoktu.”
“Beni Tutsileri öldürmeye zorlayan Hutu bir liderdi.”
“Öldürmeyi reddedenler dövülüyordu, seçeneğim yoktu.”
Bu katliamın faillerinden birinin sözleri…

Yıl 2015 ve biz Türkiye’de insanların komşularını öldürdükleri o günlerden birine daha yaklaşıyoruz. Dünyadaki tüm katliamları okuyup öğrenecek kadar zamanım olmadı. Ama sadece kendi yaş dilimimde gördüklerimden bile çıkarabileceğim varsayımlar var. Birincisi, hepsinde öldürmeye zorlayan bir lider var. İkincisi, faillerin yaşadığı başka seçeneği olmadığı duygusu.

Günümüzün seçeneksizliğini meşrulaştıran korku ne? İşsizlik mi? Açlık mı? Dayak mı? Ne? Nedir polislere, askerlere ya da dağlardakilere, belki komşusu bile olduğu ailenin çocuklarını öldürten neden? Yani hakikaten bir insan, elindeki silahın tetiğine parmağını koyduğunda hiç neden diye sormaz mı kendine?

Temel sorun beynimizi başka güçlerin kontrolüne bırakmak. Halbuki bilinç düzeyimiz kendi eylemlerimizin sorumluluğunu alabilecek kadar yükseldiğinde, zaten bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek. “Ama şeytan beni ele geçirdi ve bu korkunç suçu işledim.” Bir failin cümlesi. Bazı eylemler vardır ki, o eylemin sorumluluğunu almak diğer davranışların hepsinin sorumluluğunu almaktan daha zordur. Bu sebeple hayata bir kenarından tutunabilmek adına, nasıl çocukken cezadan korkarak “Miki yaptı” deniliyorsa, yetişkinlikte de “şeytana uydum, şeytan beni ele geçirdi” diyerek ifade edilir.

Koro filminde okula yeni gelen öğretmen, okul yardımcısının gözünün yaralanmasına sebep olan öğrenciden, bu yaranın bakımını yapmasını ister. Bu şekilde çocuk yaptığı eylemin sonuçlarıyla karşılaşır ve içinde öfke yerine şefkat duygusu doğmaya başlar. Devlet ise halkların içlerindeki öfkeyi hep sıcak tutmak için; ölen insanların ailelerinin bir araya gelmesine izin vermez. Oysa birbirimizin yarasını görmeye ve sarmaya ihtiyacımız vardır.

Toplu katliamların en kötülerinden biri olan linç kültürüyle kendinden geçen beyin, gerçekleştirdiği eylemlerin sonuçlarıyla karşılaştığında bilinci yerine oturur. Ancak o zaman af dilemeye hazır olur. Bundan önce başka güçlerin (devlet, iktidar, ayrımcı gruplar, …) kendisini yönettiğine inanmıştır ve dolayısıyla eylemlerinin sorumluluğunu alacak bilinçte değildir. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu almayan insanların hissettiği kısa süreli rahatlık ise, bilinçlerini hakimiyeti altına bıraktıkları liderin de bu şiddeti desteklemesinden kaynaklanmaktadır. Belgeselde, kilise üzerine söylenen bir cümle, aslında liderlerin söylevlerinin, kendileri itiraf etmese bile çok güzel bir açıklamasıdır:

“Tanrı sevgisi üzerine vaaz veriyoruz çünkü adaletsizliğe karşı vaaz vermeye cesaretimiz yok.”

Askerlik hakkında konuşanlar da adaletsizlik üzerinden tek kelime bile edemiyorlar. Çünkü liderlerin çocukları çoğunlukla savaşa katılanlar arasında değillerdir.

Liderle hukuk adı altında mücadele edilmeye çalışılır.
Peki öldürenler mahkemeye bile çıkarılamayacak kadar çok olduğunda ne yapılır?

“Bütün bir ulusu katile çevirdiğin zaman, facianın sonunda adalet sağlamak imkansız, tümüyle imkansız olur.”

“Ruanda başkanı failleri serbest bırakmaya karar verir.”

Yaptığı eylemleri kabul eden kırk bin kişi serbest bırakılarak tekrar yaşadıkları yerlere gönderilir. Bu şekilde yaptıklarıyla yüzleşecekleri düşünülür. Katliamdan sağ kalanlardan bazıları tepki gösterir, bazıları ise nasıl bir arada olabileceklerine dair sorular sormaktadır. Onlardan birisinin sorusu:

“Onları insan öldürmenin ya da komşundan nefret etmenin yanlışlığına nasıl ikna edebileceğim?”

Türkiye’nin ihtiyacı olan soru tam da budur. Farklılıklarımızla farklılıklarımızı yok etmeden, yok etmeye çalışmadan yaşamayı öğrenebiliriz. Henüz geç değil.

“Birbirimizi affetmeliyiz – Ancak o zaman huzur içinde yaşayabiliriz.” Leo Tolstoy

“Gerçek barış asla değersiz değildir çünkü temelinde affetmek vardır ve bunun da bedeli vardır.” Desmond Tutu
“Affetmek sevginin nihai halidir.” Reinhold Niebuhr

Not: Kaynak belirtilmeyen alıntılar belgeselden alınmıştır.
http://surdurulebiliryasam.tv/film/affettikce

Nuray Sakarya (nurayskry@gmail.com)

Dünyalılar

Rastgele Haber

John Berger: Kitle gösterilerinin tabiatı

Yetmiş  yıl önce (6 Mayıs 1898’de) Milano’nun ortasında kadınlı erkekli işçilerin katıldığı bir kitle gösterisi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir