Home / Arka Bahçemiz / Kayıp Diller ve Sırları

Kayıp Diller ve Sırları

İnsanlığın on binlerce yıllık bilgi hazinesi, yok olan dillerle birlikte kayboluyor. Gezegenimizin doğasının korunması, Türkiye’de ve tüm dünyada dilleriyle birlikte kültürel çeşitliliğin sürmesine bağlı.

gagavuz-1

Gagavuzlar, bugün Moldova Cumhuriyeti’nde, Gagağuzeli Özerk Devleti’nde, Kuzeydoğu Romanya’da ve az sayıda Ukrayna’da yaşayan, Hıristiyan bir Türk topluluğudur. Dilleri tehlike altındadır.

Şimdi bir hikaye okuyalım…

“Yalova’nın bir dağ köyünün ormanındaydık. “Ne zaman bu yolları yaptılar, buraların eski tadı kalmadı be kızım,” diye söyleniyordu Saadettin Amca yürürken. Dile kolay, tam 75 yıldır burada yaşıyordu. “Biz çocukken bu ormanda saatlerce yürür, burada yaşayan her ağacı, her canlıyı tanırdık. Şimdi hale bak! Bir yerden araba yolu geçti mi, artık orayı unutacaksın zaten. İnsanın girdiği yerden hayır gelmiyor.” Bir yandan sohbet ederken, bir yandan da yolda karşımıza çıkan meyve ağaçlarının başında durup tatlarına bakıyorduk. Topladığım böğürtlenler yüzünden morumsu renge dönmüş parmaklarımla tanımadığım bir ağaca dokunup sordum:

-Bu ne ağacı?

Cevap vermeden önce bir an duraksadı Saadettin Amca.

-Hımm.. Şey, ‘‘totori çuhuli’’ işte… Şaşkın bir ifadeyle bakakalmıştım.

-Totori tuçili mi?

-Hayır, totori çuhuli.

Daha gırtlaktan çıkarıyordu sözcükleri, tam uygun bir harfle karşılayamadığım sözcüklerdi.

-Totori çuhuli, Lazcada bir armut çeşidi.

Nasıl desem, asma kabağı gibi uzun ve büyük bir ağacın meyvesi gibi, armut demek. Böylece konumuz ormandan geçen yoldan, Lazcaya gelmişti işte. Saadettin Amca devam etmişti: -Lazcada armut çeşitleri saymakla bitmez ki kızım, niye şaşırıyorsun?

Haçaçuri çuhuli, puçuri çuhuli, kalam sapi çuhuli, mektasi çuhuli, dundu çuhuli, ceronori çuhuli… Daha bu aklıma gelenler, armutların yarısı bile değil. Hepsini görünce tanırım ben, adlarını da iyi bilirim ama Türkçede tam aynısını söylemek zor oluyor.

-Bu köyde herkes Lazca biliyor mu?

-Tabii buradaki herkes Laz, hiç kimse yok dışarıdan köyde. Biz kahvede hep Lazca konuşuruz. Ama gençler anlasalar da, pek iyi konuşamıyorlar. Okulda Türkçe konuştukları için unutuyorlar Lazcayı.

-Daha neler vardır kim bilir Lazca söylenip Türkçe söylemesi zor olan değil mi Saadettin Amca?

-Olmaz mı kızım! Nena, gurişi nek’na ren!

-Ne demek o?

-Dil, yüreğin kapısıdır.”

Tevfik Esenç kendi toplumunda tek başına üstlendiği, yaşayan bir dilin son temsilcisi olma görevini dünyanın farklı yerlerindeki birçok insanla paylaşıyordu aslında. Kuzey Amerika yerli dillerinden Kupenyo dilinin son konuşanı Roscinda Nolasquez 1987’de 94 yaşında, Vapo dilinin son konuşucularından Laura Somersal da 1990’da ölmüşlerdi. Onların ölümleri bile gelecek tehlikenin boyutlarını anlamaya yetmemişti.

Bilinen dünya dillerinin yaklaşık yarısı son 500 yıl içinde ortadan kalktı.

Dilbilimciler bugün yeryüzünde 5 bin ile 6 bin 700 arası dil bulunduğunu hesaplıyor. Bunların en az yarısı, belki de daha çoğu gelecek yüzyıl içinde ortadan kalkmış olacak. Avustralya’da, Avrupalılarla ilişkiye girilmeden önce belki 250’den çok dil vardı. Şu an ise 50’den azı konuşuluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin kapladığı alanda, Kristof Kolomb’un ayak bastığı tarihte konuşulan tahmini 300 dilden bugün yalnızca 175’i konuşuluyor. Ancak bunlar da ucu ucuna yaşayabiliyor.

Eskimo Dili Çalıştayı Michael Krauss (ayakta) (1970)
Eskimo Dili Çalıştayı Michael Krauss (ayakta) (1970)

Evde ana baba tarafından çocuklara doğal yollarla aktarılmaktan çıkan diller tehlikededir. Öyleyse kilit soru şudur: Bugün konuşulan dillerden kaçı çocuklar tarafından evde öğrenilmiyor? Dünya nüfusunun yüzde 90’ının en çok kullanılan 100 dili konuştuğu hesaplanıyor. Bunun anlamı, yeryüzündeki insanların yaklaşık yüzde 10’u tarafından konuşulan en az 6 bin dil bulunduğudur. Dilbilimci Michael Krauss, 100 binin üzerinde konuşucusu bulunan bütün diller hesaba katıldığında “güvende” olan ancak 600 dil bulunabileceğini ileri sürüyor.

1917 yılında bir Inuit ailesi

Peki bu dillerin ölmesi neden kaygı verici? Hepimiz aynı dili konuşup, kolayca anlaşsak çok daha iyi olmaz mı? Eğer bir dili sadece dilbilgisi olarak görüp, diğer dillerin de kendi dilimizle aynı olduğu yanılgısına kapılırsak bu sorular mantıklı olabilir. Oysa her dil, kendi içindeki sözcükler, deyişler, atasözleri ve masallarla binyıllardır biriktirilmiş çok değerli bilgileri taşır. Bir dilin ölmesiyle sadece sözcükler değil, bir yaşam biçimi ortadan kalkar. Yüzyıllardır biriktirilen bütün bilgiler bir daha geri gelmeyecek ve bulunmayacak şekilde kaybolur.

Örneğin Kuzey Kutup Bölgesi’nde yaşayan İnuitler (Eskimolar), bu soğuk iklimde sağ kalma yolları geliştirmek zorundadır. Dolayısıyla insanın, köpeğin ya da bir “kayak”ın yani kanonun ağırlığını hangi çeşit buz ve karın taşıyacağı, İnuitlerin hayatta kalması için çok önemli bir bilgidir ve bu kar çeşitlerinin her birine ayrı isim verilmiştir.

Büyük Okyanus’ta yaşayan Palaulu geleneksel balıkçı 300’den fazla değişik balık türünü adlandırabilir ve ay takvimine göre yumurtlama çevrimlerini bildiği balık türlerinin sayısı, bütün dünyayı kapsayan literatürdekinin birkaç katı kadardır.

Sibirya rengeyiği çobanı Todzular rengeyikleri hakkında her türlü bilgiye sahiptirler. Bir Todzu sürü içindeki bir rengeyiğini ayırt etmek için “döngür” dediğinde, “ikinci bahardan üçüncüsüne geçmiş, ilk çiftleşme döneminde olan ama henüz çiftleşmeye hazır olmayan evcilleştirilmiş erkek rengeyiği”nden söz etmektedir. Veya bir Todzu, “mıyındzak” dendiğinde, “ilk çiftleşme baharında olan evcilleştirilmiş dişi rengeyiği” olduğunu hemen anlayabilir. Başka hangi dil acaba rengeyikleri hakkında bu kadar işlevsel olabilir ki?

800pxkaiapos

Brezilya’da yaşayan ve dünyanın en büyük barajı projesiyle yaşam biçimleri tehdit edilen Kayapolar, belki de dünyadaki en iyi arı ve karınca gözleyicileridir. Yaklaşık 56 arı türünü uçuş şekilleri, davranışları, ortamları, sesleri, şekilleri, bıraktıkları izler, kovanlarının şekli, ballarının miktarı ve kalitesi, larvalarının yenip yenemeyeceği ve hatta kokularına göre 15 aileye ayırarak tanımlayabilirler!

Güney Sibirya’da yaşayan Tuvalı göçer çobanlar yıllık göç sırasında hayvanlarıyla birlikte yüzlerce kilometre derin vadilerin arasında ilerler, bir sürü dağı aşıp sayısız nehri geçerler. Bu esnada onlara yön gösterecek hiçbir aygıtları yoktur. Doğayla olan yakın ilişkileri pusuladan daha güvenlidir Tuvalı çobanlar için. Geçtikleri yerlerdeki her dereyi, dağı, ağacı, hatta ufak tepeleri, çayları bile tanırlar ve adlandırırlar. Eteklerinden geçilen bir dağın adı “beyaz baş”, “ayı kafa”, “siyah bacı” olabilir.tuvalı çoban

Tuvalı çobanlar hiçbir zaman kaybolmaz, çünkü geçtikleri yerlerdeki en ufak doğa olayını bile izlerler. Ağacın hangi tarafının yosun tuttuğu, karınca yuvalarının hangi tarafının daha dik olduğu ya da örümcek ağlarının yönü Tuvalı çobanlar için bir pusuladır. Çevreleriyle olan bu yakın ilişki Tuvalıların dilini de etkilemiştir elbette. Örneğin, “çizi-çizi” sözcüğü, “ayıların ağaçları pençeleriyle çizmesi ya da sırtlarını kaşımak için ağaca sürtünmesi sırasında ağacın üst dallarının çatırdaması, hışırdaması” demektir. Ya da “daldıyır” büyük bir atın tırnak sesi; “dıyıldır” büyük bir kuşun kanatlarını çırpma sesi; “koyurt” ise insanın kara bastığında çıkardığı ses demektir. “Hir-hir” sözcüğü ateşin çıtırdaması ya da orman tavuğunun ani kıpırdaması sonucu çimenin hışırdaması anlamına gelir. “Şülür” suyun hemen hemen kurumuş bir nehir yatağında çıkardığı sestir. Bütün bu çevresel, biyolojik, estetik ve yöresel bilginin ifade edilmesi ancak Tuvalıların kendi dilleri ile gerçekleşebilir.

Bugün bilim insanlarının Kuzey Kutup iklimi konusunda İnuitlerden, deniz kaynaklarının kullanılması konusunda Büyük Okyanus adalarında yaşayanlardan, hayvanlar hakkında Kayapolardan, topografya konusunda Tuvalılardan öğrenecekleri çok şey vardır. Ne yazık ki şimdi diller yok olurken bu bilgi de unutuluyor. Bir dilden bir başkasına geçilirken, dilde kültürel olarak ayırt edici olan ne varsa, mesela bitki ve hayvan varlığına ilişkin sözcük dağarı, bunların hepsi yitiriliyor. Hem de bir daha asla yeri doldurulamayacak üzere. Bu bilgilerin yok olması, dünyadaki ekosistemlerin korunmasında yararlı olabilecek bilgilerin yaşatılması açısından da ölüm kalım sorunlarına yol açacaktır. Yerli dillerde saklanan bilginin toprak kullanımı, deniz teknolojisi, hayvancılık, değişik yaşam çeşitleri gibi çeşitli konulara yönelik ölçülemeyecek değerde bakış açılarını sakladığını biliyoruz.

Yazının ikinci bölümü için buraya tıklayınız…

Rastgele Haber

Dindar Ama Ahlaksız Olmanın Kodları

Dindar bir insan nasıl ahlaksız olabilir? Allah’a ve ahiret gününe inanmaya devam ettiği halde nasıl …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir