Home / Güncel / Kadıköy’ü Nasıl Bilirdiniz?

Kadıköy’ü Nasıl Bilirdiniz?

“Biz karşının direnişçisiyiz”

Her şey Karaköy vapurunda başladı. Mayıs ayının son günleriydi. Önümüzdeki özgür Haziran günlerinin geleceğinden habersiz binmiştik vapura. Açık havada oturmak için biraz erken olsa da vapurdaki sigara ‘yasağını’ delmek için ideal zamanlardı. ‘Karşıya’ adım attığımızda ise büyük bir ‘tartışma’ bizi bekliyordu. Taksim’e çıkmak için Tünel’e mi bineceğiz yoksa hızlıca yürüyecek miyiz? “Akbil basmaya ne gerek var iki dakikada çıkarız yokuşu” cümleleri bizi bir solukta Taksim Tünel’e kadar getirmişti. Sonrası gaz, barikat, ateş, direniş, zafer, özgürlük ve belki de aşk. Böyle başladı bir Kadıköy’lünün Gezi’deki ilk günleri. O zaman kimin aklına gelirdi ki “Biz karşının direnişçisiyiz” yazılamasını bizim için ‘karşı’ olan Avrupa yakasından Kadıköy’e gelenlerin diyeceğini..

“Ev kira ama semt bizim”

Eylüllü zamanlardı. Gezi Direnişi coğrafyamızda bir çok şeyi değiştirmiş, yıllarca üstüne kafa yorulan mücadele araçlarını yerle bir etmiş kendi isyanını doğurmuştu. Elbette bu isyan devlet ‘büyüklerinin’ istediği gibi hemen bitmeyecekti. Açıkçası halkın da buna hiç niyeti yoktu. Antakya’nın hayallerini satmayan asi çocuğu Ahmet’in katledilmesi fitili ateşlemiş, sokağa önce Taksim’de çıkılmış ardından Kadıköy’e dönülmüştü. Ertesi gün için Boğa’ya yapılan çağrıysa masaya Haziran’ın öfkesini çoktan koymuştu.. Velhasıl aradan iki ay gibi bir süre geçmişken roller de değişti. Direnişin Kadıköy’e taşınmasıyla artık Avrupa yakasındakiler ‘karşı’ya geçiyordu. Vapurda açık havada söylenen direniş marşlarını artık biz değil ‘karşıdaki’ yoldaşlarımız söylüyordu. Artık Kadıköy vardı. Yeni bir direniş doğuyordu ve bu direniş Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’ndan geçiyordu. Ethem’e, Medeni’ye, Abdullah’a, Ahmet’e, Ali İsmail’e ve Hasan Ferit’e bir adım daha yaklaşılmıştı. Bahariye Caddesi’nin uslanmaz çocukları karşıladı vapurdan Anadolu’ya inenleri. Önce Altıyol Boğa’dan Söğütlüçeşme’ye yüründü. İktidarın binlerce kolluk kuvvetiyle korkarak, titreyerek savunduğu binasının önünde şehrin kötü çocuklarını gaz bulutu karşıladı. Ne gaz ne plastik mermi onları kaçırmadı, sadece biraz ‘gerileterek’ Bahariye Caddesi’ne getirdi. Boğa’dan Moda’ya uzanan cadde boyunca halk sabahlara kadar sokaktaydı. Çarşı görevi burada Fenerbahçe’lilere devretmiş, taraftarıyla, sosyalistiyle,Yurtseveriyle, Kemalist’iyle herkes yek vücud olmuştu.

Kısacası ezberler bozulmuştu. Yıllarca “ulusalcı, orta sınıf” diye tabir edilen Kadıköy’ün göbeği, “iyi ağabeylerin” oturduğu Moda’nın hemen dibinde barikatlar kuruluyor ateşler yükseliyor, halk semtine, Kadıköy’üne sahip çıkıyordu. E biz de şaşırmadık değil tabi. Önce, polisin her yoğun saldırısında bizlere evlerini açan Kadıköy’ün şirin teyzelerine, sonra Haziran döneminden hatırladığımız tencere-tava çalma eyleminin en uzun sürdüğü semtin polise olan şiddetli öfkesine. Artık Kadıköy sokakları buram buram direniş kokuyordu. Mühürdar’dan çıkıp Bahariye yokuşunu tırmananlarıysa bir yazılama karşılıyordu; “Ev kira ama semt bizim”..

“Bu pisliği devrim temizler”

Ve geçtiğimiz pazar. Okyanus ötesinden gelen ‘ricaların’ üzerine başlayan ve pisliğin pisliği doğurduğu  yolsuzluk operasyonlarından sonra başlayan öfkenin ve intikam ateşinin harlandığı yerlerden biri de Kadıköy oldu. Önce “Halkın bankası olmaz adaleti olur” dedi Kadıköy’lü bir direnişçi bankanın önüne ayakkabı kutusu fırlatırken. Sonra şehrime dokunma dedi, ormanıma, suyuma dokunma. Bunun için yürüdü. Yetmedi. Ne öfkesi ne intikam isteği henüz bitmemişti. Yeniden çıktı sokağa. Boğa’ya yürüdü nefes nefese. Yoldaşlarıyla buluştu, polisi, düşmanını aldı karşısına. Korkmadı. Bahariye Caddesi’nde Çav Bella söylerken, tuttu barikat yapmak için tramvay yoluna dizilen bankların ucundan. Taşıdı. Yorulmadı. Polisin gazlı her yoğun saldırısında, Kadıköy’e çok da yabancı olmayan 1 Mayıs Mahallesi’nin yoksul sokaklarının cesur evladı Mehmet yoldaşının yanına koştu. Önceki adı “Moda Eski Havuz” olan meydanın adını “Mehmet Ayvalıtaş Meydanı” yapmıştı çünkü. Sonra bağırdı. “Her yer Kadıköy her yer direniş” dedi. Arkadaşını çağırdı, komşusunu, teyzesini, Yeldeğirmeni’nden seslendi Acıbadem’i çağırdı. Geldi, büyüttü direniş ateşini. Ne dün ne bugün korktu Kadıköy’lü, yılların biriktirdiği öfkeyi isyana dönüştürürken. Barikat barikat tutuşurken direnişin yeni kalesi, yükselirken metropolün içinden, yeniden koştu Kadıköy’lü. Durdu.

Çıkardı spreyini siyah kamufle çantasından. Yavaşça bastı o ince plastiğe. Yazdı belki de tarihinin ilk yazılamasını üzerinde hissedecek olan soğuk betona. “Bu pisliği devrim temizler”..

Haydar Taştan

#KadıköyDireniyor

Dünyalılar

Rastgele Haber

Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler… – Fikret Başkaya

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir