Home / Arka Bahçemiz / İslam, Demokrasi, Mısır, Türkiye, ABD

İslam, Demokrasi, Mısır, Türkiye, ABD

İslam, Demokrasi, Mısır, Türkiye, ABD

Mısır’daki darbe, Türkiye’yi olduğu kadar tüm Batı’yı kavram kargaşasına soktu. Bir taraftan demokratik seçimle gelmiş bir hükümetin askeri darbeyle gitmesi kimsenin rahatlıkla savunabileceği bir şey değildi. Öte yandan, geniş bir kesim de, halkın ezici çoğunluğunun Mursi iktidarının ülkeyi İslami bir rejime götürmesine karşı ayaklanmasının askeri darbeyi bir detay haline getirdiğini, ortada zaten bir demokrasi olmadığını söyleyerek oluşumu destekledi. Bir yandan da, İsrail’den sonra ABD için Orta Doğu’nın en stratejik ülkesinde olup bitenler Obama yönetiminin de kafasını karıştırıyor. ABD, darbeyi kınamasa da gelişmelerden çok kaygılı olduğu belli. Şu anda Mısır’a karşı nasıl bir pozisyon alınacağı tartışılıyor.

Sadece sivil iktidar askeri darbe ikileminden açıklanacak bir olgu değil Mısır’da olup bitenler. Özünde tüm Ortadoğu, hatta Türkiye’yi ilgilendiren, İslamcılıkla batılı bir kavram olan demokrasinin karşı karşıya geldiği, muazzam karmaşık bir toplumsal yumak karşımıza çıkıyor.

Mısır, Tunus, Fas, Cezayir gibi Arap ülkelerinde İslami hareketlerin son derece güçlü olması, ABD’nin de kabul ettiği bir gerçek.  Müslüman Kardeşler’in başını çektiği bu akım, “İslamcı” olarak adlandırılan, devletin İslami esaslara uygun bir düzenle yönetilmesi için çalışıyor. Organizasyon becerileri gelişmiş ve geniş kesimlerle ilişki kurabiliyorlar. Bir de daha radikal, İslam’ın ancak silah zoruyla realize edilebileceğini savunan Salafiler gibi gruplar varlıklarını sürdürüyor. Aslında şiddetten uzak duran Müslüman Kardeşler, iktidarları boyunca Al Kaide ile de ilişkileri olan bu radikal grupları dengeleyen bir faktör oldu ABD için.

Ancak hemen hepsi uzun yıllar ABD’nin desteklediği seküler diktatörlüklerle yönetilmiş bu ülkelerdeki toplumsal yapının büyük çoğunluğunu ise İslami bir hayat tarzı olan, ama kamusal alanda laik olan geniş kitleler oluşturuyor. İslamcıların aksine Mısır’da bu kesimin arkasını dayadığı bir siyasal oluşum yok. Laik kitleler, orduyu kendilerine sahip çıkan bir güç olarak algılıyorlar. Bir tarafta MK tek organize siyasi güç olarak iktidarı sandıkta ele geçiriyor, ama toplumun büyük kesimi İslama bağlı olsa da İslamcı bir düzende yaşamak istemiyor. İki tarafın arasındaki gerilimi ise ordu devreye girerek çözüyor.

Yüzde 25 ile çoğunluğu kazandı

Mısır’da 2012 seçimlerinde tek örgütlü parti Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) seçimlerin ilk turunda tüm oyların sadece yüzde 25’ini aldı. İkinci turda, karşısındaki bağımsız adaylar çekildi ve diğer yüzde 25’te istikrar adına MK’den seçim öncesi istifa etmiş Mursi’ye oylarını verdi ve Mursi yüzde 51 oyla iktidara geldi. Ama Mursi seçim sonrasında, karşısında Mübarek döneminin bürokrasisini, ordusunu, yargısını buldu. Eski bürokratik yapı MK’a güvenmiyor, ve atılan her adıma direnç gösteriyordu. Tabii, Mursi’nin bağımsızlık sözünü unutup, çoğunluğu temsil ettiği sanısına kapılarak MK’in ajandasını toplumun diğer kesimleriyle uzlaşma aramadan uygulamaya koyması, aradaki gerilimi büyütüyordu. Ekonomik zorluklar da devreye girince MK iktidarı için yolun sonu gözükmüştü bile.

AKP ÖAP benzerliği

Şimdi bir de 2002 Türkiye’sine dönelim. DSP/MHP koalisyonun ülkeyi tarihinin en büyük ekonomik krizine sürüklediği bir dönemdeyiz. Seçimlere kısa süre kala kurulan AKP, toplumdaki mevcut partilere karşı duyulan yaygın umutsuzluğu arkasına alarak toplam oyların yüzde 25’ini alarak iktidara geldi. Geçerli oyların yüzde 34’ünü alarak iktidara gelmesinin arkasındaki temel faktör ise, düzenden umudunu kesmiş yüzde 21’lik bir kitlenin sandığa gitmemesi olmuştu. Aynı şekilde, kökeninde İslamcı bir toplum düzenine inanan bir kadronun kurduğu AKP, karşısında bürokrasi, ordu, medyadan oluşan geniş bir cephenin direncini buldu. İşte o noktada, AKP’nin askeri vesayetten bıkmış toplumsal desteği de arkasına alarak, ordunun gücünü tasfiye etmesi bir kırılma noktası oldu. Ama AKP iktidarını sağlama alınca, Mısır’da MK’in çok acelece yaptığı gibi İslamik ajandasını daha açık bir şekilde dillendirmeye başladı. Bu süreç de AKP’ye oy vermiş kitleleri de kapsayan, İslamla sorunu olmayan ama seküler bir hassasiyete sahip kitleleri Gezi ile birlikte harekete geçirdi.

İslam demokrasiyle bir arada olur mu?

Sorun dönüyor dolaşıyor, İslamla demokrasinin uyumlu olup olamayacağı noktasında düğümlenyor. İslamın, sadece bireysel değil toplumsal hayat için de ilahi bir düzen getirdiğini, bunun dışındaki her çözümün İslamın ruhuna uymadığıını düşünen İslamist düşünceyle Batılı bir düşünce ve pratik olan demokrasi ne ölçüde bağdaşabilirdi. ABD, Orta Doğu politikalarını oluştururken önceleri hep bu soruya olumsuz yanıt vererek politikalarını düzenliyordu. İran devrimiyle gelen teokratik rejimin yarattığı başağrısı, Amerika’yı yıllarca seküler dikatatörlükleri desteklemeye itti. Ancak Arap devrimiyle birlikte ABD ve Batı, bu diktatörlüklerin toplumda kendilerine tehdit olabilecek her türlü düşünceyi, inancı acımasızca bastırdığını ve bu baskının artık sosyal patlama noktasına geldiğini fark etti. Ve diktatörlüklerin devrilmesine yeşil ışık yaktı. Amerikan dış politikasında, toplumun dibinden gelen siyasal İslamın daha fazla baskı altına tutulamayacağı anlaşılmıştı. Dış politika yazarları, artık İslamcıların iktidara gelmesine  izin verilerek, iktidar sorumluluğunu üstlenecek İslamcılığın jenerasyonlar boyunca halk nezdinde kredibilitesinin bitmesinin tek yol olduğu konuşuluyordu. Buna da örnek olarak halkın artık nefret ettiği İran’ın teokratik rejimi gösteriliyordu. Nitekim, Obama MK iktidarına her türlü desteği verdi. Yer altındayken ABD’yi şeytanlaştıran MK, artık ABD’yi en önemli destekçileri olarak görüyordu.

Mısır’ın en büyük gücü ordu

Ama aynı ABD, aynı zamanda strtatejik çıkarları nedeniyle Mısır ordusuna her yıl 1.5 milyar dolar akıtmaktan da vaz geçmiyordu. Mısır ordusu, aslında ülkenin en büyük partisiydi. Onlarca iş koluyla ekonominin üçte birini elinde tutuyor, büroksinin tüm kilit noktaları emekli askerler tarafından yönetiliyordu. Mübarek’i deviren ordu, MK’nın, sandık sonuçlarına güvenerek toplumun diğer kesimleriyle uzlaşma aramayan İslamcı  politikalarının, nihai olarak kendi elindeki gücü alacağına inanıyordu (aynen AKP – ordu örneğinde olduğu gibi).  Gösteriler yaygınlaşınca, son darbeyi vurmakta çok hızlı davrandı, Mursi’ye hiç şans tanımadı.

Şimdi, ilk şaşkınlık bulutları dağılınca, darbenin sakıncaları yorumlarda ağırlık kazanmaya başladı. Gösteriler demokratik hak arayışı çerçevesinde kalsa, hiç bir yönetim tecrübesi olmayan MK kısa sürede zaten tüm kredisini bitirecekti. Ancak darbe, şimdi MK taraftarlarının kenetlenmesine yol açtı. Taraftarları silahlı direnişin ilk işaretlerini veriyor. Meşru iktidarlarının elinden alınmasına bu kez sessiz kalmayacaklar gibi gözüküyorlar. Hatta Mısır’ın, 1991’de Cezayir’de olduğu gibi, bir iç savaşa sürüklenip sürüklenmeyeceği bile dış politika uzmanları tarafından tartışılmaya başlandı bile.

Tarihi şans kaçtı

Ancak kim başa geçerse geçsin temel sorun, demokrasinin sandıktan öteye gidip gitmeyeceğinde düğümleniyor. Yıllarca diktatörlükler altında baskı altında tutulan Mısır ve diğer Arap ülkelerinde, toplumla devlet arasında tampon görevini görecek hiçbir sivil oluşuma izin verilmedi. Belli amaçlar için bir araya gelme, organizasyonel yapılar oluşturma, işbirliği becerilerinin gelişmesi gibi unsurlardan oluşan “sosyal sermaye” bu toplumlarda budandı. Aradaki boşluk tamamıyla ordu ve yer altındaki İslamcı oluşumlar tarafından kaplanmıştı. Haksızlık ve adaletsizlik gibi temalarla halkta karşılığını bulan temalarla güçlenen MK’nın ve İslamcıların parlementer süreç içinde (tam anlamıyla demokratik olmasa da) yıpranması ve gelecek seçimlerde iktidarlarını kredibilitelerini bitirerek terketmeleri, uzun vadede hem ABD, hem Mısır için en iyi çözümdü. Ancak, sosyal sermayeyi tüketmiş Mısırlıların hiçbir siyasi, organizasyona sahip olmamaları orduyu devreye soktu ve bu tarihi şansın kaçmasına neden oldu.

Orta Doğu MK’nın gidişinden memnun oldu

İran’dan Suriye’ye, Filistin yönetiminden Katar’a, İsrail’den Suudilere tüm bölge güçleri, aslında popülüst bir tavırla, bu durumdan memnun oldu. Çünkü MK, bir yandan da Arap halklarını örgütleyebilecek, Orta Doğu’da mevcut düzeni sarsabilecek tek toplumsal güçtü. Şimdi Mısır derin bir fay hattıyla tehlikeli bir şekilde bölünmeye gidiyor. ABD dış politikacıları da aslında , sivil siyasi organizasyonların hızla oluşmasının tek çözüm olduğunu görüyor. Tüm toplumu ekonomik ve siyasi olarak saran ordunun, demokratik istikrarın ve huzurun önündeki en büyük engel olduğu anlaşılıyor.

Türkiye’ye etkisi

Mursi’nin devrilmesi, Erdoğan için Orta Doğu’daki en büyük ortağını kaybetmek ve Arap Baharı sırasında edindiği “kahraman”lığa veda etmesi anlamına geliyor. Arap toplumlarının diktatörlüklerden özgürleşmesine destek veren Erdoğan’ın prestiji, seküler halk desteğine karşı MK’nin arkasında yer alarak, ilkesel olarak doğru ama stratejik olarak yanlış bir tepkiyle, iki yıl gibi kısa bir sürede dibe vuruyor, Gezi ile Batı’ya yayılan “diktatör” imajı Orta Doğu’ya sıçrıyor. MK’yı askeri ve ekonomik olarak “stratejik ortak” ilan eden, Erdoğan ve AKP, Orta Doğu’da yalnızlaşmaya gidiyor. Üstelik Erdoğan’ın sunni İslamcı anlayışını toplumun tümüne empoze etmeye çalıştığı bir dönemde Mısır’daki darbeye karşı çıkması inandırıcılığını azalttı. Suriye, Irak, İran, İsrail gibi karşıt cepheye şimdi Mısır’da katılacak. Orta Doğu liderliğine oynayan bir ülke olarak bir anda oyun dışı kalması, AKP iktidarınının izolasyonunu daha da arttıracak. Mursi sayesinde  Hamas’la ilişkisini geliştiren ve  Gazza’da etkinliğini artıran Erdoğan’ın Gazza ziyaretini ertelemek zorunda kalması bu gelişmenin ilk ve çarpıcı örneği.

İslamcılık: Tehlikeli bir hayal

Evet, Mısır kendi içinde çok doğru olmayan bir yönteme başvurarak tehlikeli bir sürece girdiyse de bölgeye ve dünyaya şu mesajı verdi: Günümüzün ağlarla bağlı “global köyünde”, İslamcı bir düzenin kurulması gerçekçilikten uzak tehlikeli bir hayalden başka bir şey değil. Mursi’ye oy verenlerin büyük çoğunluğu bile ayaklanmalara katılarak, şeriatın katı yasalarının içine girmeyecek kadar dünyevi laik hayattan vaz geçmeyeceklerini gösterdi.

Diğer yandan, Mısır örneği, şaşırtıcı bir şekilde Türkiye’deki gelişmelerin eşyanın tabiatına uygun, doğal bir süreçte ilerlediğini de gösteriyor. AKP’nin orduyu siyasi hayatın dışına çıkararak demokratik sürecin gelişmesine ne denli katkıda bulunduğu, Gezi ile anlaşılıyor. Eskisi gibi siyasi hayatta etkin bir Türk ordusu olsaydı, çoktan darbe olmuş, siyasi süreç kesintiye uğramış olacaktı. Şimdi Türkiye asker olmadan, İslamcı düşünceye karşı demokratik mücadeleyi öğreniyor. Üstelik gelişmeler, aynen Amerikalı uzmanların Arap ülkeleri için öngördüğü gibi, İslamcılığın kredibiletisini toplum nezdinde hızla azaltıyor. Ancak, Mısır’da olduğu gibi, darbelerin Türkiye’de sivil hayatı yok ettiği, ana muhalefet partisi CHP’nin bir partiden çok kişiler arası iktidar kavgasının olduğu statik, donmuş bir dünya görüşünü temsil ettiği bir ortamda, canlı, sivil demokratik oluşumların eksikliği, ve karşılarında aynen MK gibi yaygın bir örgütlenmeye sahip iktidar partisinin olması, demokrasinin önündeki en büyük handikap. Yine de, demokratik mücadele ancak asker olmadan, bedeller ödeyerek öğrenilebilecek bir süreç. Başka da bir yol yok…

Ahmet Buğdaycı (ahmetbug@gmail.com)

New York’ta yayınlanan Posta212 adlı gazetede köşe yazarı olan Ahmet Buğdaycı, sosyal, ekonomik araştırmalar ve trend analizleri üzerinde uzmanlaşmıştır.

Yazarın diğer yazıları

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin.html

http://dunyalilar.org/ey-gezici-arkadas-iktidara-nasil-gelirsin-2.html

http://dunyalilar.org/gezi-partilesirse-ne-kadar-oy-alir.html

http://dunyalilar.org/gezi-kamuoyu-aktorlerini-nasil-teshir-ediyor.html

http://dunyalilar.org/gezi-direnisini-laik-chp-analiziyle-aciklamanin-tarihsel-yanlisligi.html

http://dunyalilar.org/amerikan-dusunce-kuruluslari-gelismeler-icin-ne-diyor.html

http://dunyalilar.org/dunyadan-turkiye-nasil-gorunuyor.html

http://dunyalilar.org/big-brother-degil-big-data-internet-kayit-altinda.html

 

Rastgele Haber

15 temmuz ismailağa

‘Cüppeli Ahmet Hoca’ bir istisna mı?

‘Cüppeli Ahmet Hoca’ bir istisna mı?  Fikret Başkaya ” İşçi çıkarılınca kıdem tazminatı almak caiz …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir