Home / Arka Bahçemiz / Kadınlar Feminizmden Neden Korkar?

Kadınlar Feminizmden Neden Korkar?

femen

Kadınların kölelik tarihi bin yıllar öncesine dayanır ve bu uzun zaman dilimi boyunca kadınlar ataerkil sistem içinde var olabilmek, yerlerini sağlamlaştırmak için çeşitli pazarlıklar yaparlar. Ataerkinin ve iktidarın -ki ikizidirler- değişen yüzlerine uyum sağlayabilmek adına her an yeni stratejiler geliştirirler. Bunu yapmak zorundadırlar çünkü düşmanları da sürekli bir değişim içinde. Elbette bu stratejiler düşmanı düşman olarak tanımlamaya asla izin vermiyor, saflar asla belirgin olmuyor. Çünkü strateji dediğin zaten alengirli bir yoldur ki; kurda ağamsın, paşamsın demeden ormanı sağ salim geçip eve varamıyor kırmızı başlıklı kız. Eve varmaktan dem vurdum diye kadınlar, aslında orman yolunda,kendiliklerini keşfetmek, birey olmak, köleliğin her türüne hayır demek adına gizli ve başarılı bir planın içindeler şeklinde anlaşılmasın. Yaratmışlarsa da bazen gizli ve dar patikalar; ormana gitmeyi bir yana bırak ”el alem ne der” , ” herkes böyle ” , “hayat böyle daha kolay” ve “ama ben aşığım” lar ile toplum, din, devletin eli ve ataerkinin etrafı saran ruhu ile kapatıldıkları kafeslerin bir adım ötesine çıkamayan binlerce kadın var. Bu kadınlar zaman zaman yaşadıkları sömürü sisteminden dert yansalar da ortada açık bir pazarlık var ve kazanım olarak gördükleri şeylerden vazgeçmek istemiyorlar. Öyle ki ataerki ile yaptığı pazarlık sonucunda bireysel çıkarlar elde etmiş kadınların ataerkinin yeterince uygulanmadığından şikayet ettiklerini görmek şaşırtıcı değil ne yazık ki. Yani kadınların bir kısmı ataerkil sistemden dert yanarken bir kısmı da “hanımın yeri evidir” deyip kapitalist düzenin insanı tüketen çalışma koşullarına karşı kendince önlem alıyor, “iyi hanım itaatkardır” diyerek karar vermenin ve dolayısı ile sorumluluğun erkeğe ait olduğunu vurguluyor, sorumluluğun yükünden kurtulmaya çalışıyor.

Biliyorlar ki eğer pazarlığı bir kenara bırakıp gerçek bir kurtuluş, onurlu bir yaşam için mücadele etmeye karar verirlerse artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Feminizmin ne olduğu konusunda belirlenmiş, herkesçe kabul görmüş bir tanım olmamasına rağmen kadınların günlük hayat deneyimleri neye karşı olunması gerektiği konusunda oldukça net ve somut veriler sağlıyor. Femizmin ne olduğu veya ne olması gerektiği bir yana, nasıl yaşamamamız açıkça ortada. Yani aslında mesele yaşadığımız kötü düzen karşısında bireysel çıkarlar peşinde mi gideceğimize yoksa kolektif bir kurtuluş için mi mücadele edeceğimize karar verme meselesidir.

Üstte bahsettiğim feminizmden korkma sebebi daha çok para kazanıp, nispeten bağımsız bir yaşam sürdürebilmeleri zor olan kadınlara (mı) özgüdür. Oysa feminizm korkusu, sol cenahtan partilerin kadınlarından tutun da, kadın devlet başkanları ve en gözde film starlarının bile korkulu rüyasıdır. Kadınlarla ilgili bir çift kelam edeceklerse eğer, söze “ben feminist değilim ama” ile başlamak, önce söyleyecekleri sözden dolayı özür dilermiş gibi, onları izleyen milyonlara feminist olmadıklarını söyleyerek sözlerinin geçerliliğini, kendilerinin de “normal” olduklarını sağlama almadan başlamazlar. Elbette bu kendiliğinden oluşan bir korku değil, sistemli ve uzun uğraşıların sonucudur.

Tc’nin kuruluş yıllarından günümüze baktığımızda devam eden,toplumun her yerine sirayet etmesi için özelikle yürütülen bir anti-feminizm propagandasını görmek mümkün. Kuruluş yıllarında anne-direngen-cephe gerisinde çalışan bir kadın imgesine ihtiyaç vardı, bu yaratıldı-övüldü-edebiyatta yankı buldu. Cumhuriyet kurulduktan sonra ise modern-çağdaş-toplumu ileriye götüren kadın modeli sunuldu çünkü genç cumhuriyet yönünü batıya dönmüştü. Şüphesiz kadınların yaşamlarının her yönü istenilen şekilde dizayn edilmeden çağdaşlaşılamazdı. Nitekim medeniyetsiz yerlere(!) ışık, bilgi götüren öğretmen kadın tipi bu dönemin projesidir.( bakınız: Çalıkuşu romanı) Sonrasında ise devletin benimsediği devletçi ambalajlı türkçü-islamcı politikalar gereği feminizm dahil sonunda İZM olan her akıma neredeyse savaş açıldı.

Sürekli olarak türklüğe ve islama diş bilemiş düşmanlar yaratılarak toplumun din ve ırk merkezli bir düşüncede tutulması sağlandı. Gerektiğinde bunlar gavur icadı, bilerek bizi çökertmeye çalışıyorlar, Türk kadını başımızın tacıdır zaten ne gerek var bunlara denildi. Bazen Orta asya’ da yaşamış Türki kabilelerden bir kadın sultanı gösterip “yaaa batı bizden ders alsın” denildi.
Çoğu zaman da ‘Feminizm denen batı projesi islamın öngördüğü aile yapısını yıkmaya çalışıp, Türk örf ve adetlerini unutturmak içindir’ düşüncesi benimsetildi. Böylelikle kadınlara nasıl gülebileceklerinden tutun da kaç tane doğuracaklarına kadar talimatlar vermeye başladılar.

Yani kadınlar hiç bir zaman kendileri için, kendilerine dair politikalar geliştiremediler, hep başka projelerin nesneleri olarak ele alındılar. Ne zaman ki kadınlar ataerkilliğe savaş açıp, din-ırk-sınıf üzerinden kandırılamadılar o zaman hemen başları ezildi ve onların yerine uyumlu(!), devlet projelerinin yürütücüsü, emir kulu elemanlar getirildi.

Elbette olan, katledilen, dövülen,ezilen kadınlara oldu. kadınlar arasında yıkılması güç duvarlar örüldü, acılarının kaynağı aynı dahi olsa yaşanma biçimi-derecesi değişti.
Hatta hakim ırk ve sınıfın kadınları kendilerine sınırlı bir alan yaratıp “bize batıdan önce oy atma hakkı verildi” diye kendilerini epey kurtulmuş bile hissettiler.

İşte sanırım tüm bu sebeplerden kadınlar Feminizm’in F’sinden bile korkuyorlar, feministim derlerse şu ana kadar ezberletilen değerlerine ihanet etmiş olacaklarına inanıyorlar sanki. Elbette tüm bu sebeplerin dışında binlerce sebep vardır, ama ele göze bu geldi şimdilik deyip bahsi kapatayım.

Rojda Yashik

Dünyalılar

Rastgele Haber

siyasal islam

Siyasal İslam ve Sefalet

Siyasal İslamcılık veya olağanüstü hali olağan hale getirebilmek! Fikret Başkaya Şimdilerde devlet ve toplum, dinci …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir