Home / Güncel / #BağırHerkesDuysun!

#BağırHerkesDuysun!

Bugün 8 Mart dünya kadınlar günü. Türkiye’de kadın olmak üzerine okuyacağınız hikayeler her gün yaşadığımız hayattan alındı. BirGün gazetesi kadın çalışanları anlattı.

-Dedim, diyemedim
‘Bu iş böyle olmaz’ diye düşündüm; önümde yürüyen kadın, dükkanının önünde oturan adamın önünden geçerken kalçasına bakmasını – çok bakmasını- gördükten sonra. Göz göze geldik, gözlerimle ona ‘ne yaptığını gördüm’ dedim. Diyemedim. ‘Bir saniye sonra ben önünden geçeceğim ve sen bana da aynı şekilde bakacaksın’ dedim. Diyemedim. Ne kadar ‘bakılıyoruz’, farkında mısınız? Ne kadar rahat bakıyorlar, tanımadıkları kadınların yüzlerine, bedenlerine. Otobüs beklerken bomboş durakta gelip benim yarım metrekaremin içinde durmayı tercih eden adam, dik dik bakan adam. Rahat bırak beni. Korkumla beslenme. Kafam önümde yürümek istemiyorum geceleri. Sokaklar benim. Gece eve geç döneceğim günlerde pantolon giymeyi düşünmek istemiyorum. En yakın nereden eve giderim diye düşünmek istemiyorum, o yemyeşil parkta tek başıma dolaşabilmek istiyorum, tedirgin olmadan.

Bir taciz hikayem yok, burada bağıra çağıra haykırabileceğim. Kendimden başlarken aklıma ilk gelen, ekonomik durumdan ve sosyal statüden bağımsız olarak, sokakta yürürken neler hissettiğimizdi. Susma. Büyüğü küçüğü yok bu işin. Haykır, herkes duysun!

***

Bizim hikaye
Aynı şeyleri düşünmüyor, aynı fikri veya ideolojiyi desteklemiyor, aynı partiye oy vermiyoruz… Aynı hayalleri kurmuyoruz.. Aynı endişelere de sahip değiliz… Evet birbirimizden oldukça farklıyız. Ama bu kadar farklılığa rağmen aslında hepimiz aynıyız. Neden mi? Çünkü bizler kadınız…

Rutin yaşamlarımız içerisinde ne kadar değişkenlik göstersekte, rutinimizi bozan herhangi bir olumsuzluk karşısında hepimizaynıyız… Aynı hakarete uğramışlık, aynı aşağılanmışlık hissiyatı… Evet benim rutinimi bozan ve tam da kadın olduğum için hakarete uğrayış hikayem(iz)’in başlangıcı yeniden hissedebiliyor olmanın tadına varmak kadar basitti! Belki de değildi! Onun tek derdinin insan tarafımdan çok kadın tarafımla, bedenimle olduğunu öğrenmem çok zamanımı almadı. Bana bunu kendince en medeni! haliyle anlattığında karşı çıktım, hakaret saydım.

Ama onun için bunun bir önemi yoktu. Önemli olan, bana biçtiği ve üstlenmek zorunda kalmam gereken roldü. İkna çabaları ve tüm medeni açıklamaları işe yaramadığında ise, tam tersini denemeye karar verdi.

Ben sevgi dolu ve huzurla sevdiğim adamın yanında uyurken, o fiziksel güç gösterisiyle amacına ulaşmak niyetindeydi sadece… Tüm gücümü toplayıp tecavüz girişiminden kurtuldum. Bedenimi oradan kaçırmalıydım… Peki ya ruhumu nasıl kaçırabilirdim bu gerçekten? Ertesi gün kendinde olmadığını, aslında iyi biri olduğunu ve bunu asla yapmak istemediğini söyledi. Ve buna inanmamı bekledi… Ama bu imkansızdı… Yine de en insani iletişim kuralları çerçevesinde, onu artık görmek istemediğimi, ruhumdaki derin hasarı anlattım.

Anlamış gibi görünüyor, ama asla anlamıyordu… Artık mühim değildi… Benim içinde artık mühim olan hayatım boyunca kamburum olabilecek bir hadiseden kurtulabilmiş olmamdı.

Ben şanslıydım… Tüm şiddetine rağmen ona karşı koyabildim.. (Tabii buna şans denirse…) Zor da olsa onu hayatımdan çıkardım… Tüm izlerini teker teker yok ettim. Tabiki en uzun zamanı ruhuma ayırdım.

Peki ya sen?

Evet bu aynı zamanda senin hikayen.. Benimle aynı şansı yakalar mısın bilmem, ama aynı güce sahipsin… Neden mi? Çünkü sen kadınsın…

***

Muavine karşı
Çanakkale’ye gidiyoruz. Kardeşim cam kenarında, ben koridor kenarındaydım. Muavinin her geçişinde yaptıkları yapmaya çalıştıkları belli bir andan itibaren dayanılmaz hal alınca gözlerim dolsa da kardeşime belli etmemeye çalıştım başlarda. Çünkü önümüzde daha 5 saatlik yolumuz vardı. Ancak yolculuğun sonunda dayanamayarak kardeşime anlattım ve firmaya gidip şikayette bulunduk. Firma  o elemanlarını işten çıkartacağı teminatıyla yaklaşsa da onbeş gün işten uzaklatırmayı yeterli bulmuştu. Sesini çıkardığın zamanda bile onbeş günlük bir uzaklaştırmayı yeterli görenlere karşı susma kadın!

***

Koca koca adamlar
Ortaokula yeni başladığım yıl, ilk defa kendi başıma uzak bir semte gidiyorum. Önce vapur, sonra otobüs.  Vapurda sorun yok, fakat otobüse bindiğim zaman taciz başlıyor. Koca koca adamlar, sıkıştırıyor , yokluyor. Her gün değilse de sıklıkla başıma geliyor, ses çıkaramıyorum. Akşamları planlar yapıyorum, tacizcilerimi nasıl rezil edeceğim, ayaklarına basıp bağıra çağıra onları otobüsten attıracağım. Uygulamada başarılı değilim ama, en fazla dönüp sert sert bakabiliyorum ya da yerimi değiştiriyorum. Yıllar geçtikçe otobüs tacizleri azaldı, pedofili radarından çıktım herhalde. Sonra dönüp düşününce anladım, ne küçükmüşüm. Yaşım 11-12… Tabii onlar bitince taciz bitmedi, aksine çeşitlendi. Bu sefer sokakta, karanlıkta, kampüsün arka kapısından arkadaşıma giderken, fark ediyorum ki hiçbir yer güvenli değil. Fakat artık sesim var, güçlü çıkıyor. Her seferinde daha yüksek bağırıyorum. Başka arkadaşlarımın başından geçenleri dinliyorum, en ağırından hafifine etrafımda tacize uğramamış kadın yok. Utanç yerini öfkeye bırakıyor, taciz edeni kovalıyorum sokaklarda. Hep de korkakça kaçıyorlar, başları önde adamlar.  Bağırmak kesinlikle iyi geliyor.

***

Koltuklu taciz
Uzun süre iş arayışları içerisindeydim. Bir arkadaşımın vesilesiyle anaakım medyanındaki bir gazetenin başındaki ‘insancık’la tanıştırıldım. Kendisinin iş konusunda yardım edebileceği ve durumuma duyarlılık göstereceği söylendi. Kendisiyle görüşmeye gittim; ilkin cok babacan bir edayla yaklaştı, ardından “Çok güzel bakıyorsun. Gizemli bir kadınsın. Senden çok hoşlandım, sevgilim olur musun?” dedi. Daha sonra sözlü tacizde bulundu. Bu söylemler üzerine çok sert tepki verince, bana bağırarak, “Sevgilim olursan ancak o zaman sana burada bir koltuk veririm. İlla, bunu mu söyletmeye çalışıyorsun!” dedi. Ben de, “Etiketini kullanarak gücünü hissettirmeye çalışıyorsun, yok böyle bir dünya!” diye yanıt verdim. İşte, bu ‘insancık’lar senden menfaat elde edecekse, yardımcı olurlar. Onların sığ dünyaları ‘farklı’ işliyor. Ahlak, onur, insanlık nedir bilmezler?! ‘İnsan’ olan zaten çıkarsızca, duyarlılık gösterir ve yardım elini uzatır. Biz kadınlar olarak, onurumuzla, gurumuzla mücadele ederek, emek harcayarak bir yerlere gelmeliyiz. Maalesef ki, ‘kadın’ olarak varolabilmek çok zor. Yaşamımızın birçok alanında çok zorluklar yaşıyoruz. Elbette, aç kurt ‘insancık’ların davranışları bizleri yıldırmamalı, daha direngen daha mücadeleci olmalıyız. Her yaşadığımız haksızlığa karşı geçmişin verdiği cesaretle sokağa çıkıp sesimizi duyurmalıyız.

***

O bankta
Bir tatil günü, yine okul bahçesinde buluştuk birkaç arkadaş. Yakartop oynadık, ip atladık. Yoruldum bir banka oturayım dedim. Bankta da 45-50 yaşlarında bir adam oturuyor. Ucuna iliştim bankın, rahatsız olmasın diye. Adam “Gel gel rahat otur” dedi. “Yok böyle iyi” dedim. “Gel gel” dedi, dizine vurdu elini, kedi çağırır gibi. Yüzünde pis bir sırıtış. “Çocukları çok seviyordur belki, şimdi kalkarsam ayıp olur” diye düşündüm önce. Kalkmadım. Bir baktım adam yaklaşıyor. Biraz yaklaştı önce,arada mesafe var halen. “Hah” dedim içimden, “Sapık bu, annemin dediğinden.” “Nereye doğru koşsam” diye aklımdan geçirmeme kalmadı, bir baktım, adamdibime kadar gelmiş. Kaçmak istesem yakalayacak. Çığlık atsam? Arkadaşlara baktım, okulun öte yanındalar. Hem onlar da çocuk, adam iri yarı. Kimse yok başka. Adam sarılmaya çalışıyor, bir eli bacağımda, pis pis sırıtıyor. Korkudan şoka mı girdim artık, ne olduysa, hiç sesim çıkmıyor.

O sırada Ayten Abla’nın sesini duyuyorum. “Çabuk yanıma gel!” Ayten Abla okulu temizliyor. Çoluk çocuk, okulun bahçesinde bir kulübede kalıyorlar. Onun sesiyle kendime geliyorum, hemen onun yanına koşuyorum. Ayten abla “Defol git buradan, polisçağıracağım” diye bağırıyor adama. Adam halen sırıtıyor. Ayten Abla beni eve bırakıyor.

Annemlere hiçbir şey anlatmıyorum, bir daha evden çıkmamıza izin vermezler diye. Ama korkudan kendim bir hafta evden çıkamıyorum.

***

Sansür iyidir bazen
Mecburi yüzme seanslarının olduğu günlerdeydim o zamanlar. Yolu sapa, ıssız sayılabilecek bir yerdeydi. Minibüsten inince yürüme mesafesi bitmeyecek gibi gelirdi. O günde ‘bu yol nasıl biter’ diye düşünürken karşıma aniden bir genç çıktı. Deyimi yerindeyse ‘kafası güzeldi’. (Yaşananların tamamını buraya yazarak paylaşamayacağım. Hatırlananlara sansür uygulamak iyidir bazen.) Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki o gün üzerimdeki pantolonu çöpe atmak aklıma gelene kadar o pantolonu her gördüğümde ağladım. Çöpeatarak yaşananlardan kurtulamasam da en azından artık dolabımda o gence ait bir şeyin olmadığını bilmek iyi geldi.

***

Ben ‘arkadaşımın’ yalancısıyım
Yıl 2014 aylardan Şubat… İstanbul’un göbeğinde bir toplutaşıma aracına binmek için ‘arkadaşım’ akbilini çantasından çıkarmış ve ‘dıdıt’ sesine karışan bir şey gelmiş kulağına şoförün söylediği. Arkadaşım ‘efendim’ diye tekrarını istemiş şoför tekrar etmiş: “Eteğini giymeyi unutmuşsun”. Yalnız bu yaşanan kesinlikle ama kesinlikle benim değil arkadaşımın başından geçti, yanlış anlamayınız!

***

Terfi de alırsın
Bir vakitler çalıştığım bir yerde, erkeğin biri, tuhaf bir bahaneyle aldığı mail adresim yoluyla önce sanal ortamda taciz etti. Tersledim. İki gün sonra iş yerinde yakaladı. Kafamı kaldırmadan hızlı adımlarla yürümeye başladım. Arkamdan gelmeye devam edince, ‘nasılsa giremez’ diye düşünüp tuvalete attım kendimi, kafam hâlâ yerde, içeri girdiğini fark ettim, tuvalet kabinine kapattım kendimi. Bir ara acizliğin utancı korkumdan ağır bastı. Bir süre bekledi. Hakaret etti. Çıktığından emin olunca açtım kilidi. Bir kadın dostum vardı yanına gittim hemen, anladım ki tek kurbanı ben değilmişim. ‘Ben yanındayım’ dedi, ‘Şikayet edelim’. ‘Tamam’ dedim. Aslında aciz değilmişim. Sonra başka kadınlara anlattık durumu. Bir kadın ayağa dikilip ters ters baktı buna, diklendi, herif korktu belli. Müdürüme anlattım, erkekti. Çok sinirlendi olana, beni hiç sorgulamadı, ‘peki ya sen’le başlayan cümleler kurmadı. Daha güçlü hissettim. İş büyüdü, dilekçe verdim, o kadın dostum da verdi. Şu yöneticilerden başka kimsenin giremediği katlardan birine çıkardılar beni, tekrar anlattım. Onlar da çok kızdı falan. Sora dönüp bana ‘Ne yapalım?’ diye sordular. ‘Kanunlarda bunun karşılığı yok mu?’ dedim… ‘Yeni ev aldı kredi ödüyordur şimdi atsak çok mağdur olur’ gibi cümleler de hatırlıyorum. ‘Atın desem, kinlenip canıma kastetse beni koruyabilir misiniz?’ dedim. Cevap veremediler. Atın diyemedim. ‘Kınama veriyoruz o zaman’ dediler. ‘Benim de karım var, kızım var’ dediler. ‘Bir daha kafasını senin olduğun tarafa çevirse dahi atarız’ dediler. Eyvallah dedim. Birkaç ay geçti, ben oradan ayrıldım. ‘Tacizci terfi etti’ dedi birileri.

***

Sahnede biz
Üniversitedeki ilk senem. Başrollerde ben ve tiyatro eğitmenim. Bir gün bir prova esnasında yalnız kaldık. Rol gereği zaten ikili sahnelerimiz olduğu için birlikte çalışacağımızı düşündüm ve haliyle aklıma yanlış bir şey gelmedi. Meğer onda durumlar benim sandığım kadar normal değilmiş. Adam benimle yalnız kalmayı daha önceden planlamış. Prova sırasında bana tacizde bulundu. Kendimi kurtarıp diğer eğitmenlerime durumu anlattım, hemen tiyatroyla bütün ilişkisi kesildi. Yaşadığım travmadan bahsetmeme gerek yok sanırım. Kadınsanız, anlarsınız…

***

Zaman şimdi
Zaman lise. Sabah okula gitmeden önce kızlarla buluşuyoruz, çay, kahve poğaça keyfi yapıyoruz. Okul şehrin göbeğinde olduğu için manzaramız genelde apartmanlar, saçma sokaklar, yer yer yeşillikler. Bizce kahvaltı faslı bittikten sonra üçümüz yanyana sokak aralarında yürüyoruz. Bir adam var, belli belirsiz peşimizde. Dert etmiyoruz. Aynı adam bir süre sonra bir apartmanın girişinde, yüzünde bir gülümseme. Önce anlamıyoruz, sonra görüyoruz. Mastürbasyon yapıyor. Aslanım! Çığlık atarak kaçıyoruz. Zaman şimdiler, bir apartmanın. Önünde gülümseyerek bana bakan bir adam varsa benim kafam öte yanda. Kendi kulağıma fısıldaya fısıldaya ‘saçmalama, saçmalama…’

Alıntı: BirGün

Rastgele Haber

Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın… Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından biri olduğunu da …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir