Yaşam

Herkesin denizi kendisine okyanustur

erl

 

Sevgili Uzaklar,

 

“Herkesin denizi kendisine okyanustur.” demiştin bir gün bana. Doğruydu sözlerin, ama sadece bunun farkına varanlar için. Hayat teknesinin yelkenlerini rüzgârda şişirerek, içindeki sonsuz yolculuğa çıkanlar kendi okyanuslarını keşfediyorlar. Oysa bu yolculuğun anlamını merak etmeyenler, içlerinde küçücük bir su birikintisiyle yaşıyorlar.

Oysa gerçekte çoğu zaman içimizdeki okyanusun varlığını bilmeden yaşıyoruz. Ve içimizdeki su birikintisine kâğıttan kayıklar bırakmakla yetiniyoruz. Ama kâğıttan kayıklar bir süre sonra suyu emerek ağırlaşıyor ve parçalanıp yitiyorlar. O zaman yeni bir kâğıttan kayık yapıyoruz.

 

Sevgili Uzaklar,

 

Kâğıt kayıklarda tükettiğimiz kâğıttan hayatlara benziyor ömürlerimiz. Biliyoruz aslında bizi içimizdeki okyanusa götürecek geminin limanda sabırsızlıkla bizi beklediğini. Ama ne var ki o gemiye binmeyi göze alamıyoruz. Nice fırtınalar, dev dalgalar bekliyor bizi okyanusta. O gemiye binmeye ve kendimizi riske atmaya gerek olmadığını düşünüyoruz.

“İnsanın kendine bakması kolay değil ki… Uçurumdan aşağıya bakmak gibi bir şey bu.” Çok güzel ifade etmiştin. İnsanın kendine bakması, uçuruma bakmaya benziyor ve insanın başı dönüyor, kendi uçurumuna düşmekten korkuyor. Çoğu insan hızla uzaklaşıyor kendinden bu yüzden, başı döner dönmez kendisini kendi içsel dünyasından uzaklara atmaya çalışıyor. Ve o kadar hızla koşuyor ki arkasına, arkasında kalan kendi dünyasına bakmıyor. Uzaklaştıkça rahatladığını sanıyor. Uzaklaştığı yalnızca kendi içsel dünyası değil oysa, kendi hayatı. Bu gerçeği bir bilseler belki de balıklama kendi uçurumlarına atlarlar. Ama bu gerçeği öğrendiklerinde o kadar uzaklaşmış oluyorlar ki kendilerinden, bir daha kendi içsel dünyalarını bulabilmeleri olası olmuyor.

ert

 

Sevgili Uzaklar,

 

Hayat insana, kendisiyle karşılaşması için o kadar çok fırsat vermiyor. Bir uçurumu keşfetmek de yetmiyor. İnsanla kendisi arasında nice uçurumlar var. Ayakların kanıyor, toza çamura bulanıyorsun, her tarafın yaralanıyor bu uçurumlarda. Ama her uçurumu aştığında o muhteşem yükseklikten insanın kendisine bakması kadar sonsuzluk ve olağanüstülüğü hissettiren başka bir şey yok bu dünyada.

Her uçurumu aştığında biraz daha özgürlüğe ve sonsuzluğa yaklaştığını hissediyor insan. O an bedenindeki tüm yaralar birden iyileşiveriyor, sanki yeni doğmuş bir bebek gibi hayatı soluyorsun hırsla. Ve oksijen damarlarında hızla yol alarak seni bulutlara dokunacak kadar gökyüzüne yükseltiyor.

Ve biliyorum ki, kendi uçurumlarını aşan bir kişi, diğer insanlarla arasında bulunan uçurumları da kolaylıkla aşmayı becerebiliyor. Hayat nedir ki? Bir uçurumlar toplamı. Bir dengedir bu ipin üstünde durmayı biliyorsan güzel, duramıyorsan telafisi yok dibi boylarsın anında.

ertt

 

Sevgili Uzaklar,

 

İnsanın karmaşıklığından söz etmiştik sonra. Demiştin ki: “Çünkü insan karmaşık bir yapıdır. Şayet gerçekten insan olabildiysen, yani yüreğin bedenin ve aklınla hayatı anlamaya çalışıyorsan çevrenle iletişim kuruyorsan ve nefes alıyorsan, ama öyle bildik değil böyle ta içine çekerek, işte o an yaşam sırtına biner ve önüne sorunlar koyar, sen ise onları çözeceğim diye uğraşır durursun.”

Haklıydın belki. ama hayat yalnızca sorunları getirmiyor, beraberinde sayısız çözümleri de veriyor bizlere. Belki de yapmamız gereken tek şey ucuz ve bizleri yanılsamaya götüren çözümleri tercih etmeden, sorunları anlamaya çalışmak. Bir şeyi anlamaya çalışmak, onu çözmekten çok daha önemli inan bana sevgilim.

Herkesin denizi kendine okyanus demiştik, evet çok doğru. Herkes kendi sorununu kendi hayatını yaşıyor, ama çok az kişi limanda bekleyen gemisine atlayarak kendi içine yolculuk yapabiliyor.

Evet, limanda gemilerimiz hâlâ bizi bekliyor sevgili dostum. Ama ne yazık ki sonsuza kadar beklemeyecekler…

 

Sevgiyle kal…

 

 

Erol Anar

 

 

 

Not: Yazarın baskısı tūkenmiş olan “Sen” adlı kitabından.

 

 

Dūnyalılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu