Home / Güncel / Kadınların Üzerindeki Bir Sorun: Cam Tavan Sendromu

Kadınların Üzerindeki Bir Sorun: Cam Tavan Sendromu

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı “hayat dersi”ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. İşte buna “cam tavan sendromu” denir.

Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

Kadınların Üstünde Cam Tavan mı Var?

 

Kadınlar; güçlü önsezileri, gelişmiş empati güçleri, kolay iletişim kurma becerileri, uzlaşmaya daha yatkın olmaları ve sabırları ile iş hayatında erkeklerden farklılaşıyorlar. Kadınların bu özellikleri, onlara iş dünyasında büyük avantajlar sağlıyor ama maalesef bizim toplumumuzda kadınların iş gücüne katılımı dünya ortalamasının çok altında. Bizim toplumumuzda kadınların çoğu evlerinde oturuyor.

Dünya Ekonomi Forumu her sene Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi yayınlayarak dünya genelinde kadın ve erkeklerin durumunu değerlendiriyor. Bu endeks hesaplanırken kadınların ekonomiye katılımı; eğitime, sağlık hizmetlerine erişimi ve siyasete katılımları dikkate alınıyor.

Kadın-erkek eşitliğinde en iyi ülke İzlanda. Norveç ikinci, Finlandiya üçüncü. Finlandiya’yı İsveç ve Yeni Zelanda izliyor. En sonda yer alan ülkeler ise Yemen, Çad ve Pakistan. Birleşmiş  Milletler  İnsani Gelişmişlik  Endeksi verilerine göre kadınların en yüksek oranda iş hayatına katıldığı ülke, Danimarka. Danimarka’da her yüz kadından 71’i çalışıyor. İkinci sırayı %70 ile İsveç, üçüncü sırayı %66 ile Hollanda, dördüncü sırayı %65 ile Finlandiya, beşinci sırayı %62 ile İngiltere alıyor. Türkiye %22 ile AB ülkeleri içinde kadınların en az oranda çalıştığı ülke konumunda.

Türkiye’de çalışan kadınların  %42’si  tarım sektöründe, %15’i sanayi sektöründe, %43’ü ise hizmetler sektöründe çalışıyor.

Kadınlar iş hayatına girseler bile yükselme şansları erkekler kadar fazla değil. Sadece mecliste (TBMM) değil, şirketlerde de yönetici koltuğunda çok az kadın oturuyor. Sanki bir yere kadar yükseliyor ama oradan sonra “cam bir tavana” çarpıp duruyorlar. Yönetici pozisyonunda çalışan kadınların, belirli bir aşamadan sonra yükselmelerini engelleyen faktörlerin toplamına da  “Cam Tavan Sendromu” deniyor.

“Cam Tavan” benzetmesi, kadınların iş hayatında yükselmelerini önleyen “görünmez” engelleri anlatıyor. Maalesef bizim toplumumuzda sadece ofiste değil, sosyal alanda da kadınların üzerindeki cam tavanlar onların yükselmesine engel oluyor.

Bir ülkede kadınların statüleri erkeklerle eşit seviyeye gelmezse o ülke gerçek anlamda medeni bir ülke olamaz. Gerek şirketlerde gerekse kamusal alanda karar verici pozisyonlardaki kadın sayısı artmadıkça toplumun refah düzeyi artmaz.

Cumhuriyet dönemi basın tarihimize damgasını vurmuş isimlerden biri olan Türkiye’nin ‘İlk Kadın Adliye Muhabiri  Vasfiye Özkoçak’ın çalişma yaşamı anılarına ilişkin yazılan yazı iş hayatında kadın mücadelesine güzel bir örnek:

“Bir gün üniversiteden hocam olan Burhan Felek, beni Cumhuriyet gazetesinde iş vermek için çağırdı. Böylece 1952 yılında muhabir olarak çalışmaya başladım. Gazetedeki erkek arkadaşlar önce şaşırdılar. Kendi aralarında, ‘Genç bir kızın, erkeklerin arasında ne işi var, gitsin evinde otursun’ diye konuşmuşlar. Kimi, nasılsa birkaç gün sonra dayanamaz kaçar; kimi, koca bulmaya gelmiş, yakında bulur gider demişler. Uzun yıllar da böyle düşünmüşler. Onlar öyle düşünseler de, ben işimden evlenmeye hiç vakit bulamadım. Yaşamı, gazetecilik olarak kabul etmiştim.

İlk günlerden birinde, ‘Milli Eğitim’in toplantısı var, sen gideceksin’ dediler. Verilen adrese gittim. Hep erkek ve eğitimciye benzer kimse yok! Meğer, Milli Eğitim’in değil, hamalların kongresiymiş. Beni içeri almıyorlar. ‘Gazeteciyim, Cumhuriyet Gazetesi’nden kongrenizi izlemek için geldim’, diyerek kendimi tanıttım. Şaşkın şaşkın bakıp, ‘olmaz öyle şey’ dediler. ‘İşimi yapmam lazım’ deyip, içeri girdim. Fakat, salonda kavga var! İri yarı adamlar, birbirine girmişler! Arada kaldım. Zorlukla haberi yazdım, resimler çekildi, işim bitti. Gazeteye, işimin bittiğini geleceğimi söyledim. ‘Gelme, sonuna kadar kal’ dediler. Akşam gazeteye gittiğimde vücudumun tamamı kıpkırmızı kabarmıştı. Ürtiker olmuştum. Sonradan öğrendim ki, onlar hamallar kongresinde hep kavga olduğunu biliyorlarmış! Beni bilerek, bir an önce kaçırmak için oraya göndermişler.

İlk zamanlarda bu tür olayları çok yaşadım. Korktuğum anlar oldu, ama hiç belli etmedim. Onların isteklerinin yerine gelmesine hiçbir zaman izin vermedim. Ben bunları, beş yıl önce; bir toplantıda, o günlerden bir arkadaşım kürsüde konuşurken, Feyyaz Toker de dahil, ‘Ne yaptıysak kaçıramadık’ dediklerini öğrendim.

İş ayrımı yoktu. Herkesin yapacağı iş, günlük olarak bir deftere yazılırdı. Herkes deftere bakıp adına yazılmış işi alır, giderdi. Erkek arkadaşlar, ‘Kadındı, başaramadı’ demesinler diye çok çalışırdım.

Önce, iş yaşamı, polisiye olaylar, politika ve daha sonra da 1955 yılından 1993 yılına kadar adliye muhabiri olarak çalıştım. Ben adalete çok önem veren bir insanım ve adliye muhabirliğini de bu nedene severek yaptım. Adalet insanlığın temelidir. İnsanı insan yapan şeydir adalet. Bir gün Cevat Fehmi Başkut bana dedi ki, ‘Sen adliye muhabiri olduktan sonra artık hikâye yazılmıyor, haber yazılıyor’.

Sağcılar beni solcu, solcular sağcı bildiler. Ben gazeteciydim, işimi yaptım. Yanlış bulmuşsam babam olsa, affetmez, yine yazardım.”

Dünyalılar

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir