Home / Güncel / İşçi Hareketi, Gdansk ve Varşova’nın Değişen Yüzü

İşçi Hareketi, Gdansk ve Varşova’nın Değişen Yüzü

Yakın tarihin büyük savaşlarından nasibini almış Polonya’nın kader çizgisinde direnişin önemli bir yeri olduğu kesin. Bugün kültürel mirasıyla göz dolduran, insani gelişme endeksinde üst sıralarda yer alan ülke, birliğin altıncı en kalabalık üyesi.

Benim için Polonya, önce Gdansk’ı hatırlatıyor. Baltık Denizi kıyısında sevimli bir liman şehri olan Gdansk’ın bugün turistleri kendine çekiyor olmasının nedeni de benimkiyle benzer. Şehrin yakın tarihte direnişin ve değişimin sembolü olması ve buradan esen rüzgarların tüm Orta Avrupa’yı etkilemesi. Özelllikle sanayi devriminden sonra, dünya tarihinin geleceğini işçi hareketleri belirlemiştir diyebiliriz. İşte bu işçi hareketlerinin en önemlilerinden biri Gdansk’taki Lenin Tersanesi’nde yaşanan grevdi. Polonyalı arkadaşım Lasski sayesinde, 14 Ağustos 1980’de başlayan tersane grevini görüntülemiş ve adeta bir dönemin değişmesine tanıklık etmiştim.

14 Ağustos 1980’de Lenin Tersaneleri’nde işçiler greve gitmişlerdi ama olaylar bundan 10 yıl önce zaten başlamıştı. 1967’de Lenin Tersanesi’nde çalışmaya başlayan Lech Walesa, tüm olayların en yakın tanığıydı. Bu da onu zaman içinde cumhurbaşkanlığına kadar taşıyacaktı.

1970’de polis, Gdansk’ta sokağa dökülen göstericilerin üzerine ateş açtı. Bu kanlı olaylar, bağımsız sendikaların kurulmasına yönelik mücadelelere güç kazandıracaktı. İşçiler, fiyatlardaki artışı ve iki işçi arkadaşlarının işten çıkarılmalarını protesto etmek için, 14 Ağustos 1980’de gösteri düzenlediler ve 17 bin işçi greve çıktı. Grevcilerin talepleri kabul görse de, grev diğer işyerlerinde çalışan grevcilerin isteği doğrultusunda, sürdü. Başlayan grev sonunda, Fabrikalar arası Grev Komitesi, Dayanışma(Solidarnosc) adıyla bağımsız bir sendikaya dönüşecekti. Yıllar sürecek mücadelede grev öncüsü Lech Walesa’nın ismi öne çıkacak, ona Nobel ödülünü kazandıracak, dayanışmanın bir figürü olarak yükselmesini sağlayacaktı.

Solidarnosc üyeleri yasaklanıp, tutuklandılar ama zaman onları haklı çıkaracaktı. Siyasi ve ekonomik reformların yürütülememesi, yeni grevleri doğurdu. Walesa, siyasi bir figür haline geldi ve hükümetle yapılan görüşmelerde yer aldı. Öyle ki, Aralık 1990 tarihinde yapılan seçimlerde cumhurbaşkanı seçildi.

Tarihteki birçok örnek, güç ve makam sahiplerine şiddetin bir çözüm olmadığını açıkça gösteriyor. Bugün Gdansk’ta tersane girişindeki işçi heykelleri, yakın tarihin kara günlerinde kimlerin kahraman olduğunu anlatmaya yetiyor.

Dayanışma Hareketi Polonya’da komünizmin sonunu getirdi ve hatta tüm Avrupa’da komünizmin çöküş sürecini başlattı. Ancak bir zamanlar 10 milyon üyesi olan bu sendikalar konfederasyonunun, serbest piyasa ekonomisinin kurbanı olduğu da bir gerçek. Demokratikleşme, serbest piyasa ekonomisi, AB üyeliği, parlak kelimeler olsalar da; bir zamanlar 17 bin işçinin çalıştığı tersanede, bugün 1700 işçinin çalıştığı gerçeğini değiştirmiyor. AB komisyonu tersanenin satılmasını istiyor çünkü tersane ancak hükümet destekleriyle ayakta durabiliyor. Günümüzde lüks yatların mekanı olan tersane, Polonya’nın yakın tarihinde önemli bir simge. Belli ki, zaman yeni değişimlere gebe. Değişimleri öngörebilmek için kahin olmak gerekmiyor. Eski kitapları karıştırmak yeterli. Biz de öyle yaptık ve Lech Walesa’yla görüştük. Bize geçmişten bugünden ve kapitalizmden bahsetti.

Gdansk, ismini tarihe yazdırmış önemli bir şehir. Son yıllarda ülkedeki yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik büyümenin gözle görünür hale gelmesi, Gdansk’ın da popülerliğini arttırmış durumda. Polonya’da en fazla ziyaret edilen şehirler arasında yer alıyor.

Varşova’nın Değişen Yüzü

Dünya gerçekten de benzersiz bir hızla değişiyor. Bugün Varşova’da turistik amaçlı nostaljik rüzgarlar esiyor olsa da, burası artık bir AB başkenti. Şehirler de tıpkı insanlar gibi, dönemin modasını takip ediyor. Varşova da modaya ayak uydurmuş görünüyor. Şehrin imar faaliyetleri hız kesmeden devam ediyor. Devam eden imar faaliyetleri arasında bir Türk firmanın yürüttüğü metro çalışması da var. Bu inşaat bize, Polonya’da incelemek istediğimiz iş güvenliği ile ilgili çok güzel, olumlu bir örnek oldu.

AB’de iş sağlığı ve iş güvenliğinin önemi büyük. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre her yıl iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla 2 milyon 200 bin kişi hayatını kaybediyor. Bu yüzden iş sağlığı ve güvenliği, kanuni bir zorunluluk. Ucuza mal edebilmek için insan hayatına ilişkin riskler almak, ancak kanunların ve denetimin olmadığı yerlerde mümkün oluyor.

Varşova’daki yenilenme süreci hız kesmeden devam ediyor. Dünyadaki büyük şehirlerin hemen hepsi inşaat, tamirat veya bakıma ihtiyaç duyuyor. Ancak tüm bunları insan hayatını, sağlığını ve hatta huzurunu bozmadan yapmak gerekiyor. İşte bu noktada kanunlar devreye giriyor.

Türkiye ölümlü iş kazalarında dünya üçüncülüğünü ve Avrupa birinciliğini elinde tutuyor. Kaba bir hesapla, bu AB ortalamasının yedi katı anlamına geliyor diyebiliriz.

Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre her yıl ortalama 50 milyon iş kazası oluyor. Bu kazalar nedeniyle yaklaşık 100 bin insan ölüyor ve 1,5 milyon kişi de sürekli iş göremezlik nedeniyle üretim dışında kalıyor. Ülkemizdeyse her yıl 95 bin iş kazası oluyor, 1500 kişi hayatını kaybediyor, 3 binden fazlası sakat kalıyor, 88 bin kişi de geçici iş göremezlik nedeniyle üretim dışı kalıyor. Rakamlar ürkütücü…

Coşkun Aral

Kaynak : www.iztv.com.tr

www.dunyalilar.org

Rastgele Haber

Shaima El Sabbagh_mısır

Göğe Su İçiren Martı

 ”  İç ses, diye söylendim  Ve ah dedim sonra,  Böyle ah demeyi beli bükük bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir